Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Magazin
Giyim - Moda
Güzellik - Bakım
Hamilelik - Annelik
Kadın Sağlığı
Mutfak - Yemek



Sponsor Linkler:
Bahçelievler Anaokulu
Bakırköy Anaokulu
Şevval Sam'la müzik üzerine...
“Fısıltı gazetesine inanıyorum”
Şevval Sam'la müzik üzerine söyleşi       ŞEVVAL SAM yeni albümü “Karadeniz” için promosyondan çok fısıltı gazetesine güveniyor: “İlk albümüm ‘Sek’in satışları çıktıktan altı ay sonra patladı. Görenler aldı, alanlar birilerine tavsiye etti ve efsaneye dönüştü. Şimdi ‘Karadeniz’de de durum böyle.”

“Bizim sülalede müzik anadil gibi bir şey”
      “Karadeniz” adlı yeni bir albüm çıkaran Şevval Sam: “Müzik eğitimi almadım ama bizim bütün sülale müzisyen. Ben öyle doğdum. Müzik bizim için bir dil, anadilimiz gibi bir şey. Biraz elim tutmaya başladıktan sonra beste yapmaya başladım. Sonra onların üzerine sözler gelmeye başladı”

      Süper Baba”da yeni bir yüz olarak ortaya çıkalı 15 yıl oldu. Öğrendik ki “Leman Sam’ın kızı”ymış. Beşiktaşlı futbolcu Metin Tekin’le evlenince ikinci yaftasını taktı boynuna...

      Tam kendisini oyuncu olarak kabul ediyorduk ki bir de müzik işi çıktı karşımıza. “Gülbeyaz” dizisi başladı sonra, Karadeniz müziğiyle tanıştı, Kazım Koyuncu’yla “Ben Seni Sevduğumi”yi söyledi, bambaşka bir kapı açıldı önünde... Artık herkes ondan bir Karadeniz türküleri albümü bekler oldu. Ama o usulüne göre söylenmiş alaturka parçaları içeren “Sek” albümünü çıkardı. İddiasız iddiasıyla beklenmedik şekilde çok sattı albüm.

      Bir buçuk yıl içinde “Sek”in üstüne “İstanbul’s Secrets” ve nihayet meşhur “Karadeniz” albümü geldi yine Kalan Müzik’ten. Gene çok kendi gibi, çok sade bir müzik... Otoyolla bağrı yarılmış Karadeniz’e bir ağıt gibi albüm, bir de Kazım Koyuncu’ya...

      Şevval Sam şu sıralar Kanal D’de yayınlanan “Derman” dizisinin setinde yaşıyor basbayağı. Epeydir kimse “Leman Sam’ın kızı”, “Metin Tekin”in ‘eski’ karısı diye anmıyor onu. Sadece Şevval Sam artık.

      Yıllardır beklenen albüm nihayet çıktı.
      Evet, bir baskı vardı “Gülbeyaz” dizisinden beri. Ben “Sek” albümünü yaptığımda birçok insan kısa süreli bir şok yaşadı alaturka olması nedeniyle.

      Alaturka ile ilgilenen biriydiniz halbuki ama pek de bilinmiyordu bu. Radyo programınız vardı hatta...
      Ben hiçbir şeyi çok ortalıkta yaşamadığım için bunları bilmesi imkansız insanların. Kendi içimde var olan bir yerden başladım, olması gereken yerden başladım. Radyo programım vardı, “Vakt-i Keraat” diye, zaten o benim eğitim sürecimdir. Kalan Müzik’le, Hasan’la tanışmam da o zaman. Ondan piyasada olmayan öyle şarkılar, öyle versiyonlar dinledim ki bugünküleri dinleyemez oldum. Zannediyorum o döneme ait başka bir şifreyi çözdüğüm için insanlar “Sek”i bu kadar beğendiler. Eskilerin şarkıyı nereden söylediklerini çözdüm bana göre. Çünkü söylerken içim titriyor, içim katılıyor. O kadar kaptırıyorum ki bazen şarkıya giremiyorum. Zaten belki de bu yüzden Müzeyyen Senar onca adam varken “Benden sonra Şevval var” dedi. Muhtemelen biz aynı yerden söyleyebiliyoruz.

      Söylediğiniz her şarkı için geçerli mi bu?
      Sevmediğim bir şarkıyı söyleyemiyorum. Zaten mesela bana bir yerde sordular, hem sıkılıyorsun hem bunu işi yapıyorsun diye. Düşündüm niye hem bu işi yapıp hem de bu işin medyatik tarafından sıkılıyorum diye. Ben sadece şarkıyı söylerken, oyunculuğu yaparken zevk alıyorum. Yoksa ben işin patlaması meselesiyle çok fazla ilgilenseydim muhtemelen ilk albümüm alaturka değil “Karadeniz” albümü olurdu.

      Ama siz o kısımla ilgilenmeseniz de yaptığınız işler satış anlamında da karşılığını buluyor...
      Ben çok bana ait şeyler ortaya çıkardım. Ne yapayım, yedi kişi alırsa yedi kişi için yapmış olurum diye düşündüm. Fakat zannediyorum bu samimi hal birçok insanda karşılık buldu. Çünkü insanlarda genel olarak bir güvensizlik de söz konusu. Bir yandan beğenip tüketip, bir yandan onlardan nefret de ediyorlar. “İster alırım ister satarım, o benimle var, o benim” diyorlar. Ben seninle var değilim, beğeniyorsan alırsın, beğenmiyorsan alma gibi bir tavır karşısında saygı duyuyor insanlar. Ve bunu özlemişler. Televizyonda hiç programa çıkmayan ve seyrek röportaj veren biri olarak hâlâ reytingleri birinci giden bir dizinin ve çok satan bir albümün sahibi olmam, insanlarda bir şaşkınlık yaratıyor. Yani ben diyorum ki sağlığımı kaybetmediğim sürece bana karada ölüm yok. Gidip sokakta önüme bir mendil açıp şarkımı söylersem bir çorba parası atarlar. Çok fazla harcamam yok, lüksüm yok.

      Albüm iyi satıyor değil mi?
      Çok kısa sürede dört numaraya yükseldi ki hiç promosyon yapmadık. Klip yok, reklam yok, afiş filan hiç yok. Ben fısıltı gazetesine o yüzden çok inanıyorum. “Sek”te hatta, piyasaya attık ve ben kaçtım. İnsanlardaki karşılığını dayatmasız görmek istiyordum. O albümün satışları altı ay sonra patladı. Gören aldı, alan birine tavsiye etti ve efsaneye dönüştü. Şimdi “Karadeniz” de öyle...

      “Sek”le bu albüm arasında bir kan bağı var aslında.
      Olmaz mı! Şimdi bana soruyorlar, “Sek” alaturka, “İstanbul’s Secrets” dünya müziği, e “Karadeniz” türkü. Yani insanlar o kadar alışmışlar ki kategorize olmaya, halbuki enteresan biçimde organik bir bağ var aralarında. Hepsi bana ait farklı renkler, benim hayatı algılayış fikrim... İnsan sadece aynı cümleyi söyleriz hayatta. Bir gün saçımı kazıtıp dövmelerle gezen, ertesi gün alaturka edasında kostümler giyen bir kadın değilim ki! Ben alaturkayı da lastik ayakkabılarla, eşofman üstüyle söylüyorum.

      Müzik eğitimi almadınız değil mi?
      Hayır. Ben öyle doğdum. Bunu söylemek zorundayım çünkü bizim bütün sülale müzisyen. Müzik bizim için bir dil, anadilimiz gibi bir şey. Biraz elim kalem tutmaya başladıktan sonra beste yapmaya başladım. Sonra onların üzerine sözler gelmeye başladı.

“Güzellik hep dezavantaj oldu”
Şevval Sam'la müzik üzerine söyleşi       Hep önyargıları kırmaktan söz ediyorsunuz. İlk başta “Leman Sam’ın güzel kızı” diye algılanarak başladınız siz işe.
      Ben güzellik meselesiyle ilerleyen biri değilim. Ayrıca güzellik insanlara bir avantaj gibi gözükse de hayatım boyunca bunu bir dezavantaj olarak yaşadım. Çok önemli bir yönetmen bir projesinde benimle çalışmak istedi, rol için fazla güzelsin dedi. Erkek arkadaşlarım kıskandı, zarar vermeye kalktılar, hep bir önyargı oluşturdu bu:?“Leman Sam’ın güzel kızı, e tabii güzel ya, tabii ünlü olur.” Ünlü olmak değil benim derdim. Güzel olmak hiç değil, çünkü güzelliği algılayışım çok farklı. Benim için sağlıklı ve huzurlu bir insan güzeldir. Konuşmasını bilen insan güzeldir. Çünkü 15 dakika sonra biter o güzellik. Ya da başlar. Seksapel de benim için oranı buranı açmak, dudaklarını şişirmek değil.

      Ne?
      Erkekte de kadında da doğal hal bana çok daha seksi geliyor. Bazen gülüş; üçok karakteristik defolar... Ben estetikten de nefret ederim. Kemerli burun severim, yüzde yara izi severim, utangaç insan severim, bazen gözlük severim ne bileyim o kişiyi o yapan özellikler neyse... Mutlu yüz severim mesela. Mutlu bir insana aşık olabilirim ben. Eskiden mutsuz bir insan daha çekici geliyordu ama artık değil. Ben kesinlikle artık mutlu insan seviyorum, mutlu son seviyorum.

      “Mutlu aşk yoktur”a da mı inanmıyorsunuz?
      Mutlu aşk da vardır. Mutlu aşk olması için insanların mülkiyet duygularından, açgözlülüklerinden sıyrılıp emek vermeyi öğrenmesi gerekiyor. Bir kere kıskançlığı kesinlikle halletmek lazım. İnsanların kaybetme korkusunun olmaması lazım mutlu aşk olabilmesi için. İnsan sonradan da sevebilir. Birdenbire kafana dan diye bir şey düşüyorsa o hastalık. Hepimiz yaşadık, kimyayı bozan bir şey.

“Oğlum futbolcu olmasın diye dokuz ay dua ettim”
Şevval Sam'la müzik üzerine söyleşi       Oğlunuzun müzikle alakası var mı?
      Oğlan bir müzisyen. Dokuz ay dua ettim futbolcu olmasın diye.

      Niye?
      Çünkü futbolcu olmak çok zor iş. Yüz bin kişi heves ediyorsa 50 kişi star futbolcu olabiliyor. Çok seçilmiş olmanız lazım, ben zannetmiyorum ailede iki kişi bu kadar seçilmiş olsun. Metin müthiş bir futbolcuydu. Ve ömrünün sonuna kadar yapabileceği bir işi olsun istedim. Piyanonun başına geçtiği zaman kendini kaybeden fakat nota öğrenmemek için diretip disipline olmak istemeyen, hayatı müzik, şiir, sanat, resim olarak algılayan bir çocuk. Bakalım ne çıkacak buradan.

“Beş parasız kalsam saç keserek yaşayabilirim, güzel keserim çünkü”
      Bir süre dizi düşünmediğinizi söylüyordunuz. Ne oldu da ikna oldunuz “Derman”da oynamaya?
      Süreç Film’in sahibi Ali Gündoğdu benim ahbabım. Uzun süredir benimle bir şey yapmak istiyordu. Beni Gani Müjde’yle birlikte sağdan soldan kroşelerle ikna ettiler. Ben artık senaryo yüzünden işlerin bitmesinden yorulmuştum. Valla senaryoyu bile okumadım, kaybedecek bir şey yok bundan sonra, olursa olur olmazsa olmaz. Bunda müziğe girmiş olmamın da rahatlığı vardı. İnsanın birden fazla iş yapabiliyor olması çok büyük bir konfor. Gerçi ben beş parasız kalsam saç keser yaşarım diye düşünürüm hep. Çünkü güzel saç keserim.

      Derman’ı da sevdiniz ama sonra anlaşılan.
      Derman idealist bir karakter. Değirmenlere karşı kılıç sallayan bir Don Kişot. Belki sistemi değişteremeyecek ama önce kapısının önünü süpürmekten başlayacak. Benden sonra tufan diye düşünmeyen bir kadın, bana benziyor. Ben de bir Don Kişot’um bu dünyada.

Kaynak: Milliyet




Google