Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Magazin
Giyim - Moda
Güzellik - Bakım
Hamilelik - Annelik
Kadın Sağlığı
Mutfak - Yemek



Sponsor Linkler:
Bahçelievler Anaokulu
Bakırköy Anaokulu
Türkiye’nin en güzel kızı Ebru Şam
Türkiye’nin en güzel kızı Ebru Şam       Ebru Şam, henüz 18 yaşında ve Türkiye’nin en güzel kızı seçildi

      Ebru Şam, henüz 18 yaşında Doğuş Grubu’nun düzenlediği yarışmada Türkiye’nin en güzel kızı seçildi. Bir yıldır mankenlik yapıyor. Lise ikinci sınıfta ekonomi okuyor. Almanya’da Türklerin yoğun yaşadığı Solingen’de yaşıyor. Her ne kadar bir dönem Türklere karşı ırkçı olayların merkezi olarak gösterilen bir yerde yaşasa da, olayların olabildiğince uzağında kalmaya çalışıyor. Hem Alman, hem de Türk arkadaşları var. Zaman zaman kendini Türkçe kelimelerle ifade etmekte zorlansa da, yakında yarışmada kendisine hediye edilen Çekmeköy’deki eve taşınarak İstanbullu olmanın hayalini kuruyor. Şam’ın en büyük tutkularından biri ise futbol...

      18 yaşında güzellik yarışmasına katılma fikri nasıl ortaya çıktı?
      En yakın kız arkadaşlarımdan biri gazetede güzellik yarışmasının ilanını görmüş. Mankenlik yapıyordum. “Miss Turkey” de çok kaliteli bir organizasyondu. Önce “Yok, en iyisi girmeyeyim, nasılsa beni almazlar” dedim. Ama sonra içime güzel bir his doğdu ve “Denesem belki de alırlar” dedim. Bir ay sonra, “İlk 150 kişinin içindesin” diye mesaj geldi. Ve İstanbul’daydım... Otelde adaylar önce 150’den 50’ye, sonra da 50’den 20’ye indirildi. İlk 20’nin içinde ben de vardım. Daha sonrası masal gibiydi. “O ana geri döner misin?” derseniz, o heyecana rağmen yine de o anı tekrar yaşamak isterim.

      Mankenliğe ne zaman başladınız?
      17 yaşında... Mankenlik çocukluk hayalimdi. O yüzden “Ya şimdi, ya da hiç!” dedim. Çünkü 19-20 yaşları yarışma için geç olabilirdi. Genç yaşta başlarsanız, bu alanda daha kolay ilerleyebiliyorsunuz. 30’undan sonra mankenliğin bir anlamı yok.

      Yarışmada kendinizden hiç şüpheniz yok muydu, “Ben hepsinden daha güzelim” mi diyordunuz?
      Hiç öyle düşünmedim. Çünkü kızların hepsi de ayrı ayrı birbirinden güzeldi. Benim için ilk 20’nin içinde olmak bile çok büyük bir mutluluktu, gerisi de çok önemli değildi. Ama tabii ki herkesin gönlünde yatan birinci olmaktı. Benim içimden de birinci olmak geçiyordu. Oldu işte...

      Kampta arkadaşlıklar olsa da, kıskançlığın da diz boyu olduğu bilinir. Oradaki ortam nasıldı?
      Çok güzeldi. İlk zamanlarda tereddüt ettim. Çünkü “20 kızın içerisinde kesin kavga çıkar, kıskançlık krizleri olur” dedim. Aksine orada hepimiz aile gibi olduk. Günler geçtikçe ilişkilerimiz daha sıcaklaştı. Ebru Hacıbedel (3’üncü) ve Senem Kuyucuoğlu’yla (2’nci) çok iyi bir arkadaşlığım var. Ebru’yla ilk günden beri hayaller kuruyorduk...

      Sizi diğerlerinden ayıran fark neydi?
      Kamera gördüğümde hemen kendimi önüne atmam. Etrafa yapmacık gülüşler saçıp kameraya oynamam. Oraya doğal halimle gittim ve kazandım. Sadeliğin hoşlarına gittiğini düşünüyorum. Yapmacık biri değilim.

Çekik gözlerim ve küçük burnum jüriyi etkiledi
      Almanya’da yaşayan Türkler genelde “tutucu” bilinir. Aileniz güzellik yarışmasına katılacağınızı öğrendiğinde ne tepki verdi?
      Açıkçası o yönden çok şanslıyım. Ailemin “Şunu yapacaksın, bunu yapacaksın” şeklinde sınırlamaları yoktur. Çünkü bana güvenleri sonsuz. Babam, “Tabii kızım, dene şansını” dedi. Annem ise “Kızım hiç değilse seneye okulun bitsin, sonra katılırsın” dedi. Ben de doğru vaktin şimdi olduğu konusunda ısrarcı oldum. Sonuçta kararı bana bıraktılar ve katıldım.

      Güzel olduğunuz yarışma öncesinde de sık sık söylenir miydi?
      Evet... Kendimi övmeyi sevmem ama arkadaşlarım bana hep “Sen bizim pırlantamızsın”, “Çok güzelsin” derdi. “Okulun en güzel kızı sensin” de diyorlardı...

      Birinci seçildiğiniz açıklanınca aklınızdan neler geçti?
      O kadar heyecanlıydım ki, her şey aklımdan uçup gitti. Seçildiğim açıklanınca, önce “Şimdi ben gerçekten de birinci mi oldum” gibisinden aileme baktım. Sonra da dünyalar benim oldu. Masal gibiydi...

      Yarışma jürisi en çok hangi özelliğinizi beğenmiş?
      En çok doğallığımı beğendiklerini söylediler, bir de çok farklı bir yüzüm olduğunu düşünüyorlar. Elmacık kemiklerim, hafif çekik gözler ve küçük bir burun onlara çok güzel gelmiş.

      Peki siz vücudunuzda en çok nereyi beğeniyorsunuz?
      En çok kulaklarımı beğeniyorum çünkü çok küçükler. Bir de dişlerimi beğeniyorum. Gözlerim de güzel açıkçası...

Naziler’den korkmuyorum, Alman öğretmenim benim yüzümden uyarı aldı
      Almanya’da nasıl bir hayatınız var?
      Almanya’da Solingen’de oturuyoruz. Lise ikinci sınıfta ekonomi okuyorum. Annem ve kız kardeşimle beraber yaşıyorum. Annem ve babam ayrılar. Anne ve babanın ayrı olması her kız için zor olur. Ama artık küçük bir kız değilim.

      Aileniz nereli?
      Babam Kars Arpaçay, annem Ankara Kurtcağızlı. Ankara’ya hemen hemen her sene gidiyoruz. Kars Arpaçay’a daha önce hiç gitmedim ama bu sene kesinlikle gitmeyi düşünüyorum.

      Gece ailenize sormadan dışarı çıkar mısınız?
      18 yaşındayım diye serbest değilim. Dışarıya çıkmadan önce mutlaka annemi ve babamı haberdar ederim.

      Solingen nasıl bir yer?
      Solingen, küçük bir yer. İstanbul gibi hareketli değil, hayattan kopuk. Pazar günleri yapacak hiçbir şey yok. Solingen’de Alman’dan çok Türk ve İtalyan yaşıyor.

      Solingen’in sevmediğiniz yönleri neler?
      Türkler değil ama diğer göçmenlerin bazısı aşırı asosyal. Hareketleri, tarzları hiç hoşuma gitmiyor. Bazen oradaki göçmen gençler Almanlar için “Pis Almanlar” diyor. Nedenini hiç anlamıyorum. Çünkü onlar da Almanya’da yaşıyor...

      Türklere karşı ırkçı bir tehdit olabileceği sizi korkutuyor mu?
      Bir gazetede “Nazi tehdidi altındayım” diye bir demecim yayınlanmış. Bu çok yanlış. Naziler’den korkmuyorum çünkü hiç tehdit almadım. Alman arkadaşlarım da var. Ayrım yapmam.

      Hiç Türk olduğunuz için ayrımcılığa uğradığınız oldu mu?
      Tabii ki oluyor. Özellikle yaşlı Almanlar’dan... Başörtülü bir hanımefendi çocuklarıyla beraber yoldan geçtiği zaman, hemen “Şu Türk’e bak, buraya hiç yakışmıyor. Burada ne işi var?” denebiliyor. Küçükken bir Alman öğretmenim vardı. Sınıfta hep beni duymazlıktan geliyordu. Okulda çok hırslıydım. Bana bu şekilde davranmasına çok sinirleniyordum. Bu yüzden, gidip okul müdürüyle konuştum. Öğretmen uyarı aldı.

      İstanbul’a yerleşme kararınız, oradaki yaşantınızın zorluğundan mı kaynaklanıyor?
      Alakası yok. Sonuçta memleketim burası ve ben Türk’üm. Her Türk de kendi vatanında yaşadığı zaman mutlu olur. Ben İstanbul’u çok seviyorum. Yarışma sayesinde Çekmeköy’de bir evim de var artık. Yakın gelecekte tek başıma Türkiye’de yaşamak istiyorum.

Ebru Şallı’dan pilates öğrendim
      Erkek arkadaşınız var mı?
      Hayır, yok. Bundan sonra galiba uzun süre de olmayacak. Hepsi benden şimdilik uzak kalsın istiyorum. Çünkü yarışma sonrasında çıkan haberlerde, en iyi arkadaşım bana sarıldı, hemen manşetten “sevgilisi” yazıldı. Çok sinirlendim. Hayatımın bu döneminde erkek arkadaşımın olmaması daha iyi. Hiç uğraşamam vallahi, daha 18 yaşındayım. Önce okulumu bitirip işimde ilerleyeyim, sonra ona da sıra gelir.

      Hangi sporlarla uğraşıyorsunuz?
      Pilates yapıyorum. Ebru Şallı’nın sayesinde öğrendim. Biz kamptayken Ebru Şallı gelip bize pilates öğretmişti. Sık sık koşu yaparım, futbol oynarım, at binerim...

      Türkiye’de “kadın” ve “futbol” kelimeleri pek sık, bir arada kullanılmaz. Sizin futbola ilginiz nasıl başladı?
      12 yaşındayken başladı. Futbolu çok severim. Küçüklükten beri fanatik bir Galatasaraylı’yım. Mahallenin çocuklarıyla sık sık bir araya gelip futbol oynardık. Aralarındaki tek kız da bendim.

      “Futbol oynarsam güzelliğim bozulur, bacaklarım kaslanır” diye düşünmediniz mi?
      Evet, o çok önemli bir konuydu. 12 yaşındayken küçükler takımında futbol oynamaya başlamıştım. Yaklaşık 3 ay sürekli futbol oynadım. Sonra amcalarım ve babam devreye girdi. “Kızım bırakmazsan ileride bacakların çarpık olacak” diye gözümü korkuttular. Hatta öyle ki, “erkekleşeceksin”, “omuzların kötü görünecek” bile dediler. Ama içimdeki futbol sevgisini köreltemediler. Bugün bile nerede bir top görsem, peşinden koşarım. O gün futbolu bıraktırdıkları için onlara kızmıştım. Ama bugün teşekkür ediyorum. İyi ki de bıraktırmışlar, yoksa bugün Türkiye güzeli seçilemeyecektim.

      Binicilik tutkunuz nasıl başladı?
      Benim Chantal ve Terry adlı iki atım vardı. 6 yaşından beri at biniyorum. Binicilik kursuna gidip at binmesini öğrendim. Çok sık at binerim. Bazen atımı alır uzaklara giderdim. Göl kıyısında atımla gezintiye çıkardım. Herkesten uzakta kafamı dinlerdim.

Türkiye güzeli Ebru Şam


Türkiye güzeli Ebru Şam


Türkiye güzeli Ebru Şam


Türkiye güzeli Ebru Şam


Türkiye güzeli Ebru Şam


Kaynak: Vatan




Google