Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Küresel Isınma



Küresel ısınmaya karşı son şanslar
“Küresel ısınma konusunda son şans Barack Obama”
Küresel ısınmaya karşı son şanslar       Yıllardır Türkiye’de küresel ısınmaya dikkat çekmek için çalışan Açık Radyo Genel Yayın Yönetmeni ve siyaset bilimci Ömer Madra: “ABD belki bu seçimden sonra bir sıçrama yapıp kaybedilen yılları geri döndürebilir. O da Obama seçilirse, son şans o. ABD liderlik etmezse mücadele etmek çok zor çünkü...”

      Orman yangınları artık bir yaz klasiği haline geldi. Bu yaz Mersin’le başladık, önceki gün Alaçatı’daki yangın haberi geldi. Ne oluyoruz? İnsanlar ormanda gezip yanan izmaritlerini sağa sola mı fırlatıyor, mangal yakıp söndürmeden mi gidiyor, yoksa bilmediğimiz bir şeyler mi var? Hepimizi kavuran sıcaklar ağaçlara da mı etki ediyor? Yoksa suçlu küresel ısınma mı?
      Türkiye’de küresel ısınma denince akla gelen ilk isimlerden biri Ömer Madra. Açık Radyo’da yaptığı programlar ve gazetelere yazdığı yazılarla yıllardır bu meseleyi anlatmaya çalışıyor. Yeterince anlıyor muyuz, orası meçhul. İtiraf edeyim, gazetede eriyen buzulların fotoğraflarını görüp “Hiii, çok korkunç” deyip sayfayı çeviriyorum. Sonra? Hiçbir şey, hayat devam ediyor. Ama Ömer Madra diyor ki, bu hayat pek de uzun süre devam etmeyecek böyle. Bu yangınlar, kuraklık, tepemizde boza pişiren sıcaklar bu gidişatın habercisi. Kısacası “Benden sonra tufan” yok artık, tufan kapıda. Pazar pazar içinizi karartmak istemezdim ama gerçek bu, ormanlar durduk yerde yanmıyor. Ömer Madra’ya tez elden kulak vermekte fayda var.

      Birkaç yıldır orman yangınlarının sayısı ciddi biçimde arttı. Bu bir tesadüf mü, yoksa küresel ısınmanın alametlerinden biri mi?
      Tıpkı şu içtiğin sigaradan dolayı kanser oldun diyemeyeceğimiz gibi, bu yangınlara küresel ısınma neden oluyor da diyemeyiz. Ama görülmemiş bir kuraklık var.

      Kuraklıkla yangın arasında şöyle bir bağlantı kurulabilir mi? Kuru odun yaş odundan kolay yanıyor.
      Aynen öyle. Ama bunu siz söylediniz, ben de rahat ettim. Çünkü her zaman inandırıcı olamıyorum. Mersin’de ormanlar bu yüzden yanıyor diyemem tabii ama bundan sonrakiler böyle devam edecek diyebilirim.

      “Magandanın biri izmarit attı, orman ondan yandı” kadar basit değil mi?
      Elbette ondan da oluyor olabilir; ama ağaçlar çıra gibi kuruyorsa, sabotajcı olsa da olmasa da yanacak demektir. Önleyemezsin. Halktan arındırın ormanları, gene yanacak, gene yanacak.

      Küresel ısınma öncesinde olsaydı, bir izmarit tek başına bu kadar hektarı yakar mıydı?
      Yakmazdı.

      Durum o kadar vahim yani...
      Düşünün, doktora “Durumu nedir doktorcuğum? Neyim var?” diyorsunuz. Boğazını temizleyip “Buyrun şöyle oturun” diyor. Kavramak çok zor biliyorum ama bu durumdayız ve önlemek için sadece birkaç senemiz var. Bundan tam 20 yıl önce, dünyanın en önemli iklim bilimcilerinden biri olan James Hansen, Amerikan Kongresi’ne gidiyor ve diyor ki, “İklim değişikliği ve küresel ısınma diye bir şey var”. Böylece siyaset ekranına çıkıyor konu. “Bir yanda seller olacak, bir yanda da kuraklık.” 20 yıldır her şey tam da dediği gibi oluyor. Hansen bundan 15 gün önce bir konuşma daha yaptı Kongre’de. Dedi ki, “20 yıl önce küresel ısınma pupa yelken gidiyor demiştim. Bugünle o gün arasında bir büyük fark var. O zaman kullanacak 20 yılımız vardı, şimdi ya bir ya iki yıl”.

“Küresel ısınmanın miladı Endüstri Devrimi”
      Ne olacak iki yıl sonra?
Küresel ısınmaya karşı son şanslar       Zarar telafi edilemez bir noktada olacak. Karbondioksit ve atmosferdeki sera gazları öyle bir seviyeye ulaşır ki, bardağı taşıran son damla olur, işler kontrolden çıkar ve gelecek kuşaklar hiçbir şey yapamaz artık.

      Bunun bir yara olduğunu düşünelim. Durdurulursa zamanla kapanır mı, yoksa o haliyle mi kalır?
      İkisi de değil aslında. Her şeyi, yani otomobilleri, uçakları, endüstriyi, tarımı vb. hemen durdursak da ısınma artmaya devam edecek. Endüstri Devrimi’nden bu yana da zaten 0,8 derece sıcaklık artmış ama asıl son 35-40 yılda deli gibi artmış! “Boru hatları”nda daha 1,5 derece sıcaklık var. Ne yapsak artacak.

      Küresel ısınmanın miladı Endüstri Devrimi mi?
      Evet, ondan önce hiçbir şey yok. İnsanın iklim yaratması gibi vahim bir olay bu. Çağdaş medeniyet iklimi değiştiriyor.

      Medeniyet dediğimiz şey bizi yok ediyor yani...
      Tuhaf ama aynen böyle. Hepimizi yok edecek.

      Peki tehlike bu kadar ortadaysa önlememize engel olan nedir?
      Bunun önündeki en önemli engel büyük petrol, kömür, enerji ve otomotiv şirketleri. Böyle devam etsin istiyorlar, kısa vadeli kârları azalmasın, hep maksimumda kalsın. Ama bir tarafta da canlılar alemi duruyor. Mesela sizin için ve hele çocuklarınız için ciddi endişelerim var.

“Torunum her tarafın kavrulduğu bir dünyada yaşayacak”
      Siz ne zaman vakıf oldunuz bu meseleye?
      Havaların acayip gitmekte olduğunu fark ettim 1990’da. Metin Münir, Dale H. McKibben’ın “End of the Nature” (Tabiatın Sonu) kitabını tavsiye etti. O kitabı okuyunca hayatım değişti. Şimdi de anlatmaya çalışıyorum. Sekiz yaşında bir torunum var, Kuzey Kutbu’nun olmadığı, her tarafın kavrulduğu bir dünyada yaşayacağını biliyorum.

      Çözüm nerede?
      Fosil yakıtlardan vazgeçmek ve süratle enerji tasarrufu yapmak. Kömürü hayatımızdan tamamen çıkarmamız lazım. Britanya Adaları 250 yıldır 15 santim daha alçak. Neden mi? Kömür çıkardıkları için. Bakın, bu bir çevre kirliliği meselesi değil. Kömür yakan santralların çevresinde yaşayanların solunum yolu hastalıklarına yakalanma ihtimalleri artıyor. Ama bu sorun o civardakiler için geçerli. Esas sorun, kömürü yaktığınız anda çıkan karbonmonoksit gazının dünyanın ısınmasına sebep olması.

      Hiç mi umut yok?
      Gençliğe güveniyorum. ABD belki bu seçimden sonra bir sıçrama yapıp kaybedilen yılları geri döndürebilir. O da Obama seçilirse, son şans o. Amerika liderlik etmezse mücadele etmek çok zor çünkü; en büyük kirletici ama en büyük muhalefet de orada.

“Çocuklarınıza yaşama hakkı bırakabilmek için uçağa daha az binin”
Küresel ısınmaya karşı son şanslar       Kişisel olarak neler yapılabilir?
      Emin olun pek çok şey yapabilirsiniz ama asıl mesele siyaset yapmakta. Hükümeti sıkıştırmakta. Tabii muslukları kısacağız, yalıtımı artıracağız, az araba kullanacağız, ampulleri değiştireceğiz ama bunun yanında tutup salon büyüklüğünde plazma TV alırsanız mesela, bütün kazanımınızı bir anda sıfırlıyorsunuz. Hükümetin caydırıcı tedbirler alması lazım, bu sorumluluk sadece bireylere bırakılamaz. Bu arada, önemli bir kavram kargaşası da var ortada: Çevre kirlenmesi ile iklim değişikliği aynı şey sanılıyor. İnsanlar sanıyor ki mesela, kömürden doğalgaza geçince problem bitti. Evet, parçacık etkisi azalıyor, yakın çevre daha “temiz” oluyor. Ama küresel ısınma açısından hiçbir fark yok. O da fosil yakıt, o da karbon çünkü.

      Çevreye duyarlı olmak biraz masraflı. Mesela organik ürünler iki-üç kat daha pahalı.
      Hayır, hiçbir şey aldığınız muz kadar pahalı değil. Muz, 2 bin 500 km uzaktan geliyor. Ve bir kasa muzu getirmek için harcanan mazot miktarı zaten işi bitiriyor. Jane Goodall dünyanın en ilginç örneğini verir bu konuda: Hawai’de oturuyor ve çay içiyor. Çayına bir şeker koyuyor. Karşısındaki “Bu şekerin maliyeti nedir biliyor musun?” diye soruyor. “Karşıdaki sokakta şekerkamışı tarlası var, orada yetişiyor. Ama önce Kaliforniya’ya gidiyor, işleniyor. Sonra New York’a gidiyor ambalajlanmaya, oradan tekrar Hawai’ye dönüyor. 10 bin kilometre...” Şimdi yerel pazarda aldığınız organik ürün mü pahalı, bu mu?

      Sizin önlemleriniz neler?
      Çok daha az araba kullanıyorum, evin yalıtımı için uğraşıyorum. Kışın kaloriferin derecesini artırmak yerine kazak giymeyi tercih ediyorum. Ama siz kendinizi paralasanız da, ince dilimlere ayırsanız da, hükümetleri bu işi ciddiye almaya sevkedemezseniz sonuç alamazsınız. Mesela uçak en korkunç şeylerden biri küresel ısınma açısından. Daha az seyahat etmek zorundasınız ki çocuklarınıza yaşama hakkı bırakabilesiniz. Çağın en büyük problemi adalet problemi aslında. Doğmamış kuşakların bütün temel haklarını bir seyahat yapmak için ellerinden alıyorsunuz.

“Melen’den getiririz, İstanbul’un suyunu hallederiz. Melen kurursa ne olacak?”
      Kadir Topbaş geçen gün buharlaşma olduğunu ve İstanbul’da 138 günlük su rezervi kaldığını açıkladı.
      Bütün bilim adamlarının buluştuğu ortak nokta şu: Kuraklık var. Özellikle Akdeniz bölgesi yüzyıl ortalarına doğru çöle dönecek. 2050’ye gelindiğinde Burdur’da aşırı sıcak denilen günlerin sayısı 62 olacak. 40 derecenin üstünde 62 gün nasıl yaşanır? Buna siyasetçiler maalesef yeterince vakıf değil, sürekli yüzeysel tedbirler öneriyorlar. İşte Melen’den getiririz, İstanbul’un suyunu hallederiz. Ama Melen de kurursa ne olacak?
Açık Radyo’da birlikte programı yaptığım arkadaşım bugün şunu anlattı. Yakın zamana kadar Taksim Meydanı’ndan geçerken “Melen’den su getirdik” afişleri vardı. Birden onlar kalktı ve yerine su tasarrufunun ne kadar önemli olduğunu belirten afişler kondu. Suyla ilgili size Hürriyet Emlak ekinden bir yazı okuyacağım. Başlığı “Konutta ‘en büyük gölet benim’ yarışı”. İstanbul çevresindeki yeni sitelere yapay göller yapılıyormuş. Pompei’nin son günleri gibi. Ya onlar bizimle dalga geçiyor ya da bilim adamları... İkisi birden doğru olamaz.

“Konya çöl iklimine girdi”
      Türkiye’nin küresel ısınma karnesi ne durumda?
      Konya için yeni bir rapor geldi mesela; uzun yıllar yağış ortalaması 323 milimetre olan Konya’nın son üç yıldaki ortalaması “çöl iklimi” yağış sınırı olan 250 milimetreye çok yaklaşmış. Çöl deyince illa Sahra gibi kum çölü anlamak gerekmiyor; orada hiçbir şeyin yetişmemesi, tarım yapılamaması, yeterli ürün alınamaması demek bu.

      En kötüsü Konya mı?
      Hayır, Güneydoğu’da durum korkunç. Görülmemiş boyutta bir kuraklık olduğu rapor ediliyor orada. Sekiz ilde toplam 15 milyon dönüm ekili araziyi kasıp kavurmuş. Hububat ve bakliyat ekili arazilerin yaklaşık yüzde 90’ını yok etmiş.

      Kırım Kongo kenelerinin ilgisi var mı iklim değişikliğiyle?
      Muhtemelen bağlantılı. Yakında Türkiye’de de patlayacak başka bir mesele var: Ağaç kabuğu böcekleri. Kanada’da milyonlarca ağacı yok ettiler. Çünkü onların larvaları eskiden kışı atlatamıyordu ama şimdi ısınmadan ötürü atlatıyorlar ve sayıları milyarları buluyor. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığını yayan keneler de öyle. Kış hafif geçerse kene de artıyor. Bunları ilaçladığında da yeraltı sularına karışıyor ve beslenme zincirini etkiliyorsun. Kısacası küresel ısınma, tarihte gezegenin gördüğü en büyük tehlike.

      Tabiat intikamını mı alıyor?
      Bir zamanlar “Tabiat ana bize niye bunu yapıyor?” diye orman yangınından yakınan Amerikalı bir yetkiliye yazdığım bir yazıda şöyle demiştim: “Bunu ananızı becermeden önce söyleyecektiniz bayım.”

Kaynak: Milliyet




Google