Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Magazin
Giyim - Moda
Güzellik - Bakım
Hamilelik - Annelik
Kadın Sağlığı
Mutfak - Yemek



Sponsor Linkler:
Bahçelievler Anaokulu
Bakırköy Anaokulu
Gülben Ergen'le yaşam sohbeti
“Atlas’ın annesiyim, gerisi hikaye”
Gülben Ergen'le sohbet-söyleşi-ropörtaj       Televizyon programı, konserleri, reklam filmleriyle gündemden düşmeyen Gülben Ergen: “Şu anda biri siz kimsiniz dese ‘Atlas’ın annesiyim’ derim. Gerisi hikaye...”

      Gülben Ergen ile buluşmak kolay olmadı. E-mail’ler, telefonlar, mesajlar, sonra yeniden telefonlar... Nihayet evinin kapısındayım. Orman içinde, kocaman bahçeli, çok ferah bir ev... Kapıdan girdiğimde karşımda kucağında bebeği, neredeyse makyajsız, sade bir kadınla karşılaştım. “Aç mısın, Allahaşkına bir şey ye” diyen, bahçesinden biber koparıp ikram eden, çocuğuna şeftali rendelemek için izin isteyen bir kadın... Hoppala, ben Gülben Ergen’e gelmiştim. Meğer artık o Atlas‘ın annesiymiş.

      Ekranda göründüğünden daha zayıf, sandığımdan çok daha rahat ama çok çok kontrollü, çok profesyonel, çok dikkatli... Aldık kahveleri (O bitki çayı içti galiba) ormana karşı havuzun şıkırtıları arasında konuştuk. Neşeli, hareketli, matrak bir kadın. Çok çok güldük. Hele Mustafa Erdoğan‘la aralarındaki farklara...

      Arada Atlas’a mama yedirdi, beni bahçesinde gezdirdi, bostanını gösterdi. Hani sanki hep tanışıyormuşuz, arada sırada buluşuyormuşuz gibi...

      Bir sürü şeyden konuştuk ama en çok geçirdiği değişimden. Alaturka bir solistten modern şarkıcıya dönüşmesi, hırslı bir yıldızken şimdi kendini yalnızca “Atlas’ın annesiyim” diye tanımlaması... Nereden nereye evrildi, ne oldu ne bitti, bilmiyorum. Ama gördüğüm şu: Çok mutlu ve huzurlu bir kadın var karşımda.

      Evlendikten sonra değiştiniz mi?
      Bence ben evlenmeden önce değiştiğim için bu güzellikleri yaşıyorum. Daha önceden değişmişim ki bu insan karşıma çıktı.

      Evliliğinizle ilgili, siz burada oturmuşsunuz Kral TV seyrediyorsunuz, Mustafa Erdoğan da kenarda Marx okuyor gibi bir görüntü var.
      Aynen öyle. O her gördüğü dağa tırmanmak istiyor, ben Bali’de masaj yaptırmak... Ama birbirimize ayak uyduruyoruz. Gülüyoruz, çok eğleniyoruz. Başka dünyaları öğreniyoruz. Mustafa herkese küs bir adamdı, kimseyle konuşmazdı. Babası bir gün dedi ki bana “Biliyor musun, Mustafa’yı gülerken görmüşler”. Mustafa tereyağlı yemek istiyor, ben ille zeytinyağlı. Ben yeşilliklerle dolu sofra yapıyorum, Mustafa “Ne yemek var?” diyor. Nasıl ne yemek var? Semizotu, enginar, kereviz... “Tamam işte, yemek ne var?” diyor. Daha ne anlatayım size, adam siyah pantolon ve siyah tişörtle yaşıyor. Dolaplarımızı göstereyim, çok eğlenirsiniz. Benim kocaman bir dolabım var, onun küçücük, içi de siyah dolu. İki tane beyaz gömleği var; birini Yılmaz’ın düğününde giymişti, öbürünü bizim düğünümüzde. Benim pilates hocam geliyor, alaycı alaycı bakıyor. Ben de sporumu yapıyorum, doğumdan beri 20 kilo verdim, 38 bedenim kardeşim, niye bana saygı duymuyorsun? ?

      Nesini beğenmiyor pilatesin?
      Çünkü o önce bir buçuk saat koşuyor, gelince bir o kadar egzersiz yapıyor. Burnundan şıp şıp ter akacakmış. Yahu ben terleyemeyen bir tipim. “O spor değil” diyor. Yürüyoruz beraber, o koşuyor. “Ya Mustafa yürüyebilir miyiz iki dakika?” Sonra ben geride kalıp küsüyorum. Sohbetimize bak, “Senin yağ oranın kaç?” Yok artık! Ne alakası var şimdi?

      İlk nerede gördünüz onu?
      Gösterinin selamında. Sonra da okuluna gittim iş için.

      Ve “Bummm!” mu?
      Kadınsı bir iç ses... Ne kadar düzgün bir adam olduğunu ve babalığın ne kadar yakışacağını, evlenilmesi gereken bir erkek olduğunu düşündüm. Kalbim hep öyle çarptı ona.

      Kim kimi tavladı?
      Ben Mustafa’yı tavladım bariz bir şekilde. Ben tanıdıkça güzelleşirim. Mustafa’nın popülerliğin getirileriyle işi yok, başka bir dünyası var. Mustafa’nın NTV’den Powertürk’e geçiş yolculuğu bu...

“Mustafa çok konuşmama kızıyor”
Gülben Ergen'le sohbet-söyleşi-ropörtaj       Onun için Gülben Ergen’den Gülben olmaya nasıl geçtiniz?
      İlk zamanlar rahat teslim olmadı ilişkiye. Önyargılarını kırması zordu. Sonra tanıdıkça karşılaştığı Gülben, bana çok bağlanmasına sebep oldu. Bu kadar kalbine dokunabileceği birini beklemiyordu.

      Bundan 10 yıl önce karşılaşsanız yine aynı şey olur muydu sizce?
      Bence birbirimizin kıymetini bilemeyebilirdik.

      Eski size bakınca, o polemiklere filan, “Üf, ne yapmışım?” diyor musunuz?
      Dozu kaçtığında üf ki ne üf. Konuşacak başka bir şeyin mi yokmuş be kadın!

      Yok muymuş?
      Bilemedim, herhalde öyle.

      Şimdi biri laf atsa o topa girmez misiniz?
      Katiyen. Artık sormuyorlar zaten.

      Bunda Mustafa Erdoğan’ın da etkisi var mı?
      Hayır. Mustafa’nın genelde haberi olmuyor, duyduğu zaman da uzaylı uzaylı bir soruşu var: “Niye böyle bir şey söylüyorsun?”

      En çok neyinize kızar?
      Çok konuşmama. Bir de çok planlı programlı olmama. O tam tersi.

      Siz onda nelere kızıyorsunuz?
      Her şeye kızar Mustafa ya... Kızmaya yer arar yani. Ben ona okul bitti, evdeyiz diye hatırlatırım. Çok kızar, abartır, surat asar, insanın burnundan getirir. Ben küslükten çok sıkılırım, bir saat sonra barışalım isterim. O böyle yağlı ballı küser.

      Gerçekten farklısınız...
      Gerçekten. Ben zeytinyağlı, o tereyağlı. Her şeyimiz farklı. Soframız, sohbetimiz, yaşama bakış açılarımız...

      Sizi bir arada tutan ne?
      Bu farkın bizi aşık ettiğini düşünüyorum. Ortak noktamız aşk ve Atlas.

“Bir daha çalışamayacağımı sandım”
      Bebekten sonra ilişkiniz aynı mı? Yoksa öncelikle Atlas’ın annesi ve babası mısınız?
      Aynen öyleyiz. Var olan ilişkinin devam etmesi söz konusu değil çocuktan sonra. Yapabilene helal olsun ama ben bilmiyorum. Başka bir ilişki, başka bir hayat başlıyor. Bizim en önemli şansımız, Atlas’ın aynı oranda önceliğimiz olması.

      Sizin gibi fiziğiyle fazlasıyla ilgili biri hamilelikteki o deformasyonu nasıl karşıladı?
      Saçını boyayamıyorsun, tüm giyim kuşamın iç çamaşırlarına kadar değişiyor, topuklu yok. Yakışmıyor işte, güzel olamıyor insan. Belki şirin olabilme ihtimaliniz var. Ama Mustafa harikaydı bu zamanlarda. Ona minnet doluyum.

      Siz anne olduğunuzu ne zaman anladınız? Hamile kaldığınızda mı, doğum yaptığınızda mı, Atlas’la baş başa kaldığınızda mı?
      Ben doğduğumda anneymişim meğer de haberim yokmuş. Çok şaşırttım etrafımdakileri. Elim hamur gibiydi, yıkarken, emzirirken...

      Annelikten önce sahneye çıkmakla sonrası arasında fark var mı?
      Doğumdan sonra bir ara hiç çalışamayacakmışım gibi bir duyguya kapıldım. Mesela şimdi Atlas yukarıda oyun oynuyor ve ben sizinle konuşabiliyorum. Öyle değildi ilk sene.

      Nasıldı?
      Nefes alıyor mu diye bakıyordum sürekli. Doktoru arıyordum “Niye uyuyor?” diye. Ekibim “Altı ay sonrasına iş aldık” diyordu, donuk gözlerle bakıyordum. Bana “Olympia’da çıkacaksın” deseler, “Ben bir Atlas’a bakayım, gazı çıktı mı?” halindeydim.

      Doğumdan sonraki ilk konseriniz nasıldı?
      Çok korkunçtu, ay ne olur anlatmayayım. Kıbrıs’ta ve Günay’da çıkmıştım. Aklım burada kaldı. Elimde süt cihazı, kuliste süt çekiyordum, onlar dipfrize konuyordu. Rezil olduk otele. Hiç konsantre değildim, kıyafetim de güzel değildi, saçım da... Çünkü ben orada değildim.

      Madem hazır değildiniz, neden çıktınız sahneye?
      30 kişilik bir orkestram var, menajerim var, kuaför, makyöz... Hayırlı olsuna geldiler ama kibarlık bir yere kadar. Bir ordu insan benim çalışmamı bekliyordu.

      Peki şu anda kapıdan sizi hiç tanımayan biri girse ve siz kimsiniz dese...
      Atlas’ın annesiyim derim. Gerisi hikaye.

      Atlas’tan başka bir bebeğin de annesi olacak mısınız?
      Mutlaka. Bir tane daha inşallah.

“Mustafa’ya göre dans etmem için spagat açmam lazımmış. Bu saatten sonra o kadar esneyemeyeceğim!”
Gülben Ergen'le sohbet-söyleşi-ropörtaj       “Sürpriz”den memnun musunuz?
      Çok memnunum, kendimi çok iyi hissediyorum. En son bir gündüz programı yaptım, “Gelinim Olur musun?”daki Caner kafasında bardak kırdı. Ben “Aaaa” deyip reklam soktum, bana dediler ki “Şu anda reklam sokuyorsan sen bu işi yapma.”

      Ben niye buradayım dediniz mi orada?
      Evet, dedim. İyi gelmedi o program bana. Seyircinin beklentisi değişmişti. Ben değişemedim.

      “Sürpriz” reytingler açısından pek önlerde değil.
      Biz eğleniyoruz. Reytigimiz de iyi olsun çok istiyoruz ama “İlle de Roman Olsun” bizi geçiyor, ne yapalım.

      Okan Bayülgen artık programda dans etmemenizden şikayetçi.
      Birkaç programda dansı denedim, seyredince beğenmedim kendimi. Küçücük provalarla olmaz bu iş. Öyle de bir adamla evliyim ki, Türkiye’de dans üzerine tek!

      Sizi eleştirdi mi?
      Mustafa tanıdığımdan beri beni eleştiren bir adam. Ama o benim dansımı eleştirmez bile! Çünkü Mustafa’ya göre dans edebilmek için spagat (İki bacağı 180 derece açarak yere oturma) oturabiliyor olmak gerek bir kere.

      Amma da faşistmiş!
      Ne faşisti, Hitler! 35 yaşındayım, o kadar esneyemeyeceğim bu saatten sonra. İstesem değil spagat, kafamın üstünde dönerim. Ama hangisine yetişeceğim? Hayatımın bütün önceliği çocuğum. Albümüm, konserim, program... Şimdi ben hangi arada spagat açacağım?

“Yıllar önce liposuction yaptırmıştım, çok pişmanım. Onun yerine spor, masaj, yoga yapsana!”
      Alaturkalıktan modernliğe geçiş diyebileceğimiz bir dönüşüm var hayatınızda ve sanırım bu “Dadı” ile başladı.
      O kadar akıllı geçinirim, o işi anlamamıştım ben. “Marziye”yi yapmışız Kadir İnanır’la, yer gök inliyor. O sıra bana “Dadı”yı teklif ettiler. Bütün alaturkalılığımla “Bana hizmetçi rolü mü teklif ediyorsunuz, teessüf ederim” dedim. Orijinal DVD’sini yolladılar, gene hazzetmedim. Kenan Işık’la Haldun Dormen’i duyunca çok heyecanlandım. Deneme çekimine tamam dedim. O bandı aldım, fikirlerine çok inandığım komşularıma izlettim. Aman bunlar bir gülsünler, bir beğensinler. Meslek hayatımın dönüm noktası oldu.

      O eski hallerinize bakınca ne düşünüyorsunuz?
      Hepimiz resimlerimize baktığımıza saçma bir hal görmez miyiz? Kaş almayı, saçınıza hangi tonu yakıştığını bilmezsiniz. Kişiliğin oturması çok uzun zamanda oluyor. Kendimi nasıl iyi hissettiğimi ben uzun zamanda anladım. Ne kadar şıkırtılı, renkli, tüylü şey takarsanız o kadar parlayacağım zannediyorsunuz. Halbuki parlayan benim. Asıl ışık bende.

“Şarkılarımın kayıtlarını dinleyenler ‘Bu iş olmaz, sen TV’ye devam et’ dedi”
      Bunu ne zaman keşfettiniz?
      Galiba Nihat (Odabaşı) ilk fotoğraflarımı çektiğinde. Bir gün sete geldim, üzerimde eşofman var. Makyaja başladık, böyle kalsın dedi Nihat. Delirmiş herhalde dedim içimden. Resimleri görünce anladım.

      Fazla süse gerek duymamak, kendine daha fazla güveniyorsun mu demek?
      Kesinlikle. Bunu zamanla anlıyorsunuz. Hele ki böyle bir işte... Şu dudak çerçevesi kadar kabus bir şey var mı? Nasıl çekerdim onu böyle bastırarak... Bir saçımla çok oynamadım Allah’tan bir de estetikle. Sadece liposuction için kandırdılar beni.

      Pişman mısınız?
      Çok pişmanım. Spor varken, diyet, yoga varken... Gördük sonra dağ yamaç görüntülerimi. Ameliyatı iyi tutmak için çok önemli bir bakım süreci var; masaj, egzersiz. Bunları ameliyat olmadan yapsana!

      Sadece fiziksel değildi değişiminiz. Şarkılar da fanteziden popa geçti sanki.
      Modernleşti müziğim evet ama pop müzik albümleri kadar dans ettirecek bir müziğim yok. Söylediğin müzik değiştiğinde sen de onunla beraber değişiyorsun. Sahnem de değişti, kostümlerim, konser verdiğim mekanlar... Batı orkestram olduğu gibi Türk sanat müziği sazlarım da var. Bu karışım benim zaten.

      Assolist olacağım diye mi çıkmıştınız yola?
      Yok, güzel şarkılarım olacak diye. Daha yeni yeni sahneye çıkıyordum. Ne yaptım ne ettim Selami Şahin’den bir şarkı aldım. Çünkü televizyonda şarkı söylemem için bandımın olması lazım. O sıralarda annemle bir tatil köyünde Şehrazat’a rastladık, annem git konuş dedi. Derdimi anlattım. O da beni Aydın Oskay’a yolladı; “Unkapanı’nın en namuslu adamı, en doğrusunu o söyler” dedi. Şarkıları da almışım ya, gittim hemen. Aman! Kabus ötesi bir kayıt! Senin ne haddine Selami Şahin, lay lay bir şey okusana! Aydın Oskay dinledi, “Olmaz, sen televizyona devam et” dedi. Ay ben ölmek istedim o anda, hiç ummuyordum. Ve... O sırada da Maksim’de, Çakıl’da da sahneye çıkıyordum. Hani güzel kız, sahneye çıkartıyorlar durumu.

      O sesle şarkı söylüyorsunuz ve kimse bir şey demiyor mu?
      E ne diyecekler canım, altı tane şarkı söyleyip iniyorum. Sonra Erdem Siyavuşgil’i buldum. Az kalsın operacı kadının kulağını bozuyordum! Ama çok çalıştım.

      Erdem hanım ben sana ders veremem demedi mi?
      Dedi tabii. Çok sevdiği bir kedisi vardı Mestan diye, kedili bir kart aldım, “Ben de sizin Mestan’ınız olabilir miyim?” yazıp kapısının altından attım. Ben bıktırırım insanı. Hem gönlünü çalarım hem yapışırım.

      Peki bugün?
      Fena olmadı galiba! İyi şarkıcıyım ben şimdi. Bayağı güzel şarkı söylerim.

“Efe Özal’ın kanalında Turgut Özal ile beraber gezdik, gene de deneme çekimlerinde seçilemedim”
      İlk filminizden bu yana 20 yıl geçmiş. Bu 20 yılın muhasebesini yapmanızı istesem...
      Umduğumdan fazlası oldu. Çok çalıştım, aklıma ilk gelen bu. Bir gecede bir şarkıyla, bir yarışmayla, bir filmle şöhret olmadım. Patlamadım yani! Lisede okurken Hürriyet’in Sinema Güzeli yarışmasında ikinci olmuştum, ilk filmimi o zaman yaptım. Sonra diziler... Osman Seden bana bugünleri söylerdi, “Dikkat et, şarkıcılığın oyunculuğunun önüne geçmesin” derdi. Dediği aynen oldu.

      Mırıldanıyor muydunuz sette?
      Tabii canım. Benim bardakları mikrofon haline getirme durumum çocukluğumdan beri vardı.

      Sinema Güzeli yarışmasına girmek, bu bardakları mikrofon haline getirmenin sonucu muydu?
      Hani mahallenin güzel kızı durumu vardır ya, Caroline derlerdi hep bana. Arkadaşlarım çok söylediler yolla resmini diye.

      Sadece orada kraliçe olmak mıydı amaç?
      Hayır, annesi babası boşanmış bir kız çocuğu olarak başarılı olurum düşüncesiydi galiba. Çalışmayan bir annenin çocuğu olarak bu boşanmadan güçlü bir kadın olmayı öğrendim. Kendi ayaklarımın üzerinde durmalıyım, bir ayakkabı beğeniyorsam mümkünse onu kendim almalıyım.

      Neden muhasebeci olarak kendi ayaklarının üzerinde durmak değil de bu iş?
      Bir tarafım oraya, bir tarafım buraya giderdi. Babam gibi bir işadamının kadın versiyonu olayım da isterdim. Girişkenliğim, bilmişliğim, tak tak tak halim babam. Bankada staj yapardım, harçlığımı fazla mesaiyle artırırdım. Çok ataktım. Arada pazarda limon satabilme, vapurda kalem satan adamlardan olma ihtimalim vardı. Öyle bir ataklık yani! Turgut Özal’ın korumalarını yarıp karşısına çıkmıştım mesela.

      Nasıl yani?
      Efe Özal’ın Kanalmarket diye bir kanalı vardı, hani böyle tencere, çatal bıçak satan. Orada deneme çekimine girmiştim, bir baktım Cumhurbaşkanı Turgut Özal... Oğlunu ziyaret edecek, korumalar falan var. Çok istedim onunla tanışmak. Artık ne yaptımsa aradan sıyrıldım, yanına gittim. “Kimsin sen?” dedi. “Efendim, ben buraya deneme çekimine geldim.” Mümkünse torpil yaptıracağım. Sarıldı bana, bütün kanalı beraber gezdik.

      Sonuç?
      Gene de seçmediler beni.

      Bu enerji doğuştan mı var, yoksa sizi bir şeyler kamçılıyor mu?
      Galiba doğuştan. Mesela benim için çok uyumanın adı malaklıktır, hiç tahammül edemem. Ben dört-beş saat uyurum, tabii Atlas’tan sonra... Eskiden “Sekiz saat uyumazsam gözaltlarım bilmem ne olur” diye saçma sapan şeyler söylüyordum, bu “Dört-beş saat uyurum” fiyakaları Atlas’tan sonra çıktı. Yorgun uyumayı seviyorum.

Kaynak: Milliyet




Google