Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Kültür - Sanat
Televizyon



Atatürk'ü yalın haliyle izleyin
Atatürk’ün yalın haline sadık kaldık
Atatürk'ü yalın haliyle izleyin       Can Dündar, filminin adının neden “Mustafa” olduğunu şöyle açıkladı: “Atatürk’ü annesinin onu çağırdığı isimle anlatmak istedik”

      ATATÜRK’ÜN ölümünün 70. yıldönümünde Selanik’ten Dolmabahçe’ye kadar tüm yaşamını anlatan Can Dündar’ın “Mustafa” adlı filmi bugün vizyona giriyor. Dündar dokuz ayda tamamlanan filmde yeni belgeler ve görüntüler kullanmaya çok özen gösterdiklerini ve birçok resmi ve özel arşivi didik didik ettiklerini söyledi.

      “ARAŞTIRMALARDA gördük ki daha M. Kemal’in görmediğimiz çok sayıda resmi, fotoğrafı var. Kullanamadıklarımız kullandıklarımızdan fazla” diyen Dündar filmin adının “Mustafa” olmasının nedenini de şöyle açıkladı: “Atatürk’ün yalın haline sadık kalmak, annesinin onu çağırdığı isimle anlatmak istedik.”

Bu filmde kendi Mustafa’mızı anlattık
      Atatürk’ün hayatını anlatan “Mustafa” filmi bugün vizyona giriyor. Can Dündar “Filmde yeni belgeler ve görüntüler kullanmaya özen gösterdik. Mustafa Kemal’in çok sayıda fotoğrafı, görüntüsü var. İnanın kullanamadıklarımız kullandıklarımızdan fazla” dedi

      Can Dündar’ın 26. belgeseli “Mustafa” bugün, sinemalarda gösterime giriyor. Dündar , “Mustafa”da Atatürk’ün tüm hayatını bir sinema filmine sığdırmış. Cumhuriyet Bayramı’nda gösterime giren filmde Mustafa Kemal’i her yaşında başka bir oyuncu canlandırdı. NTV-Ko’medya ortaklığı ve Sabancı Holding katkılarıyla çekilen filmin müziklerini Goran Bregoviç besteledi. Filmin adının “‘Mustafa” olmasının nedenini “Atatürk’ün yalın haline sadık kalmak, annesinin onu çağırdığı isimle anlatmak istedik” diye açıklıyor Dündar. Altın Portakal Film Festivali’nde yapılan ilk gösterimden sonra Dündar’la “Mustafa” hakkında konuştuk.

      “Mustafa”yı seyrettikten sonra, “Bu projenin en zor yanı herhalde Mustafa Kemal’in tüm hayatını iki saate sığdırmak olmuştur” diye düşündüm.
      Kesinlikle haklısınız. Projenin en başından beri bu konuda sıkıntı çektik. Herhangi bir insanın hayatını bile iki saatte özetlemek zor. Söz konusu Mustafa Kemal’in hayatı olunca epey zorlandık. Bu bir sinema filmi olduğu için iki saatten uzun yapamazdık. Dolayısıyla çok bilinen yanlarını bir daha anlatmadık. Kendi belgelerimizin izinden yürüdük, yazdığı bir mektubun, hakkında çıkan bir haberin üzerine gittik. Bu şekilde biraz kendi Mustafa’mızı anlatma şansımız oldu.

      Filmde daha önce görmüş olduklarımızın yanı sıra hiç görmediğimiz yeni görüntüler de var. Yeni belgeleri nerelerden buldunuz?
      Filmde yeni belgeler ve görüntüler kullanmaya çok özen gösterdik. Birçok resmi ve özel arşivi didik didik ettik. Cumhurbaşkanlığı’nın, Genelkurmay Başkanlığı’nın ve Atatürk’ün kendi özel fotoğrafçılarının arşivlerini tek tek inceledik. Yapı Kredi Bankası’nın arşivlerinden, Salih Bozok’un ailesinin sakladıklarından tutun, Fransa’da Mustafa Kemal ile tanışmış ailelerin arşivlerine kadar her yeri taradık. Bütün bu araştırmaların sonunda, biraz da şaşırarak gördük ki daha Mustafa Kemal’in görmediğimiz çok sayıda resmi, fotoğrafı, görüntüsü, imzası var. İnanın kullanamadıklarımız kullandıklarımızdan fazla.

Atatürk'ü yalın haliyle izleyin       Siz aslında senelerdir bu belgesel için çalışıyor sayılırsınız. Atatürk hakkında başka belgeselleriniz ve yaptığınız birçok araştırma var. Sadece “Mustafa”nın yapımı, çalışmaları ne kadar sürdü?
      “Mustafa”yı aslında dokuz ayda bitirdik diyebilirim. Çabuk bitmiş bir proje sayılabilir. Fakat dediğiniz gibi dokuz ay artı 15 sene var “Mustafa”nın arkasında. Bu proje, bölüm bölüm yazdığınız bir kitabı derli toplu çıkarmaya benziyor. Daha önce belli bölümlerini yazmıştık. Dolayısıyla hepsini bir araya getirmek ve yeni bir duyguyla anlatmaktı yapmaya çalıştığımız.

      Metnini yazıp görüntüsünü bulamadığınız için senaryodan çıkarttığınız detaylar oldu mu ?
      Çok çok... Üzüle üzüle birçok detay çıkarttım. Ne yazık ki görsel bir iş yaptığın zaman görüntü sözün önüne geçiyor. Çok basit bir sahne örneği vereyim: Hatay Davası sırasında Atatürk, Sabiha Gökçen’e özel olarak bir silah veriyor ve diyor ki; “Ben elçilerle yemek yerken sen salona gireceksin ve silahını çekip yukarıya doğru ateş edeceksin. Hatay’ı verirseniz öldürürüm hepinizi gibi bir şey söyleyeceksin” Ve Sabiha Gökçen bunu yapıyor! Sonra Atatürk “Ben Hatay konusunda geri bir adım atarsam bu millet hepimizi öldürür” diyor. Bu müthiş sahneyi kullanamadık. Dramatize etmek çok iddialı olacaktı, animasyon ile de olmaz, bir tek fotoğraf bile yok... Canımız acıya acıya çıkarmak zorunda kaldık.

      Araştırmalarınız sırasında karşınıza çıkıp “Atatürk’e zarar verir” diye yayınlamadığınız bir belge hiç oldu mu?
      Tek tük oldu diyebilirim.

      Mesela...
      Örneğin sofrada kaydedilmiş, daha sonra plak haline getirilmiş bir ses kaydı var. Herkesin rahat konuştuğu bir kayıt. Filmin amacı özel hayata girmek de olmadığından bu kaydı kullanmadık. Açıkçası Atatürk’e zarar vermesinden de endişe ettik. Bunun dışında birçok belgeyi çekinmeden kullanmaya çalıştık.

      Filmde Atatürk’ün bütün başarılarını tekrar tekrar görüyoruz. Tek pişmanlığı olarak seyirciye gösterilen ise yaptığı evlilik... Büyük ordular yönettiğini ama bir kadını yönetemediğini söylüyor Atatürk.
      Bizim rastladığımız tek pişmanlık o gibi görünüyor. Muhtemelen başkaları da vardır ama biz kayıtlardan anılardan gitmeye çalıştık. Ayrıca kadın yönetmenin de kolay bir şey olmadığını hepimiz biliyoruz!

      Senelerdir bir film çekilse Atatürk’ü kim oynar diye konuşulur durur. Siz olsanız Atatürk rolünü kime verirdiniz?
      Valla bilemiyorum... Ama herhalde bu benzetme kaygısından vazgeçerek işe başlardım diye düşünüyorum. Çünkü orada başarı şansı görmüyorum. Mimikleri kaybolmuş, makyajdan donmuş bir adam oluyor benzetmeye kalkınca. Sinemamızın ve izleyicimizin bu beklentiden vazgeçmesi gerekiyor. Benzerini aramak yerine, onu en iyi yansıtabilecek kimse onun peşine düşmeliyiz diye düşünüyorum.

En büyük korkum animasyonlardı
Atatürk'ü yalın haliyle izleyin       Belgeselde birçok teknik kullanmışsınız. Ben animasyonları çok beğendim. Özellikle iki boyutlu bir krokiden üç boyuta dönen bir sahneyi. Animasyonları kim yaptı?
      Ankara’da bir üniversitede öğretim üyeliği yapan Uğur Erbaş, dört kişilik ekibiyle bütün animasyonlarımızı yaptı. İtiraf edeyim ki sizin çok beğendim dediğiniz animasyonlar, baştan beri benim en büyük korkum oldu. “Animasyonları tarihi bir filmin dokusu içine yerleştirebilecek miyiz?”, “Üç boyutlu animasyonlar nasıl bir tepki yaratacak?” diye çok düşündüm. Neyse ki çok büyük bir ustalıkla yapıldı.

      Bahsettiğiniz sahne sanırım Atatürk’ün kendisinin karaladığı bir kroki idi.
      Yıldız Sarayı’nın bir odasında gerçekleşmiş bir konuşmayı, o krokiden yola çıkarak üç boyutlu hale getirdik. Bunlar biraz da filmi, belgeselin sıkıcı olduğu düşünü-lebilen şablonundan çıkarmaya dönük arayışlar aslında. Bazen de görüntü açığını kapatmaya yönelik zorunluluklar. Başarabilmişsek ne mutlu bize...

Atatürk'ü yalın haliyle izleyin       Ben çok beğendim. Hatta animasyonları, canlandırmalardan daha başarılı buldum, “Keşke hepsini animasyon yapsalardı” diye de düşündüm. Çünkü filmin en zayıf yanının canlandırmalar olduğunu düşünüyorum. Siz ne dersiniz?
      Biz canlandırmalarda çok mesafeli durmaya çalıştık. Sonuçta hiç kimseyle kıyaslayamayacağımız bir insanın filmini yaptık. Bu sebeple canlandırmalarda drama yok, konuşma yok. Baştan sona animasyon, çok vakit ve büyük bütçeler isteyen bir iş. Dolayısıyla canlandırma ve animasyonu birlikte götürdük.

      Bu canlandırmalarda, çocukluğunda ve gençliğinde Atatürk’ün yüzünü hiç görmüyoruz. Belli bir yaştan sonra birkaç sahnede yüzü seçiliyor. Neden böyle bir tercih yaptınız?
      Aslında ilk kararımız yüzünü hiç göstermemekti. Ama hani bir peygamber efekti vardır, yüzü görünmez filmlerde, bunu da istemedim. Orada bir denge arayışına gittik. Otuzlarını canlandıran arkadaşımız nispeten Atatürk’ü andırıyordu ve gerçekten oyunculuk yeteneği, sahne hakimiyeti vardı. Bunu görünce biraz daha cesur davranmaya karar verdik.

Kaynak: Milliyet




Google