Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Kültür - Sanat
Televizyon



Unutulmaz şarkılar, şarkıcılar ve şarkı sözleri - 2
Unutulmaz şarkılar, şarkıcılar ve şarkı sözleri - Bob Dylan Bob Dylan - One More Cup of Coffee
Gerçek adıyla Robert Allen Zimmermanan
      24 Mayıs 1941'de Minnesota'da dünyaya geldi. Rusya Yahudisi bir göçmen ailenin çocuğuydu.

10 yaşinda şiirler yazmaya, 12-13 yaşlarındayken piyano ve gitar çalmaya başladı.

1960'ta okulu bıraktı ve New York'a gitti. Greenwich Village'teki folk klüplerinde sahne almaya başladı. (Bilenler bilir, Greenwich Village, New York'un Ortaköy'üdür. Özledim bak şimdi orayı!)

Gitarla birlikte ayni anda ağız armonikasi çalarak ilginç bir stil yakaladı. İşte o sıralarda, sahnede Bob Dylan adını kullanmaya başladı.

Kendisi inkar eder ama rivayet odur ki, bu isim Galli şair Dylan Thomas nedeniyle seçilmiştir.

1961'de Bob Dylan adı folk müzik çevrelerinin dışına taşar. Gerde's Folk City adlı klüpte çalarken onu dinleyen eleştirmen Robert Shelton, New York Times'ta bu genç yetenekten övgüyle bahseder. Bir ay sonra da Columbia Records'tan John Hammond gelip Bob Dylan'la kontrat imzalar. Şarkı yazarlığında henüz kendine pek güvenemeyen dostumuz, bu albümde kendisinin yalnizca iki bestesini seslendirir, geri kalanını Blind Lemon Jefferson ve Bukka White gibi blues şarkıcıların bestelerine ayırır. Şimdi, 1962 başlarında çıkan bu ilk albümü bir düşünün: Minnesota'lı 21 yaşındaki genç bir Musevi folk şarkıcısı, yaşlı siyahi blues'cular gibi şarkı söylüyor. Hakikaten de biraz garip..

Unutulmaz şarkılar, şarkıcılar ve şarkı sözleri - Bob Dylan İlk albüm ümit verici(!) olsa da hiç kimse 1963 yılında gelen ikinci albüm The Freewheelin' gibi bir şahesere hazır değildi. Amerikan Pop müziğinde o zamana kadar benzeri görülmemiş şiirsel bir ses Blowin' in the Wind ve A Hard Rain's A-Gonna Fall gibi sonradan 'marş' niteliği kazanacak parçalar ve Girl From the North Country ve Don't Think Twice, It's All Right gibi nefes kesen baladlar söylüyordu.

Sonraki yıllarda The Times They Are A-Changin' ve Another Side of Bob Dylan albümlerini çıkardı. Bu ikincisinde yer alan bir de Ballad in Plain D şarkısı vardır ki, Bob Dylan'ın uzatmalı sevgilisi Suze Rottolo'dan ayrılışının acı fakat tek yanlı çizilmiş bir resmi gibidir. (Suze Rottolo, Freewheelin' albümünün kapağında Bob Dylan'ın kolundaki kızdır. O zamanlar mutlu günleriydi tabii.. Bakın resim işte şurada..)

Bu olaydan yirmi küsur yıl sonra Bob Dylan "Keşke o şarkıyı yayınlamasaydım.." demiştir.

Kız arkadaşından ayrıldıktan sonra Bob Dylan, Joan Baez ile takılmaya başladı. Duygusal yanını boşverin, bu ilişki ikisi için de yararlı oldu: Baez, Dylan'ın henüz yayınlanmamış bestelerini aldı, karşılığında onu kendi konserlerine çıkararak hayranlarına tanıttı.

1965 başlarında Bob Dylan, folk müziğin gerektirdiği akustik sınırların ötesine geçmeyi kafasına taktı. Yarı akustik yarı elektrikli seslerden oluşmuş "Bringing It All Back Home" albümünü dokuz kişilik bir grupla kaydetti. Bu albümde yer alan 'Mr. Tambourine Man' şarkısını akustik kaydetmişti. Albümün çıkmasından bir hafta sonra 'The Byrds' grubu bu şarkıyı elektrikli seslerle kaydetti ve o sıralarda folk-rock kategorisinde listebaşı oldu.

Kolomb'un Amerika'ya o kadar yaklaşmışken Bahama adalarında takılıp kalması ve sonra Amerigo Vespucci'nin Amerika anakarasına ayak basan ve kıtaya adını veren ilk kaşif olmasını hatırlattı bu da bana.. Siz okyanuslarca yol geliyorsunuz, 'şu albümün bir kısmını elektrikli aletlerle seslendireyim..' diyorsunuz. Arada her nasılsa akustik sesli bıraktığınız bir şarkıyı sadece bir hafta sonra başka birisi elektrikli seslerle kaydedip malı götürüyor.. Bob Dylan herhalde biraz bozulmuştur bu duruma, ne dersiniz?

Mr.Tambourine Man şarkısı daha sonraları Çağdaş Terimler ve Deyimler Sözlüğü gibi bir şey oldu. Şarkının içerdiği deyimler ve kullandığı kelimelerin zenginliği ve Bob Dylan'ın şair tarafını biraz anlar gibi olduk mu şimdi? Söz gelişi Mr. Tambourine Man, uyuşturucu satıcısını simgelemektedir, tef çalan adamı değil.

Dylan'ın folk şarkıcılığından rock starlığına geçişi sancılı oldu. 1965'te Newport Folk Festivali'nde yeni şarkılarını Paul Butterfield Blues Band eşliğinde söylerken yuhalandı ve sahneden çekildi. Kendi ünü Joan Baez'in ününü geçmeye başlamıştı ve bu yüzden Joan Baez'le ilişkisinde sorunlar çıkmaya başladı.

(Barbra Streisand ile Kris Kristofferson'un başrolleri paylaştığı A Star is Born filminde işlenen temanın, kadınla erkek rol değiştirmiş versiyonu gibi düşünün)

Bob Dylan o sıralarda, menajerinin bir arkadaşı olan Albert Grossman'ın karısı Sara Lowndes ile ilişkiye girdi. Kısa süre sonra da evlendiler.

O sıralar çıkardığı "Highway 61 Revisited" albümünde yer alan 'Like a Rolling Stone' ayrıca 45'lik olarak çıktı ve Billboard 45'likler listesinde iki numaraya kadar yükseldi. Altı dakikadan daha uzun süren bu asabi şarkı, 45'lik olarak çıkmış en uzun süreli şarkıdır.

Unutulmaz şarkılar, şarkıcılar ve şarkı sözleri - Bob Dylan Bir sonraki albüm, 1966 tarihli Blonde on Blonde, bir diğer dönüm noktasıdır. Bob Dylan o sırada henüz 25 yaşındadır ama kendi neslinin 'en önemli sesi' olarak görülmektedir. Üstünde bunun inanılmaz baskısını hissetmektedir. 29 Temmuz 1966'da geçirdiği ve neredeyse ölümüne yol açabilecek motosiklet kazasından sonra, Woodstock, New York'taki evinde karısı ve yeni doğan oğlu Jesse ile inzivaya çekilir.

Birkaç yıl sonra çıkardığı "Nashville Skyline" hayranları arasında hayalkırıklığı yaratır. Hele ondan sonra gelen 1970 tarihli "Self Portrait" eleştirmenlerce 'sahici bir felaket' olarak nitelenir. 1971 tarihli "Tarantula" ise, Dylan'ın başarılı çalışmalarından çok uzaktır.

Bob Dylan 1973 sonunda "Planet Waves" albümünü çıkardı ve 1974 Ocak ayından itibaren Amerika turnesine çıktı. Bu albüm Dylan'ın listebaşı olabilen ilk albümüdür. Bu turne sırasındaki konserler efsane oldu. Toplam 40 konserlik seri için toplam 658.000 kişilik yer olmasına rağmen, organizatörlere yazılı olarak iletilen taleplerin sayısı on iki milyon bileti geçmişti. Konser kayılarından oluşan iki LP'lik "Before the Flood" albümü listelerde 3. Sıraya kadar çıktı.

Bu turne Dylan'ın yaratıcılığını tekrar canlandırırken, özel hayatında sorunlar başgösterdi. Sara ile ayrıldılar. 1977'de boşandilar.

Bob Dylan bir ara kendini köktendinciliğe verdi. O sıralarda yaptığı "Slow Train Coming" albümüyle Grammy ödülü kazandı.

Sonrası, kimisi beğenilen kimisi pek de o kadar tutulmayan bir sürü albüm..

1997'de Papa'yla görüştügünü ve aynı yılin Aralık ayında Amerika'nın 'sanatsal mükemmellik' adına verilen en yüksek ödülü Kennedy Center Honors'la onurlandırıldığını da ekleyelim.

Lafı çok uzattık, acilen şarkımıza geçelim:
Unutulmaz şarkılar, şarkıcılar ve şarkı sözleri - Bob Dylan One More Cup of Coffee şarkısı 1976 tarihli "Desire" albümünde yer alır.

Bu şarkının yazıldığı sıralarda, Bob Dylan'ın karısı Sara'dan ayrıldığını ve (Suze Rottolo olayında olduğu gibi) yaşadığı ayrılıkların sonrasında yazdığı şarkılarda 'tek yanlı keskin eleştirilerde' bulunduğunu hatırlamakta fayda var.

Adamımız Bob, fıstık gibi bir hatunla gönül ilişkisine girmiştir ama, bakar ki dünyalar ayrı. (MFÖ'nün Ali Desidero şarkısını hatırlayınız)

Bu kız aslında kaba saba bir aileden gelmekte olan dangıl dungul biridir. Bob Dylan'ın incelikli dünyasını, entelektüel derinliğini anlayabilecek duyarlılıktan yoksundur.

Dostumuz artık kalkıp gitmesi gerektiğini anlamıştır, artık bütün istediği yola çıkmadan önce son bir kahve daha içebilmektir. Bu arada kızın ailesine de laf sokmaktan geri kalmayacaktır.

ONE MORE CUP OF COFFEE
Your breath is sweet
Your eyes are like two jewels in the sky.
Your back is straight, your hair is smooth
On the pillow where you lie.
But I don't sense affection
No gratitude or love
Your loyalty is not to me
But to the stars above.

Kızın nefesin tatlı, gözleriyse gökyüzündeki iki mücevher gibidir.
Uzandığı yastıkta (muhabbetin nerede geçtiğine dair bir fikir edinmiş oluyoruz bu satırdan) sırtı düz ve saçları narindir.
Ama kızda şefkat, takdir ve sevgi duygularından eser yoktur.. Onun sadakati yalnızca gökteki yıldızlaradır, Bob'a değil...

One more cup of coffee for the road,
One more cup of coffee 'fore I go
To the valley below. Kalkıp gitme vakti gelmiştir. Adamımız aşağı vadiye gidecektir.
(Buradan ne anlıyoruz? Demek ki olay şehirde geçmiyor. Kırlık, dağlık bir yerde geçiyor. Kızcağız köylü bir aileden, Bob ise New York çocuğu.. Bu aşk tabii yürümez abi!)
Eh, yola çıkmadan önce bari bir fincan daha kahve içsek, içimizi ısıtsak.. Dışarıda hava soğuktur muhtemelen.

Your daddy he's an outlaw
And a wanderer by trade
He'll teach you how to pick and choose
And how to throw the blade.
He oversees his kingdom
So no stranger does intrude
His voice it trembles as he calls out
For another plate of food. Kızın babası bir kanun kaçağı, ve hatta profesyonel aylakmış.
(Ben Bob Dylan'ın yalancısıyım)
Kızına bütün öğreteceği; nasıl bıçak atılır, iyi koca nasıl avlanır vb. olsa gerek. Adam kendine bir krallık ilan etmiş kimseyi içine almıyor.

Muhtemelen kızın babasına yaranmak için Bob beraber balığa çıkmayı falan önerdi. Adam da "Ulan muhallebi çocuğu. Burası New York mu, kerata? Otur sen oturduğun yerde.." gibi bir laf etti. Bu laf da doğal olarak Bob Dylan'a feci koymuş ki, bu şarkıyı yazarak adamcağızı aleme rezil ediyor.
"Ama bir tabak daha yemek isterken sesi titriyor.. Bu ne biçim krallık?" demeye getiriyor Bob Dylan.

One more cup of coffee for the road,
One more cup of coffee 'fore I go
To the valley below.
Your sister sees the future
Like your mama and yourself.
You've never learned to read or write
There's no books upon your shelf.
And your pleasure knows no limits
Your voice is like a meadowlark
But your heart is like an ocean
Mysterious and dark.
Küçük kız kardeşin de ufku dardır, annesi veya işte Bob'un sevgilisi gibi biri olmayı 'istikbal' saymaktadır.
(Bunların hepsi aynı cins, demeye getiriyor Bob Dylan.. İfadelerdeki keskinliğe dikkatinizi çekerim..)
Hatta bu kız okuma-yazma bile öğrenmemiştir, rafında hiç kitap yoktur ama zevkleri de sınır tanımaz yani.

Okumuş adam Bob Dylan, kıza 'cahilsin' diyor ki, bu edebileceği en ağır hakaret belki de...

Bir taraftan da merak ediyoruz, kardeşim sen bu kızın okuma yazma bilmediğini en başından anlamadın mı? Şimdi kız sana yüz vermeyince mi cehaletini başına kakma lüzumunu hissettin?

Sonra "Senin zevklerin sınır tanımaz" ne demek? Kız yatakta biraz fazlaca talepkardı da, Bob kızın hızına mı yetişemedi acaba? Gel de merak etme!

Kızın sesi çayır bülbülü gibi tatlıdır ama kalbi okyanus gibi gizemli ve karanlık... Anlaşıldığı kadarıyla "Ben bu kızın cahil olduğunu biliyordum ama tatlı sesine kandım.." demektedir Bob Dylan.

Bonnie Tyler - Total Eclipse of the Heart
Barry Levinston'ın BANDITS filmini izlemiş miydiniz?
Unutulmaz şarkılar, şarkıcılar ve şarkı sözleri - Bonnie Tyler - Total Eclipse of the Heart       Filmin baş kadın oyuncusu Cate Blanchett, Bonnie Tyler şarkıları söylüyor, dans ediyor bir de üstüne üstlük, Bruce Willis'le "Total Eclipse of the Heart" şarkısının teması üzerine ilginç bir dialoga giriyordu.

Hazır laf Bonnie Tyler'dan açılmışken, buradan JoyFM'in çıtkırıldım ve cahil DJ'lerine bir şey söylemek istiyorum: 'Arkadaşım, İngilizce bilmemek ayıp değil ama yaptığın işi bu derece lakayt yapmak da ahlaka aykırı. Bu kadının adı BONİ TAYLIR diye okunur çünkü soyadı TYLER 'dır. Siz salaklar bunu Elizabeth Taylor'un akrabası zannedip 'BOĞNİ TEYLIR' diye okudukça yedi sülalenize ve sizi oraya DJ yapanların aklına hayır duaları ediyorum, haberiniz olsun. Kendinize bir çeki düzen verin artık.'
Kadının adı dedik de, Bonnie Tyler'ın asıl adı Gaynor Hopkins'tir. (Acaba Joy FM DJ'leri bunu nasıl okurlardı?) Güney Galler'deki Skewen kasabasında altı çocuklu bir ailenin kızı olarak dünyaya geldiğinde takvimler 8 Haziran 1951 tarihini gösteriyordu. (Tanrım, İkizler burcu olmak zorunda mıydı?)

Müzikle haşır neşir bir ailede büyümenin etkisiyle, döneminin hemen bütün plaklarını dinleyerek ve severek büyüdü. Tina Turner ve Janis Joplin'den özellikle etkilendi.

1983'te Faster Than The Speed of the Night albümü Türkiye'de çıktı. Bu albümde Total Eclipse of the Heart vardı ki, Bonnie Tyler'ın o kendine has buğulu ve hafif çatlak sesiyle okunduğunda acayip bir şey oluyor, adamın içine damardan giriyordu. Jim Steinman yazmış bu şarkıyı, kendisini tanımam ama takdir etmeden de duramam bir yandan.

Kadınla erkek arasındaki aşk ilişkisi gerilimler ve gelgitlerle doludur. Tıpkı bir güneş tutulması gibi yüreğimiz karanlıkta kalıverir kimi zaman.

Bu şarkının, biri kısa bir full olmak üzere iki versiyonu vardır. Bu şarkı, aşk denilen duygunun kompleksliğini anlatır. Jim Steinman'ın yazdığı bu şarkıda, kadın doğasında her zaman var olagelmiş çelişkileri, korkuları ve ikilemleri seslendirir Bonnie Tyler.

Buyrun aşağıda şarkının full sözleri:
(Son kısım ve onu izleyen nakarat kısa versiyonda yer almaz)

TOTAL ECLIPSE OF THE HEART
Turnaround, Every now and then I get a little bit lonely
And you're never coming round
Turnaround, Every now and then I get a little bit tired
Of listening to the sound of my tears
Turnaround, Every now and then I get a little bit nervous
That the best of all the years have gone by
Turnaround, Every now and then I get a little bit terrified
And then I see the look in your eyes
Turnaround bright eyes, Every now and then I fall apart
Turnaround bright eyes, Every now and then I fall apart

Bazen biraz yalnız kalırım ve sen etrafta olmazsın
Bazen gözyaşlarımın sesini dinlemekten yorgun düşerim biraz
Bazen en güzel yıllarım geçip gitti diye biraz bozulurum
Bazen biraz dehşete düşerim ve sonra gözlerindeki bakışı görürüm

Turnaround, Every now and then I get a little bit restless
And I dream of something wild
Turnaround, Every now and then I get a little bit helpless
And I'm lying like a child in your arms
Turnaround, Every now and then I get a little bit angry
And I know I've got to get out and cry
Turnaround, Every now and then I get a little bit terrified
But then I see the look in your eyes
Turnaround bright eyes, Every now and then I fall apart
Turnaround bright eyes, Every now and then I fall apart

Bazen uçarılığım tutar biraz, vahşi bir şeyler düşlerim
Bazen biraz çaresiz kalır ve bir çocuk gibi kollarında yatarım
Bazen biraz sinirlenirim ve dışarı çıkıp ağlamam gerektiğini bilirim
Bazen biraz dehşete düşerim ve sonra gözlerindeki bakışı görürüm.

And I need you now tonight
And I need you more than ever
And if you only hold me tight
We'll be holding on forever
And we'll only be making it right
Cause we'll never be wrong together
We can take it to the end of the line
Your love is like a shadow on me all of the time
I don't know what to do and I'm always in the dark
We're living in a powder keg and giving off sparks
I really need you tonight
Forever's gonna start tonight
Forever's gonna start tonight

Ve şimdi sana ihtiyacım var bu gece
Ve sana her zamankinden daha çok ihtiyacım var
Ve sıkıca sarılsan bana yalnızca
Sonsuza dek dayanacağız
Ve yalnızca doğrusunu yapacağız
Çünkü biz birlikteyken asla hataya düşmeyeceğiz
En sonuna kadar sürdürebiliriz bunu
Aşkın üzerimde her zaman bir gölge gibi
Ne yapacağımı bilmiyorum, hep karanlıktayım
Barut fıçısının üstüne oturmuş kıvılcımlar saçıyoruz
Bu gece gerçekten sana ihtiyacım var
Sonsuzluk bu gece başlayacak

Özetle, ilişkileri aslında Bonnie'yı sıkmaktadır ama, kendisi de kızışmıştır bir yandan. Derdinin dermanı bellidir ama ne çare? Adam o sırada yanında değil .. Muhtemelen adamla kavga ettiler, ikisinden biri de kapıyı çekip çıktı...

Once upon a time I was falling in love
But now I'm only falling apart
There's nothing I can do
A total eclipse of the heart
Once upon a time there was light in my life
But now there's only love in the dark
Nothing I can say
A total eclipse of the heart

Bir zamanlar aşık olurdum ama şimdi içim parçalanıyor
Elimden ne gelir?
Kalbim tam tutuldu
Bir zamanlar hayatımda ışık vardı
Ama şimdi karanlıkta yalnız aşk var
Ne diyebilirim ki?
Kalbim tam tutuldu

Efendim, kalbin tutulması ve karanlıkta kalması hadisesi 'güneş tutulması'na benzetiliyor. Kalp tutulduğu zaman aşkın gölgesinde , karanlıkta kalıyor. Eskiden Bonnie'nin hayatında ışık vardı ve muhtemelen o zamanlar 'şöyle sahici ve esaslı bir aşk arıyorum' diye ortalarda dolaşıyor ve etrafa bakıp 'amaaan ortalarda doğrudürüst erkek de yok ki..' diyordu. Aradığı aşkı bulunca da, papazı bulduğunu anladı tabii ama, şu elinden bir şey de gelmiyor. Adama aşık, fakat adamla ilişkileri de inişli çıkışlı, fırtınalı-kavgalı cinsten olduğu için, tatsız durumlar da sıkça yaşanıyor. Şöyle düşünecek olursan, aşkın ESASLI ve HARBİ olanı da budur zaten.. Kendi kişiliğini korumak ve partnerinle bir çift oluşturmak duyguları arasında gider gider gelirsin. Boşa koysan dolmaz, doluya koysan almaz. Bonnie işte bunları anlatıyor bizlere.. (Öpelim onu yanaklarından)

Turnaround bright eyes Turnaround bright eyes
Turnaround, Every now and then I know
You'll never be the boy you always wanted to be
Turnaround, Every now and then I know
You'll always be the only boy who wanted me the way that I am
Turnaround, Every now and then I know
There's no one in the universe as magical and wonderous as you
Turnaround, Every now and then I know
There's nothing any better
And nothing that I just wouldn't do
Turnaround bright eyes, Every now and then I fall apart
Turnaround bright eyes, Every now and then I fall apart

Bazen bilirim ki sen asla, her zaman olmak istediğin adam olmayacaksın
Bazen bilirim ki sen her zaman beni 'olduğum gibi' isteyen tek adam olacaksın
Bazen bilirim ki dünyada senin kadar sihirli ve harika hiç kimse yoktur
Bazen bilirim ki bundan daha iyisi yoktur.

Evet, artık barıştılar. Bonnie'nin duygusal gelgitleri ve çalkantıları şimdilik (yani kısa bir süre için) sona ermiştir. Beyaz atlı prensin asla gelmeyeceğini anlamıştır. Mükemmel olmaya çalışan, ama en sonunda kendisi de bir insan olduğu için asla mükemmelliğe ulaşamayacak olan adam, aslında Bonnie'yi olduğu gibi isteyen ve seven tek kişidir.

Bu gerçeğin bilincine varan Bonnie, huzur ve mutluluğu yakalamıştır. Ama biz -ve muhtemelen kendisi de- biliriz ki, bu durum geçici bir denge halidir. Şeytan onu tekrar dürtünce, aynı döngü ve kadınsı gelgitler gene başlayacaktır. Ne zaman olacağı hiç belli olmaz ama 'derinlerde bir yerde' hissederiz ki, bir sonraki tutulma kısa bir süre sonra ve mutlaka en olmadık yerde ve zamanda ortaya çıkacaktır.

Ne sevgilinizle ve ne de sevgiliniz yanınızda olmaksızın mutlu ve huzurlu olabilirsiniz. Aşk denilen şey, bağlanıp kalmakla çekip gitmek arasındaki uzlaşmaz çelişki değil midir zaten?

STYX - Boat on the River
Bu şarkıyı söyleyen grubun adı: STYX.
Bu sözcük, Yunanca STUGEO (Nefret, anlamına gelir) sözcüğünden türetilmiş olup eski efsanelerinde bahsedilen bir yeraltı (cehennem) nehridir. Gelgelelim, ancak Heavy Metal veya Death Metal gruplarının seçebileceği böyle bir ismi alan STYX grubu aslında folkrock ve balad türünde şarkılarıyla hatırlanır.

STYX topluluğunun tarihi 1964 yılına uzanır. İkiz kardeşler John Panozzo gitar, Chuck Panozzo davul çalmayı öğrenip de yanlarına komşu çocuğu Dennis DeYoung'ı alınca, Chicago'da yeni bir grup kurulmuş olur. 1968 yılında, üçlümüze John Curulewski ve James Young adlı gitaristler de katılınca,Tradewinds adını verdikleri grup Chicago havalisinde konserlerle adını duyurmaya başlar. 1970'te Wooden Nickel Records şirketiyle plak sözleşmesi imzalarken, grubun adı STYX olarak tescillenir. 1972'de The Serpent is Rising adlı ilk albümlerini çıkarırlar.

Mart 1976'da gitarist Curulewski gruptan ayrılınca, bizimkiler tam turne öncesi ne halt yiyeceklerini şaşırır. Tam o sıralarda kader karşılarına Tommy Shaw adlı müzisyeni çıkarır. Daha önce plak kaydı bulunmayan bu yetenekli gitarist, aynı zamanda şarkılar da yazmaktadır. Nitekiiiim, bu adam daha sonra Boat on the River şarkısını yazacaktır. Yaaa..

Grubun kurucu üyelerinden (ve de grubun beyni kabul edilen) Dennis DeYoung bir röportajında özetle şöyle diyor:
"Hafızam pek net olmasa da, Elvis Presley'i ilk defa Ed Sullivan Show'da gördüğümde nasıl hayret ve hayranlıktan donakaldığımı annemle babam hep anlatırlar. Performansından çok etkilenmiştim ve haftalarca onu taklit etmeye çalıştım. Gitar öğrenmeye o gece karar vermiştim ve yıllar sonra bile eminim ki rock and roll'cu olmam o Pazar gecesinin eseridir..... Elvis nasıl bedenimi harekete geçirdiyse, 1964'te de Beatles kalbimi, beynimi ve hayalgücümü eline geçirdi. Beatles hayatıma girdikten yalnızca üç hafta sonra arkadaşlarımla, bir gün Amerika'nın en başarılı rock topluluklarından biri olacak grubumuzu kurmuştuk... İlk albümümüzü yapmamız 1974 yılına rastlar. Bütün ülkenin önümüze kapanmasının sadece bir zaman meselesi olduğundan emindik. Ve bunda kesinlikle haklıydık. Üç yıl sonra dördüncü albümümüz çıktığında en sonunda ülke çapında üne kavuştuk. Planladığımızdan uzun sürmüştü ama altın bileziğimiz elimizdeydi ve onu bırakmaya niyetli değildik. Sonraki on yıl zarfında her biri ayrı ayrı başarı kazanan bir sürü hit albüm yapmıştık ve 1986'da hala dünyanın en popüler gruplarından biriydik."

Unutulmaz şarkılar, şarkıcılar ve şarkı sözleri - STYX STYX'in 1983 tarihli 'Caught in the Act' adlı konser albümünde, Come Sail Away şarkısını sunmadan önce Dennis DeYoung yukarkı hikayeyi şöyle özetledi:
"Ne zaman bu sıradaki şarkıyı çalacak olsak, hep o başlangıç günlerimizdeki parlak hayallerimizi düşünürüm. Evet, parlak hayallerimiz vardı. Ey millet, size ne diyeceğim biliyor musunuz? Hayaller gerçekleşiyor."

Bu konser albümü de (STYX Live adıyla çıktı Türkiye'de) ayrı bir olaydı. Mesela Dennis DeYoung, 'Snowblind' şarkısını sunmadan önce şöyle diyordu coşkulu kalabalığa
"Evet, herkes kendini dağıttı mı iyice? Herneyse, biz de dağıttık zaten. Hatta geçen yıl, Kaliforniya eyalet meclisi o kadar dağıttı ki, aralarında bizim albümümüzün de olduğu bazı plakların 'şeytani mesajlar içerdiğine' karar verdi. (Kalabalıktan yuh sesleri) Ama bu akşam karşınızda durup dürüstçe ve samimiyetle söyleyebiliriz ki , sıradaki şarkımızın şeytanla hiç bir ilgisi yok.."

Unutulmaz şarkılar, şarkıcılar ve şarkı sözleri - STYX Grup 1984'te bütün üyelerin ortak kararıyla dağıldı. Sonra 1990'da tekrar bir araya gelip Edge of the Century albümünü yaptı. Show me the way single'ıyla listelerde ayrıca boy gösterdi.

Ve evet, bir anekdot daha...

11 Haziran 1995'te bir STYX klasiği olan Lady şarkısının yeni versiyonun kaydı için Dennis DeYoung, Tommy Shaw, Panozzo kardeşler ve James Young bir kere daha bir araya geldiğinde gazeteciler
"Neler oluyor? Bunun gelecek için bir anlamı olabilir mi? Tekrar birleşecek misiniz?" diye sorunca,
Dennis DeYoung sadece şöyle cevap verdi: "Don't let it end!"
(Buradaki esprili metaforu anlayanlar anlamayanlara anlatsın lütfen)

Unutulmaz şarkılar, şarkıcılar ve şarkı sözleri - STYX John Panozzo ne yazık ki 1996 Temmuz'unda aramızdan ayrıldı. Ancak 1997'de grubun geri kalan elemanları bir araya gelip seri konserler verdiler.
Bu konserlerden derlenen Double CD'lik Return to Paradise albümü, illa ki arşivde bulundurulması gereken bir parçadır.

Caught in the Act konser albümünden yıllar sonra aynı şarkıları bu sefer de Return to Paradise albümünde dinlediğimizde, STYX'in 'olgunluk' sınavını başarıyla verdiğini ve John Panozzo'nun ölümünden sonra (ve belki de onun kaybının da etkisiyle) hayatla barışık ve hala mizah duygularını koruyabilmiş olduklarını görürüz.

Unutulmaz şarkılar, şarkıcılar ve şarkı sözleri - STYX STYX topluluğunun fanatik dinleyicileri zaten bilirler ki, bu grubun şarkıları aslında güçlü mesajlar içeren ve 'umutsuzluğun ve yılgınlığın' seslendirildiği (tabir caizse, sosyal içerikli) 'baba' şarkılar olmakla birlikte, Boat on the River şarkısı çok basit sözlere sahip bir folk ezgisidir. (Birazdan aşağıda da okuyacaksınız) 1980 tarihli Cornerstone albümünde yer alır. Kulağı hemen sarıveren melodisinin sırrı, akordeon ve mandolinin (yoksa banjo muydu?) o tatlı harmonisidir.

Yani STYX topluluğunu sadece Boat on the River'la bilmek ve dinlemek, mesela (teşbihte hata olmaz) Kayahan'ı yalnızca 'Bir aslan miyav dedi, minik fare kükredi' şarkısıyla bilmek gibidir.
Halbuki STYX dedin mi, Blue Collar Man, Too Much Time on my Hands ve Mr.Roboto gelir benim aklıma.
STYX şarkılarında yer alan bazı temalar, esasen bizim halk müziğimizde işlenen temalara benzer. Mesela
Renegade şarkısı Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz temasının Amerikanca işlenişidir.

Boat on the River şarkısının teması da
Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar türküsüyle aynıdır: yani sıla özlemi.

Şarkının kahramanını almışlar (artık nedense) ve dağlık tepelik bir yere götürmüşler. Gelgelelim adamımız, aşağılarda bir yerde kalan nehri ve nehirdeki gemisini özlemektedir. Bu nehir artık Mississipi midir, Colarado nehri midir, orasını Tommy Shaw'a soracaksınız. Buyrun şarkının sözleri:

BOAT ON THE RIVER
Take me down to my boat on the river
I need to go down, I need to come down
Take me back to my boat on the river
And I won't cry out any more

Time stands still as I gaze in her waters
She eases me down touching me gently
With the waters that flow past
My boat on the river
So I won't cry out any more

Oh the river is deep
The river it touches my life
Like the waves on the sand
And all roads lead to Tranquillity Base
Where the frown on my face disappears

Take me back to my boat on the river
And I won't cry out any more

Oh the river is wide
The river it touches my life
Like the waves on the sand
And all roads lead to Tranquillity Base
Where the frown on my face disappears

Take me back to my both on the river
And I won't cry out any more
And I won't cry out any more
And I won't cry out any more
And I won't cry out any more

NEHİRDEKİ GEMİ
Nehirdeki gemime indirin (götürün) beni
Aşağıya inmem lazım, aşağılara gelmem lazım
Nehirdeki gemime geri götürün beni
(ki) ağlamayayım artık..

Ben onun sularına bakakalınca zaman durur
O beni rahatlatır, nazikçe dokunarak
Nehirdeki gemimin ardında akıp giden sularla
O zaman ağlamam artık...

Derindir nehir
Nehir hayatıma dokunur
Tıpkı kumdaki dalgalar gibi
Ve (orda) bütün yollar
Sükunet limanına çıkar
Yüzümdeki asıklığın kaybolduğu

Nehirdeki gemime geri götürün beni
ve ağlamayayım artık..

Geniştir nehir
Nehir hayatıma dokunur
Tıpkı kumdaki dalgalar gibi
Ve (orda) bütün yollar
Sükunet Limanına çıkar
Yüzümdeki asıklığın kaybolduğu

Nehirdeki gemime geri götürün beni
ve ağlamayayım artık..
ve ağlamayacağım artık
ve ağlamayacağım artık
ve ağlamayacağım artık

Queen - Show Must Go On
Unutulmaz şarkılar, şarkıcılar ve şarkı sözleri - Freddie Mercury       Queen'in Innuendo albümünü çıkardığı ay içinde Freddie Mercury aramızdan ayrıldı. (24 KASIM 1991). Freddie öleli beri, grup elemanları artık kendilerine Queen denmesini istemiyorlar. Dolayısıyla Innuendo, grubun son orijinal albümü oldu. (Sonradan Greatest Hits albümleri çıktı ama ortada artık ne yeni bir şarkı vardı, ne Queen ne de Freddie Mercury..)

Hemen belirtmek gerek: Queen'in sound'u, Freddie Mercury'nin benzersiz sesi ve İngilizce'nin senfonik rock'ta devleşen tınısı ve akıcılığı olmadan, bu şarkının sözlerini irdelemek de aslında çok kuru ve yavan bir iş olacak.

Show Must Go On şarkısının teması bize yabancı değil. Hani kartpostallarda falan da görmüş olabilirsiniz: Ağlayan bir palyaço vardır. (Ağlayan çocuğu demiyorum, o ayrı) Kendi iç dünyasında derin acılar ve fırtınalar yaşarken, işi 'insanları eğlendirmek' olduğu için suratına zoraki ve sahte bir gülücük yapıştıran sanatçının dramı. Eh, show dünyası (Showbiz) dedikleri de bundan başka nasıl özetlenebilirdi, değil mi?

Unutulmaz şarkılar, şarkıcılar ve şarkı sözleri - Queen İnsanın iyice daraldığı ve ruhunun bunaldığı anlarda "Yaa, ben ne yapıyorum burada? Bütün bunların hiç bir anlamı yok!.." diye haykırmak ve herşeyi bırakıp gitmek arzusu vardır ya işte.

Ama bir şekilde bütün cesaretini ve gücünü toplayıp devam eder sanatçı. Çünkü bilir ki, gösteri olmazsa o da yoktur aslında. Gösteri (show) onun hayatıdır, hayatının tek amacıdır.

Değil mi ki hayat herşeye rağmen devam ediyor.

Öyleyse SHOW MUST GO ON

SHOW MUST GO ON
Empty spaces - what are we living for
Abandoned places - I guess we know the score
On and on
Does anybody know what we are looking for...
Another hero, another mindless crime
Behind the curtain, in the pantomime
Hold the line
Does anybody want to take it anymore

The show must go on
The show must go on, yeah
Inside my heart is breaking
My make-up may be flaking
But my smile still stays on

Whatever happens, I'll leave it all to chance
Another heartache, another failed romance
On and on
Does anybody know what we are living for?
I guess I'm learning (I'm learning learning learning)
I must be warmer now
I'll soon be turning (turning turning turning)
Round the corner now
Outside the dawn is breaking
But inside in the dark I'm aching to be free

The show must go on
The show must go on, yeah yeah
Ooh, inside my heart is breaking
My make-up may be flaking
But my smile still stays on

My soul is painted like the wings of butterflies
Fairytales of yesterday will grow but never die
I can fly - my friends
The show must go on yeah
The show must go on
I'll face it with a grin
I'm never giving in
On - with the show

Ooh, I'll top the bill, I'll overkill
I have to find the will to carry on
On with the show
On with the show
The show - the show must go on

GÖSTERİ DEVAM ETMELİ
Boş yerler, biz niye yaşıyoruz ki
Terkedilmiş koltuklar, sanırım sonucu biliyoruz
Bir daha ve bir daha
Biz ne arıyoruz bilen var mı?

Bir diğer kahraman, bir diğer aptalca suç
Perdenin arkasında pandomimde
Dur öyle, hala buna katlanmak isteyen var mı?

Gösteri devam etmeli
Gösteri devam etmeli evet
İçimde kalbim kırık
Makyajım dökülüyor belki
Ama gülüşüm hala yerinde...

Ne olursa şansa bırakacağım
Bir diğer kalp ağrısı, bir diğer kırık aşk hikayesi
Bir daha ve bir daha
Biz niye yaşıyoruz, bilen var mı?

Sanırım öğreniyorum, şimdi biraz ısınmış olmalıyım
Birazdan köşeyi döneceğim
Dışarıda şafak sökmekte
Bense özgür olmak için çırpınıyorum içimdeki karanlıkta

Gösteri devam etmeli
Gösteri devam etmeli evet
İçimde kalbim kırık
Makyajım dökülüyor belki
Ama gülüşüm hala yerinde...

Ruhum kelebeklerin kanatlarındaki renklerle bezeli
Dünün peri masalları yaşlanır ama asla ölmez
Ben uçabiliyorum , dostlarım
Gösteri devam etmeli
Gösteri devam etmeli
Sırıtarak karşılayacağım onu
Asla teslim olmuyorum...

Gösteri devam ederken
Başrolü oynayacağım, hakkını vereceğim
Sürdürecek iradeyi bulacağım
Gösteriyi sürdürecek...
Gösteriyi sürdürecek...
Gösteri devam etmeli

John Lennon'ın dediği gibi:
Hayat, aslında siz başka planlar yaparken başınıza gelen şeylerdir.
      Ama galiba bunun biraz daha fazlası var, onu da Orson Welles "There'll be days to remember, full of laughter and tears" (hatırlanacak günler olacak, kahkaha ve gözyaşı dolu) diye anlatıyordu 'I know what it is to be young' şarkısında.
(Yahu amma Sezen Cumhur Önal tarzı oldu bu yazı be?)

Ah bu şarkıların gözü kör olsun. Yeter ki size bir şey olmasın!

Deep Purple - Soldier of Fortune
Yazının başında biraz dedikodu yapalım.. (Ne o? Dedikodu deyince gözler hemen açıldı bakıyorum da..) Deep Purple'ın Türkiye'deki hayranları, bu grubu gelmiş geçmiş en büyük grup olarak görüyorlar. (INTERNET sitelerindeki bazı forumları inceledim de..) Şimdi onları incitmek de istemem ama, Deep Purple tarihini incelerken, eleman sirkülasyonundan başım döndü. Brezilya dizisi izler gibi oldum biraz da.. Grubun müzik tarzı da eleman sirkülasyonuna göre sık sık değişmiş.

Unutulmaz şarkılar, şarkıcılar ve şarkı sözleri - Deep Purple Progresif rock'tan kulak patlatan heavy metal tarzına kadar değişen kariyer zıplamaları yaptılar. Hatta bir ara Guinnes rekorlar kitabına 'Dünyanın en gürültülü müzik topluluğu' olarak girdiklerini de ekleyelim.

İşte kısa Deep Purple tarihçesi:
Grup gitarist Ritchie Blackmore, vokalde Rod Evans, basçı Nick Simper, klavyeci Jon Lord ve davulcu Ian Paice tarafından 1968 yılında Hertford - İngiltere'de kuruldu. Daha ilk albümleri 'Shades of Deep Purple' çıkmadan, hemen İskandinavya turnesine çıktılar.

İlk albümlerinden "Hush" single'ı Amerikan Top 5 listesine girdiyse de, İngiltere'de pek farkedilmediler. İkinci albümleri "The Book of Taliesyn" 1969'da geldi ve sadece Amerika'da satışa çıktı. Kendi adlarını taşıyan üçüncü albümlerinde, Jon Lord'un klazik tarzlardan etkilenmiş klavye stili odak noktası olmuş ve şarkılar daha bir yoğunluk kazanmıştı. Bu albümün çıkmasından kısa bir süre sonra Rod Evans ve Nick Simper gruptan ayrıldılar. (Bir rivayete göre, gruptan atıldılar) Bir pop grubu olam Episode Six'ten basçı Roger Glover ve şarkıcı Ian Gillan Deep Purple'a katıldı.

Grubun yeni haliyle ilk albümü 1970 tarihli "Concerto for Group and Orchestra", rock müzikle klasik müziği kaynaştırma arayışındaydı. Kraliyet Filarmoni Orkestrası eşliğinde kayıt yapmak istemişler ama bu teklif reddedilmişti. Bunun üzerine Ritchie Blackmore inisiyatifi ele aldı Gillan'ın güçlü vokalinden yararlanarak, gitar ağırlıklı bir yaklaşım denedi. Bu değişiklik işe yaradı ve 1970'ler boyunca Deep Purple en yaratıcı ve ticari açıdan en başarılı devrini yaşadı. Bu albüm İngiltere'de bir milyondan fazla sattı.

1971 tarihli Fireball albümü ve bu albümden çıkan "Strange Kind of Woman" o kadar başarılı oldu ki, bir sonraki albümlerini Montrö'deki (İsviçre) Casino müzikholünde kaydetmeyi planladılar. Ama bu planlar suya düştü çünkü bu mekan Frank Zappa'nın gösterisi sırasında yandı. Bu olay da, Deep Purple'a "Smoke on the Water" şarkısını yazmak için ilham verdi. Bu şarkı sonradan Deep Purple'ın en uzun süre listelerde kalan ve en başarılı çalışması oldu.

1973 tarihli "Who Do We Think We Are" (Kim olduğumuzu sanıyoruz?) ve bu albümden çıkan "Woman from Tokyo" grubun başarısını iyice perçinledi. Ama dikkat: İngiliz rock gruplarında bir Japon kadın sözkonusu olunca işler karışır. (Bakınız Yoko Ono ve the Beatles) Zaten biz kim olduğumuzu sanıyoruz ki? Bu albümden sonra Ritchie Blackmore ile Ian Gillan arasında anlaşmazlık ortaya çıktı Gillan ve Glover gruptan ayrıldılar. Vokalist David Coverdale ve basçı vokalist Glenn Hughes gruba katıldıklarında takvimler 1974'ü gösteriyordu.

Grup bu haliyle 1974'te Stormbringer albümünü yaptı. Bu yazıda inceleyeceğimiz "Soldier of Fortune" bu albümde yer alır ve Blackmore-Coverdale ortak yapımıdır.

1976'da Coverdale'in Whitesnake grubunu kurmak için Deep Purple'dan ayrılmasıyla da, Deep Purple resmen dağıldı. (Ritchie Blackmore'un yerine aldıkları Tommy Bolin, aynı yılın sonlarına doğru aşırı dozda uyuşturucudan öldü)

Unutulmaz şarkılar, şarkıcılar ve şarkı sözleri - Deep Purple 1984'te grubun ilk kurucuları Blackmore, Gillan, Lord, Glover ve Paice tekrar bir araya gelip "Perfect Strangers" albümünü yaptılar. Bunu üç yıl sonra "The House of Blue Light" izledi. Ama eski kavgaların tekrar su yüzüne çıkmasıyla, Ian Gillan 1989'un ortalarında gene gruptan ayrıldı. (Düşünsenize, 'tekrar ekibi toparlıyoruz, tıpkı eski günlerdeki gibi...' diyorlar.. Hakikaten ekibi toparlıyorlar. Sonra gene kavgalar çıkıyor. 'Ben sana o zaman da demiştim. Sen hakikaten uslanmayacaksın be arkadaş!' gibi cümleler de sarfedilmiş midir acaba?)

1990'da "Slaves and Masters" albümünü yaptılar. Muhtemelen paraya sıkışan Gillan gruba tekrar geri dönünce de "The Battle Rages on" (Savaş Kızışıyor) albümünü çıkardılar. Ama bu albümün turnesinin orta yerinde bu sefer de Blackmore 'Madem savaş kızıştı..Ben gidiyorum arkadaş..' diyerek grubu bıraktı.

1994'te Steve Morse'un katılımıyla grup tekrar stüdyoya döndü ve 1996'da "Purpendicular" ve 1998'de "Abandon" albümlerini yaptı. (Sanki geride kalanlara 'Hadi artık siz de terkedin..' der gibi bir isim, değil mi?)

Biz gelelim şarkımıza....

Bu şarkının söz ve müziğini, Ritchie Blackmore ve David Coverdale birlikte yaptılar.

Oralarda buralarda sürtüp serseri bir hayat yaşayan kahramanımız (mesela onu, konser ve turnelerde ömür tüketen bir rock şarkıcısı gibi düşünün) aklıbaşında bir kızla birlikte kuracağı sakin ve huzurlu bir hayatı düşlemiştir. Hatta bu konuda o kıza (diyelim ki onu da konserlerden birinde tanıştığı taşralı saf ve masum bir kız olarak düşünün) ne hikayeler anlatmıştır.

Tabii bütün bu hikayeleri, o akşam o kızla birlikte olmak için uydurmuş da olabilir. Aslında ta başından hiç niyeti yoktu yani böyle işlere...

Fesatlık etmeyelim.. Belki de öyle bir kız yoktur. Kahramanımız, kafasında yarattığı sanal bir kızla, ilerde bir gün sakin bir hayat kurmayı düşlemiş de olabilir.

Fakat heyhat, kahramanımız anlamıştır ki, huzurlu ama sıradan bir hayatın adamı olamayacaktır! O, her zaman oraya buraya koşturan bir ganimet avcısı olarak kalacaktır. Giderek yaşlandığını bilmesine rağmen durum böyledir... Yapacak bir şey yoktur.Tabii kızla beraber olduğu gecenin sabahında, kıza ayak atıyor da olabilir: "N'ayır! N'olamaz küçüğüm.. Ben serserinin biriyim.. Ben sana uymam.. Zaten sen de benimle yapamazsın... Hem ben artık gitmeliyim..."

Kız bu ayakları yemiş midir? Yoksa "Alçak adam! Beni iğfal ettin... Şimdi Jonathan abime haber vereyim de seni bir güzel benzetsin!" demiş olabilir mi? Jonathan abisi gelip (meğer bu da tutucu bir İrlandalıymış, senaryoya bak!) Ritchie veya David'i dövmüş müdür? Bunları bilemiyoruz. En iyisi dedikoduyu bırakıp şarkımıza bakalım...

SOLDIER OF FORTUNE
I have often told you stories
About the way
I lived the life of a drifter
Waiting for the day
When I'd take your hand
And sing you songs
Then maybe you would say
Come lay with me love me
And I would surely stay

But I feel I'm growing older
And the songs that I have sung
Echo in the distance
Like the sound
Of a windmill goin' 'round
I guess I'll always be
A soldier of fortune

Many times I've been a traveller
I looked for something new
In days of old
When nights were cold
I wandered without you
But those days I thougt my eyes
Had seen you standing near
Though blindness is confusing
It shows that you're not here

Now I feel I'm growing older
And the songs that I have sung
Echo in the distance
Like the sound
Of a windmill goin' 'round
I guess I'll always be
A soldier of fortune

Yes, I can hear the sound
Of a windmill goin' 'round
I guess I'll always be
A soldier of fortune

GANİMET AVCISI
Sana sık sık hikayeler anlattım
Bir serserinin hayatını nasıl yaşadığıma dair
Elini tutup sana şarkılar söyleyeceğim günü bekleyerek
Sonra belki bana
'Gel yanıma uzan ve beni sev' diyecektin
Ve ben tabii ki (yanında) kalacaktım

Ama giderek yaşlandığımı hissediyorum
Ve söylediğim şarkılar
Uzaklarda yankılanıyor
Tıpkı dönüp duran
Bir yeldeğirmeninin sesi gibi
Sanırım ben hep
Bir ganimet avcısı olarak kalacağım

Çok zamanlar bir yolcu oldum
Yeni bir şeyler aradım
Eskinin günlerinde
Soğuk gecelerde
Sensiz dolandım durdum
Ama o günlerde
Gözlerimin seni yanımda dururken gördüğünü düşündüm
Körlük kafa karıştırsa da
Senin orada olmadığını gösteriyor (sonuçta)

Artık giderek yaşlandığımı hissediyorum
Ve söylediğim şarkılar
Uzaklarda yankılanıyor
Tıpkı dönüp duran
Bir yeldeğirmeninin sesi gibi
Sanırım ben hep
Bir ganimet avcısı olarak kalacağım

Evet duyabiliyorum
Dönüp duran bir yeldeğirmeninin sesini
Sanırım ben hep
Bir ganimet avcısı olacağım

George Michael - Careless Whisper
Unutulmaz şarkılar, şarkıcılar ve şarkı sözleri - George Michael       O zamanlar George Michael daha kendini dağıtmamıştı. Fön çekilmiş uzun saçları vardı. (O zamanlar moda öyleydi) Henüz eşcinsel olduğunu açıklamadığı için kızlar ona hayrandı. Andrew Ridgeley ile kurdukları Wham ikilisi ortalığı kasıp kavuruyordu. (Wake Me Up Before You Go Go, şarkısını hatırlıyor musunuz?) Ve 1984 yılında George ilk solo single'ı Careless Whisper'i çıkardı.

Kendisi bu şarkıyı 17 yaşında yazmış (1980 yılı oluyor) ama plağını yapmak dört sene sonraya kısmet oldu. Bu arada, George Michael'ın aslında Kıbrıslı bir Rum olduğunu ve asıl adının Georgios Kyriacos Panayiotu olduğunu, 25 Haziran 1963'te Londra'da doğduğunu da belirtmekte fayda var.

1985 yılında yapılan bir röportajda şöyle diyordu : "Bazıları beni sevmiyor. 'Careless Whisper' şarkısını seviyoruz ama George Michael çok antipatik biri' diyorlar. Bu şarkı güzel bir şarkı ÇÜNKÜ onu ben yaptım, tamam mı? Kaç kişi 'suçlu ayaklar' deyimini romantik bir şarkının içine yerleştirebilirdi ki?"

Herhalde hatırlıyorsunuz, bir zamanlar HEY diye bir gençlik ve müzik dergisi vardı. Bir ara bu HEY dergisi yazarları bir oyun/röportaj tarzı bulmuşlardı. Bizim pop şarkıcılarından her hafta seçtikleri birine , gözlerini bağlayıp kulaklıktan bir parçanın girişini dinletiyorlar ve şarkıyı tanımalarını istiyorlardı. Günlerden bir gün İlhan İrem'le bu oyunu oynuyorlar ve kulaklıktan 'Careless Whisper'in girişini dinletiyorlar.. İlhan İrem'in yorumu: "Üff, bu şarkının girişinde derin bir huzur var.. Sanki taze bir bahar sabahı gibi... Evet tanıdım, George Michael bu.."
Şimdi, "Ne var bunda?" diyeceksiniz.. Şu var.. Bu şarkıda huzur falan yok; aksine, sinirli, depresif ve karmaşık bir ruh hali var. İlhan İrem'cim romantik kuşum, o röportajı verince benim gözümde karizmasını çizdirmiş oldu.

(Bu satırları okuyan genç arkadaşlar arasından "İlhan İrem de kim?" diyecek birisi var mıdır acaba? Onlara 'Sazlıklardan Havalanan Bir Ördek' hikayesini de, bilenler bir zahmet anlatıversin artık.)

Unutulmaz şarkılar, şarkıcılar ve şarkı sözleri - George Michael Şarkıda anlatılan hikaye şöyle: George Michael, geçmişte kız arkadaşını (en az bir kere) aldatmıştır. Kız bunu öğrenince (doğal olarak) küplere binmiş ve çok uzun süren kavga ve özürler sonucu "Seni son kez affediyorum. Ama bu haltı tekrar yersen, bir daha yüzümü göremezsin" diyerek karakterini ortaya koymuştur. Adamımıza son bir şans vermiştir. Aradan bir zaman geçer, ama huylu huyundan vazgeçmez. Nitekim, George Michael'ın, manitasının başka bir arkadaşıyla ufak bir kaçamak yapar. Fakat çenesini tutamayan o arkadaşın 'dikkatsiz fısıltıları' sayesinde hadise manitanın kulağına gidiverir (Kör talih!) George Michael, manitanın duruma uyandığını biliyor. Manita "Bunu bana nasıl yaparsın George?" falan dese "Affet hayatım, şeytana uydum, pişmanım..." falan diyecek. Ama manita hiç ses çıkarmıyor. Adamımız ürkek adımlarla manitayı dansa kaldırır ve son bir dansa başlarlar. Aralarında sessiz bir soğukluk vardır. George Michael biliyor ki, dans bittiğinde herşey bitmiş olacak, kız onu ebediyen terkedecek. Bizim çocuk da pişman olmuş, özür dilemek istiyor. Hatta kızın elini ayağını öpmek bir yana, kapısında köpek olmaya razı. Ama kız konuyu açmayacak ve özür dileme fırsatı vermeyecektir. (Kaltak!)
İlişkilerde yaşanan sinirli sessizlik anlarını bilirsiniz.. Adamda ne huzur bırakır, ne ağız tadı. Kendinizi bombok hissedersiniz ama durumu kurtarmak için elinizden bir şey de gelmez. Ne laf edeceğinizi bilemezsiniz. Paso can sıkıntısı. İşte bu şarkının anlattığı budur. Şarkının sözlerini çevirirken biraz esneklik kattım, idare edin lütfen..

CARELESS WHISPER
Time can never mend the careless whispers of a good friend
To the heart and mind, ignorance is kind
There's no comfort in the truth pain is there all you'll find

Should've known better
İyi bir arkadaş çenesini tutamazsa, yarattığı tahribatı zaman asla onaramaz
Kalbin ve aklın rahat olsun istiyorsan, görmezden geleceksin arkadaş
Nezaket de bunu gerektirirdi zaten
Gerçeği öğrenince ne oldu? Başın göğe mi erdi?
Gerçek, adamı rahat ettirmez, orada acı vardır yalnızca
(Acı gerçekler ve biber teoremini hatırlayınız)

Ah eşek kafam.. Niye bunu düşünemedim sanki..

I feel so unsure
as I take your hand and lead to the dance floor
as the music dies, something in your eyes
calls to mind the silver screen
and all its sad good-byes

I'm never gonna dance again
guilty feet have got no rhythm though it's easy to pretend
I know you're not a fool

Elinden tutup seni dans pistine götürürken
Ne halt edeceğimi bilmiyorum
Müzik biterken, gözlerindeki bir şeyler
Ekranı ve onun bütün acıklı vedalarını
Akla getiriyor (pembe dizi hesabı)
Ah bir daha dans etmeyeceğim
Suçlu ayaklar ritm tutturamıyor bir türlü
Öyle değilmiş gibi yapmak kolay olsa da
Aptal olmadığını biliyorum

Should've known better than to cheat a friend
and waste the chance that I've been given
so I'm never gonna dance again
the way I danced with you

Aldatmayı ve bana verilmiş şansı harcamayı
Akıl edinceye kadar
Bunları düşünseydim keşke
Seninle dans ettiğim gibi
Bir daha kimseyle dans etmeyeceğim

(Burada, kızın yatakta da çok iyi olduğunu öğreniyoruz. Onun yaptığı numaraları başka kadından göremeyeceğini düşünüp dövünüyor bizim George. Ayıp olmasın diye de, seks yapmak demiyor da, 'dans etmek' diyor. )

Time can never mend the careless whispers of a good friend
to the heart and mind ignorance is kind
there's no comfort in the truth pain is there all you'll find

I'm never gonna dance again
guilty feet have got no rhythm
though it's easy to pretend
I know your not a fool

Bu kısmı yukarıda açıkladık ya işte..

Should've known better than to cheat a friend
and waste the chance that I've been given
so I'm never gonna dance again
the way I danced with you

Never without your love

(Burayı da açıkladık yukarıda ama son dizeye dikkat.. Ne diyor? Aşkın olmadan asla .. Yani yatak olayı.. Yaa..demedim ben size?)

Tonight the music seems so loud
I wish that we could lose this crowd
Maybe it's better this way
We'd hurt each other with the things we'd want to say

Bu gece müzik de ne kadar gürültülü
Keşke şu kalabalığı ortadan kaldırabilseydik
Belki de böylesi daha iyi
Söylemek istediğimiz şeylerle birbirimizi üzecektik yoksa

(Kalabalık ve gürültü var ortamda. Sağlıklı bir dialog oluşmuyor tabii. Garibim de kendini teselli etmeye çalışıyor, neymiş, böylesi daha iyi olmuş. Hadi len! )

We could have been so good together
We could have lived this dance forever
But no one's gonna dance with me
Please stay

Ne kadar şahane olabilirdik birlikte
Bu dansı sonsuza dek yaşayabilirdik
Ama artık kimse dans etmeyecek benimle
Lütfen kal

(Evet, bak buraya! Terkedilen tarafın psikolojisini işlemiş şair bu dörtlükte. Ne diyor? 'Kimse dans etmeyecek benimle' İlişki bittiğinde terk edilen taraf 'bir daha beni kimse sevmeyecek' ve 'bir daha kimseyi sevemem artık' gibi düşünceler içine düşer. Bu düşüncelerin yaratığı ruh hali, yıkıcı ve üzücüdür ki buna 'ayrılık sonrası sendromu' diyoruz. Ayrılık sonrası travması veya halk arasında 'ayrılık acısı'olarak da bilinir. Bu travma o kadar ağırdır ki, sırf bunu (ayrılık acısını) yaşamamak için aslında çoktan ölmüş bitmiş ilişkilerini ve evliliklerini sürdüren bir sürü insan vardır..

Peki harbi bir delikanlının arkadaşlarına ve dostlarına karşı asli görevlerinden biri de nedir?
Bu duruma düşmüş arkadaşlarına destek olmaktır. Durumdan vazife çıkarmak da artık size kalmış. Çevrenize bakın, bu durumda olan arkadaşlarınıza ve dostlarınıza destek olun, moral verin. Eh, delikanlılık dersimizi verip mesajımızı da ilettiğimize göre artık parantezi kapatabiliriz burada)

And I'm never gonna dance again
guilty feet have got no rhythm
though it's easy to pretend
I know your not a fool

Should've known better than to cheat a friend
and waste the chance that I've been given
so I'm never gonna dance again
the way I danced with you

Bu kısmı yukarıda açıklamıştık. Niye bir kere daha tekrar ettiriyorsunuz bana yaa?

(Now that you're gone) Now that you're gone
(Now that you're gone) What I did's so wrong
that you had to leave me alone

Ah şimdi sen çektin gittin
Öyle bir halt ettim ki
Beni terketmek zorunda kaldın......

(diye dövünerek ve inleyerek adamımız şarkısını bitirir)

Cutting Crew - I just died in your arms tonight
Unutulmaz şarkılar, şarkıcılar ve şarkı sözleri - Cutting Crew       Güzel bir kadınla seks yapmak fırsatı çıkmışsa pek az erkek buna hayır diyecektir. Ama kim demiş erkekler kaçamak yapmaktan pişman olmaz diye?

Sevişme sona erdiğinde bazen pişmanlık duyarsınız. Bir şeyler size doğru gelmez, kendinizi 'kullanılmış' hissedersiniz. Orada ne aradığınızı kendinize sorar ve "Çekip gitmem gerekirdi" diye hayıflanırsınız.

Cutting Crew'un solisti Nick Van Eede "I just died in your arms tonight... It must have been something you said" diye şarkıya girdiğinde ilkin keyifli bir açıklama yaptığını düşünüyoruz.

Oysa şarkının ilerleyen dizelerinden anlayacağız ki az önce yaşadığı seks deneyimi onda bir pişmanlık ve boşluk duygusu uyandırmıştır.

Kadının söylediği bir şey ya da öpüşündeki bir çekicilik yüzünden bu macera yaşanmıştı herhalde. Herşey sona erdiğinde gene kadının söylediği bir söz müydü acaba bütün bu olan bitenin aslında hiç yaşanmamış olması gerektiğini düşündüren?

"Bulamadığım bir şey arayıp duruyorum
Etrafım kırık kalplerle dolu
Bu durumdan nasıl çıkarım bilemiyorum

Kimin aklına gelirdi
Benim gibi bir adamın bu duruma düşeceği?
Uzun ve sıcak bir geceydi,
O (kadın) işleri kolaylaştırdı
Ama herşey olup bittikten sonra
Biliyorum ki hatalıydım
Çekip gitmem gerekirdi...

Bunu saklamaya çalışıyorum
Ama sonra tekrar dökülüyorum..."
diye sesleniyor Nick Van Eede.

Muhtemelen gizli kalması gereken bir ilişkidir bu yaşanan. Oysa içerden yükselen boşluk ve pişmanlık duygusu, erkeği 'itiraf etmeye' zorlayacaktır.

Adam oradan çıkıp gittikten sonra ne olduğunu merak ediyor musunuz?

Onu da Teoman anlatacak size Gönülçelen şarkısında:
"Güzel vücutlar, boş suratlar.. Benimse yenmiş tırnaklarım titreyen ellerim var..." diyerek 'aldattığını' itiraf edecek hayatındaki kadına.

Kadının buna cevabı bıçak gibi keskindir:
"Evet.." dedi "ben de seni aldattım. Bir kez de değil üstelik.."

Bense hala düşünüyorum: Bu iki ayrı şarkıda anlatılan aynı kadın mı yoksa?

DIED IN YOUR ARMS TONIGHT
Oh I, I just died in your arms tonight
It must have been something you said
I just died in your arms tonight

I keep looking for something I can't get
Broken hearts lie all around me
And I don't see an easy way to get out of this
Her diary it sits on the bedside table
The curtains are closed, the cat's in the cradle
Who would've thought
That a boy like me could come to this

Oh I, I just died in your arms tonight
It must've been something you said
I just died in your arms tonight
Oh I, I just died in your arms tonight
It must've been some kind of kiss
I should've walked away

Is there any just cause for feeling like this?
On the surface I'm a name on a list
I try to be discreet but then blow it again
I've lost and found, it's my final mistake
She's loving by proxy, no give and all take
'cos I've been thrilled to fantasy
One too many times

Oh I, I just died in your arms tonight
It must've been something you said
I just died in your arms tonight
Oh I, I just died in your arms tonight
It must've been some kind of kiss
I should've walked away

It was a long hot night
She made it easy, she made it feel right
But now it's over the moment has gone
I followed my hands not my head
I know I was wrong

Oh I, I just died in your arms tonight
It must've been something you said
I just died in your arms tonight
Oh I, I just died in your arms tonight
It must've been some kind of kiss
I should've walked away

Cutting Crew topluluğu 1985'te İngiltere'de kuruldu. İlk albümleri Broadcast ile büyük bir başarı kazandılar. Albümde yer alan Died in your arms bu grubun en çok bilinen ve en başarılı şarkısıdır.

1993'te grup dağıldı. Ancak grubun kurucusu ve 'Died in your arms tonight' şarkısının yazarı Nick Van Eede tamamen başka elemanlar seçerek Cutting Crew topluluğunu yaşatma gayretinde.

Died in your arms tonight şarkısındaki metaforlar ve şarkının yazılma öyküsü hakkında Wikipedia'da ve çeşitli müzik forumlarında halen pek çok tezler ileri sürülmekte ve tartışmalar yapılmakta.



Kaynak: gazozagaci.org




Google