Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Magazin
Giyim - Moda
Güzellik - Bakım
Hamilelik - Annelik
Kadın Sağlığı
Mutfak - Yemek



Sponsor Linkler:
Bahçelievler Anaokulu
Bakırköy Anaokulu
Şahan Gökbakar, Recep İvedik ve kendisi
Şahan Gökbakar, Recep İvedik Komedyen peşinde koşan kadınlara üzülüyorum
      "Popüler olmaya başladığım dönemde bayağı fırsatlar, arzlar, durumlar gerçekleşti. Ama ben o tarz kadınları sevmiyorum. Yoksa baktığın zaman diğerlerinden fiziksel olarak çok farklılığım yok! Kadınlar ve erkeklerin birbirlerinin hayatlarına değecek bir ilişki yaşamalarından yanayım ben".. . .

      - 4 milyon 282 bin kişi izledi Recep İvedik'i. Peki, başarıdan önce, başarıdan sonra diye ayırdınız mı hayatınızı?
      - Ben zaten kendi yaptığım işleri beğendiğim ve sürekli onunla meşgul olduğum için pek farkına varamıyorum ne olduğunun. Bir de her şey çok yeni olduğu için pek fırsatım olmadı kendimle baş başa kalmaya. Film hâlâ vizyonda, herhalde tatilde keyfini çıkarırım. Ama kendimi iyi hissediyorum çünkü TV'de iş yaparken beni eleştirmeye başlamışlardı. TV 8'de Dikkat Şahan Çıkabilir'i yaparken bir popülerlik yakalamıştım, atv'ye geçince eleştirmeye başladılar...

      - Entelektüel kesim televizyonda bir şey keşfedince yere göğe sığdıramıyor, ama onu daha çok insan keşfedince yerden yere vuruyor. Tam olarak böyle mi düşünüyorsunuz?
      - Evet, bunu da bir entelektüel kisve altında yapıyorlar. Benden yaşça büyük, daha tecrübeli abilerim 'Bu olacak dikkat et,' demişti. Oldu hakikaten! atv'nin kendi içindeki karışıklıklardan dolayı bana yansıyan zaman kaymaları, yayınlanmamalar gibi şeylerden ötürü düşüşler yaşamaya başladım.

      - Tam tırmanışa geçmişken, içten içe 'Yırttım,' diyerek kendini kutlarken bu eleştiriler insana ne hissettiriyor?
      - Bizim toplumumuz birini çok sevdiği zaman göklere çıkarıyor, sonra onu en tepede yalnız bırakıp, 'bakalım şimdi ne yapacak' diye bekleme moduna giriyor. Sürekli eleştirilince, 'kendini tekrar ediyor, bak gene aynı skeçler' gibi eleştiriler alınca tadım tuzum kalmamıştı, programı bitirmiştim. Ve "Şimdilik televizyon yapmayayım, sinema yapayım," dedim. Sonuç olarak da böyle bir başarı geldi; beni koydukları yerden çok farklı bir sonuç çıktı ortaya. Kimse de beklemiyordu bu sonucu. Sadece ben, tahmin etmiştim!

      - Liste başındaki Kurtlar Vadisi- Irak'ı geçeceğinizi düşünmediniz herhalde! Sonuç sizi de şaşırtmadı mı?
      - Bu kadarını kimse beklemiyordu, ben de o gruba dahilim! Çünkü Kurtlar Vadisi Irak'ın yakaladığı rakamı iki-üç sene hiç kimse göremedi. Beyaz Melek ve Kabadayı'nın yaptığı 2 milyonluk gişeler 'çok iyi' olarak sayılıyordu, öyle bir döneme girilmişti. O yüzden bu skoru kimse tahmin edemedi. Ben 'en azından 2 milyonu devirir,' diyordum. Ama herkes '300 bin yapar,' dedi.

      - İyi para kazandınız mı peki? 3 milyon YTL rakamı doğru mu?
      - Bizim filmimiz Türkiye'deki en kârlı film. Çünkü filmimizin bütçesi 1 milyon 250 bin dolardı, o kadar para harcadık filme. Dolayısıyla yapımcıya kalan para kazanılan para demektir. Ben bu filmden hak ettiğim kadarını kazandım, diyelim.

      - Böyle bir başarı yakaladığınızda ve Top 10'da ilk sırayı aldığınızda, bir level üste çıkmış gibi hissettiniz mi?
      - Sorudan şunu mu anlamalıyım: Daha önce bir-iki kişi vardı tek başına oynayıp bu kadar gişe yapan, şimdi bu ikiye çıktı. Sen de onların arasına girmiş oldun.

      - Evet! Böyle bir durum mu sizinki?
      - Hiç böyle hislerim yok aslında. Yani 'şu anda ne oldum' gibi bir durumum yok. Bu film 700 bin de yapsaydı ben gene mutluydum çünkü istediğimi yapmış olurdum. Dolayısıyla bu işe başlarken kimseyi kendime çıta olarak kabul etmedim, 'onu geçeceğim' gibi hırsları olan bir adam olmadım. Olmadığım için de kazandım!

      - Demek istediğim şu: Bir elin parmağını geçmeyecek sayıda komedyen var Türkiye'de. Artık o basamağa çıktığınızı düşünüyor musunuz, onların arasında hissediyor musunuz kendinizi?
      - Ben öyle bir basamaklar yumağı olduğunu, herkesin bir basamakta durduğunu düşünmüyorum. Herkes etrafta, herkes İstanbul'da, herkes komedi işiyle uğraşıyor, herkesin sevenleri diğerlerinin sevenleriyle bir noktada buluşuyor. Ben şu anda, rakamsal olarak elinde büyük bir kitle tutan bir komedyen oldum. Bunu sokakta da bizzat gözlemliyorum. Bana 'Ya bu kimdi, nereden tanıyoruz?' diye bakanlar şimdi 'Şahan abi ne haber?' diyor. Bir marka durumu oldu artık.

      - Türkiye malzemesi bol bir ülke ama komedyen sayısı çok az. Neden?
      - Bu işe başlayan gençlerin veya komediyle ilgilenen insanların kendilerine ait tavırlarının ve tarzlarının olması gerekiyor. Sadece komedide değil, ayakkabı sektöründe de, kıyafet sektöründe de, gidip bir şey alıp onun kopyasını yapmak veya gördüğümüz bir şeyin üzerine boncuk koyup satmak gibi bir tarz var, kolaya kaçma var. Bak bak işte bir sepet! (Bebek'teki ofisinin karşısındaki apartmandan sepet sarkıtan kadını gösteriyor) Burası da Bebek mesela! Bunun için gittiler işte benim filmime. Yaşamın içinden, doğal şeylerdi filmde anlatılanlar...

Şahan Gökbakar, Recep İvedik Hayvan mıyım ben kahvaltıda hamburger yiyeyim!
      - Kilolarınızla mutlu musunuz?
      - Daha önce filinta gibi zamanlarım da oldu. Şimdi ise beş sene body yapmış da bırakmış kıvamda vücut yapım var. Hımbıllaşmadığım sürece problem yaratmaz.

      - Kadınlarla ilişkinizde sorun yaşadığınız ya da güveninizi kaybettiğiniz oluyor mu?
      - Kendimi çok kilolu görürsem mutsuzlaşabilirim ama şu anda kendi vücudumu çok da kötü bulmuyorum, kalıplı durduğum için sorun olmuyor. Beni görenler 'çok iri bir herifsin,' diyorlar.

      - Spor yapmıyor musunuz hiç?
      - Yapmıyorum. Spor salonuna gidince diyorsun ki, herhalde İstanbul'daki benim gibi 500 şişmanla yan yana bantta koşacağız. Ama öyle olmuyor. Ben o amaçla üye oluyorum, koşu bandına çıkıyorum, bir anda sağımda cillop gibi beş hatun, solumda üçgen vücutlu beş adam, aralarında sen, zayıflamaya doğru koşuyorsun. Çok kötü hissediyorsun kendini. O ortama girmem.

      - Kahvaltıda pizza, hamburger yediğiniz doğru mu?
      - Espri yaptım, olabilir mi böyle bir şey? Hayvan mıyım ben kahvaltıda oturup pizza, hamburger yenir mi?

Çocuk sahibi olmayı belki 50 yaşımda düşünürüm
Şahan Gökbakar, Recep İvedik       - Komedyenler ve kadınlar. Ayrılmaz ikilidirler değil mi?
      - Olmuş da, ben ona rastlamadım!

      - Niye rastlamadınız? Şöhretli komedyenlerin hepsi bir bir bu yollardan geçti, bir sürü ilişki yaşadı biliyorsunuz...
      - Ben o kadınlara üzüldüğüm için böyle bir tavır sergilemedim, yoksa ben de aynı olayı gerçekleştirebilirdim. Yani baktığın zaman, fiziksel açıdan benden çok büyük farklılıkları yok onların!

      - Komedyenlik ve şöhret bir araya gelince mi dayanılmaz oluyor?
      - Bu zekâyla alakalı bir şey. İşte Hülya Avşar söyledi; dünyanın en seksi şeyi başarıymış. Kadınlara bu çok seksi geldiği için bu oluyor ama dediğim gibi, ben o tarz kadınlardan pek hoşlanmıyorum.

      - Nasıl kadınlardan hoşlanıyorsunuz?
      - Daha hanımefendi kadınları beğenirim. Oturmasını kalkmasını bilen, konuşmaya başladığı zaman söyleyecek lafı olan.. Seninle paylaştığı şey sadece senin hayvansal güdülerine değil, beyinsel güdülerine de temas edecek...

      - Bundan kendini korumak da büyük başarı. Bir ilişkiniz olduğu için mi korudunuz kendinizi yoksa kadınsavar taktikleriniz mi var?
      - Pek fazla iletişim kurmam öyle tiplerle, kurmayınca da anlıyorlar zaten. Ama ben, ilişkim olmadan önce de koruyordum kendimi. Doğa'yla ilişkimiz başlamadan üç-beş ay evvel popüler olmaya başlamıştım. Dolayısıyla da bayağı fırsatlar, arzlar, durumlar gerçekleşti. Ama dediğim gibi, o tarz kadınları sevmiyorum. Ben kadınların hep mutlu edilmesi gerektiğini, onların ve benim hayatımıza değecek bir ilişki yaşanabilecekse bir araya gelinmesi gerektiğini düşünüyorum.

      - Bir kadının şöhretinize mi, size mi geldiğini nasıl anlarsınız?
      - Bir kadınla ilgilenirsem, ilgilenirim. Yani bir kadının benimle ilgilenip ilgilenmediğiyle ilgilenmiyorum ben.

      - Doğa Rutkay'la birlikte misiniz hâlâ?
      - Evet. İki buçuk yıl kadar oldu.

      - Nasıl bir ilişki sizinki?
      - Keyifli, iki iyi arkadaşız en başından beri. Benim frekansımı anlıyor, yani benim ne söylemeye çalıştığımı veya nerelerde ne tepkiler vereceğimi çok iyi biliyor, ben de onunkileri biliyorum, yani çok fazla hır gür olmadan, huzur içerisinde, insana kendini iyi hissettiren bir ilişki yaşıyorum ve o yüzden de devam ediyor zaten. Olmasa zaten biter.

      - Centilmen bir adam mısınız siz?
      - Ben romantik ve centilmen bir adamım. Ben bir kadına kendisini dünyanın en güzel kadını gibi hissettirebilirim.

      - Bu kadar iddialısınız! Nasıl yapıyorsunuz bunu?
      - (kahkahalar atıyor) Önce soğanı pembeleşinceye kadar kavuralım diye bir tarifi yok bunun! Çeşitli anlar, öyle ömre bedel durumlar, ortamlar yaratılabilir ki...

      - Böyle mi tavladınız Doğa'yı?
      - Bizimki çok ilginçti, tavlama üzerine başlamadı. İlk anda aslında birbirimizi beğenmemiştik, birbirimizin hareketlerini beğenmemiştik. Sonradan beraber vakit geçirdikçe ilk aldığımız izlenimlerin tam tersini fark ettik. Bu da aslında en yaygın sevgili olma şeklidir! (gülüyor) 'En büyük aşklar nefretle başlar' gibi sloganların çıkış noktası budur, öyle oldu bizimki de.

      - Çocuk düşünüyor musunuz?
      - Hayatımda hiç düşünmedim! Ama hayallerim var. Mesela 50-60 arasına ulaşırsam olabilir.

Beyazıt komplekssiz olduğunu gösterdi
Şahan Gökbakar, Recep İvedik       - Eleştirildiğinizde sanatçılardan hiç destek gelmedi mi?
      - Kimsenin desteğine ihtiyacım yok. Çünkü İstanbul'a geldiğimde düşünmüştüm; ne kadar garip şehir, insanı ne kadar hızlı tüketiyor, bir gün bir ortamda sana kral gibi davranıyorlar, öbür gün dilenci gibi. Anlayamıyorsun bile seni nereye koyuyorlar! İstanbul'da yaşadığım dostluklardan bir şey beklememeyi öğrendiğim için, filmden sonra beni tebrik etmeyenlere hiç kırılmadım. Ama bir komedyen olan Beyazıt'ın, benim kadar mutlu olduğunu hissettiğim sesinden tebrik almak çok güzeldi. Bu, hem onun ne kadar komplekssiz olduğunu, hem kendiyle ne kadar barışık olduğunu, hem kendinden ne kadar emin olduğunu kanıtladı. Aksi tavır takınanların ise ortaya koyduğu şey, kendileriyle problemleri olduğudur.

      - Eleştiri geldiğinde de rekor kırdığınızda da çok soğukkanlı durdunuz, gerçekten öyle miydiniz?
      - Ben böyleyim. İlk hafta 800 bin yapınca çığlık attım, bağırdım, eğlendim; o kadar! İlk aklıma gelen de şuydu: Acaba annem beğendi mi?

      - Beğenmiş mi peki?
      - Çok beğenmiş. Annem beni çok objektif izleyebiliyor, kendi oğlu gibi değil de, 'bu ne yapıyor' diye izliyor.

Ben sinirlendiğimde gülüyorlar, komik oluyormuşum!
Şahan Gökbakar, Recep İvedik       - Kendinizi komik bulur musunuz?
      - Benim tarzım biraz komik geliyor bana, evet (gülüyor).

      - Başka birinden bahseder gibi konuştunuz!
      - Benim tespitlerim komik oluyor! Bir de komik sinirleniyormuşum. Yani ben sinirlenince herkes eğleniyor!

      - İvedik'te sizden bir şey var mı?
      - Çok fazla şey var. Mesela çok iyi bir herif Recep İvedik.

      - Reklamı geçelim. Başka?
      - Ben de iyi kalpliyimdir. (gülüyor) Şaka bir yana, çok patavatsız bir adam, ben de öyleyim. Kendi kişisel pislikleri var, geğiriyor falan. (kahkahalar) Yani onun kadar abartılı olmasa da sınırları zorluyorum ben de.

      - Komedyenler genelde günlük yaşamda, normal hayatlarında ciddi adamlar! Sokakta görenlerin 'Aa hiç de komik değilmiş,' deyip hayal kırıklığına uğradığı sahneler gibi yani. Bu komik adamlarla, ciddi adamlar nasıl iç içe geçiyor?
      - Birbirini doğuruyor diyebiliriz. Mesela ben ciddi olduğum anlarda hep böyle etrafa bakıp, 'Bu adam niye böyle dedi şimdi?' diye düşünürüm. O ciddi duruş anında, sürekli bir şey düşünüyor oluyorum ve komik şeyler üretiyorum. O gördüğüm şeyi taklit ediyorum, o adamı yakalıyorum yani.

İçimizdeki kıroyu ortaya çıkardım
Şahan Gökbakar, Recep İvedik söyleşi       - Bu kadar insanın Recep İvedik'i izlemesini açıklamakta aciz kalanlar da oldu malum! Sizce neden biz bu filmi izledik, neden rekor kırdı bu film?
      - Hani derler ya evinizde en değerli eşyanızı en görünür yere koyun, kimse onu almaz, çünkü kimse oraya bakmaz! Bu filmin hikâyesi ve olayı da o kadar net ve o kadar basit ki! Bir tane adam var mahallede yaşayan, herkese sataşan, her konuda fikri olan ama kendine ait doğruları topluma ters gelen... Herkesin söylemek istediği şeyleri söyleyen ve bu yüzden kaba bulunan bir adam.

      - Yabancı olmadığımız, tanıdık bir tip, o yüzden mi anlayamadık yani biz bu filmi?
      - Evet, çünkü aslında herkes böyle. Erol Günaydın geçen gün eleştirmiş filmi, çok hoşuma gitti. "Nedir bu şimdi, anlamadım ki, ne olacak bundan yani?" diyor. Çok şaşırmış, o kadar tatlıydı ki.

      - Yani ağlanacak halimize mi güldük Recep İvedik sayesinde?
      - Kendini elit zanneden, toplumdan kopuk yaşayan, çello dinleyip takılanlara, iki kadeh şampanyadan sonra 9/8 ritmi daya, göbek atmaya başlarlar. Gözlerimle gördüm. Dolayısıyla bu filme, 'Anlamadık biz, çok kaba, çok argo, çok bayağı,' filan diyenlerin hepsi, aslında kendi çizdikleri resmin içine hapsolmuş insanlar.

      - Aslında kıroluğumuz üzerinden mizah yaptınız siz, öyle mi?
      - Aynen öyle. Benim bu karakterdeki ana çıkış noktam toplumdaki tabulardı. Diyelim saatinizi hiç beğenmedim! Ama bunu sizinle paylaşamam çünkü bu toplumsal bir kuraldır. Görüşme biter, gidersiniz 'Gördün mü saatini kızın, ne iğrenç, kolunda da kocaman durmuş,' diye arkandan konuşurum. Bizim olayımız budur; kimse kimseye düşündüğünü söylemez. Recep İvedik ise senin karşına oturur, 'O saat ne öyle, hiç hoşuma gitmedi, ne kadar saçma bir saat, senin kendinle problemlerin mi var, erkeklik gompleksin mi var?' der. Herkesi bu kadar güldüren şey de bu! Bu karakteri ilk kez televizyon ekranında 'Kim 500 Milyar İstemez ki'de bir tipleme olarak yarattığımızda ortaya çıktı ki, aslında herkes Kenan Işık'a 'elini yüzünden çek' demek istemiş! 'Son kararınız mı?' diye sorduğunda 'Değil ulan ne olacak?' demek istemiş.

En son üç yıl önce kitap okudum!
Şahan Gökbakar, Recep İvedik ropörtaj       - Belli ki çok iyi gözlem yapıyorsunuz, insanları izliyorsunuz...
      - Ben bütün bu kaynağın tam içinde yaşadığım için zorluk çekmiyorum. Ofisin camından baktığımda aşağıya sepet sarkıtan bir teyze görebiliyorum.

      - Sizi besleyen tek yol bu mu, yoksa ne bileyim çok da okuyan biri misinizdir?
      - Okumayı pek sevmem!

      - Vakit bulamıyorum falan der insan!
      - Bu söylediğimde latife de var biraz ama pek takdir etmem. Yani kitap olayını pek beğenmiyorum. (gülüyor)

      - Niye?
      - Küçükken bize çok Gülten Dayıoğlu okuttular, benim çok sinirlerim oynadı o dönem ya! O Suna'nın serçelerine üzüle üzüle, o kıza ağlaya ağlaya mahvoldum. Bütün hevesim gitti valla...

      - En son ne zaman kitap okudunuz?
      - En son, üç sene filan önce okudum. Frederick Beigbeder'in Aşkın Ömrü Üç Yıldır ve Ecstasy Öyküleri'ni okudum. Adamın tarzı çok hoşuma gitti, bütün kitaplarını aldım.

      - Bir gün egonuzun; zekânızın ve başarınızın önüne geçmesinden korkmuyor musunuz?
      - Hayır!

      - Nereden biliyorsunuz?
      - Çünkü benim sabit egom var! (gülüyor) Doğduğum günden beri aynı egoya sahibim, ne azalır ne çoğalır. Ben ünlü olmadan önce de böyleydim, ünlü olduktan sonra da böyleyim, dünya starı olsam bir gün yine böyle olurum, eminim.

Kaynak: Sabah




Google