Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Kültür - Sanat
Televizyon



Fuat Güner'le MFÖ'nün 40 yıllık müzik serüveni
Şarkılarımız her zaman Türkiye'nin on yıl önünde
Fuat Güner'le MFÖ'nün 40 yıllık müzik serüveni       Fuat Güner, MFÖ'nün, ikinci baharını yaşadığını söylüyor. 40 yıllık müzik serüvenlerinde dinleyicinin ilgisini asla kaybetmeyen grup, şu sıralar art arda gelen konser taleplerini karşılamak için sahneden sahneye koşuyor.

      TRT'de radyo programı yapan Fuat Güner, "Türkiye'de otuz beş yaşında kel adamların grup olarak başarıyı yakalaması şaşırtıcı." diyor. Grup üyelerinin birbirlerinin arıza durumlarına da artık alıştığını söylüyor.

Konserlerimize hayranlarımızın çocukları geliyor artık
      Elinde gitarıyla oldukça enerjik bir şekilde karşımızda duruyor. Selam verir vermez "İkinci baharımızı yaşıyoruz." diyerek mutlu ve mesut olduğunu ifade ediyor. MFÖ grubunun üyesi Fuat Güner, sanatta 40 yılı arkada bırakırken sürekli daha iyi şeylere imza atmanın huzurunu yaşıyor. Şu sıralar TRT'de radyo programı yapan Fuat Güner'le her telden bir söyleştik.

      Size, ikinci bahar yaşadığınızı hissettiren nedir?
      Son dönemde MFÖ olarak çok fazla talep ediliyoruz ve millet bize çok fazla sevgi gösteriyor. Seneler geçtikçe çevredeki kalabalık azalır, fakat bizde tam tersi oluyor. Konserlerimize artık hayranlarımızın çocukları geliyor. Bu yüzden ikinci bahar dönemi bu dönem.

      MFÖ'nün müziği hiçbir zaman çok savrulmadı. Halkaya devamlı yeni dinleyiciler katmayı nasıl başardınız?
      Her geçen gün daha güzel çalıp daha güzel söylüyoruz. Eğer performansın çok iyiyse, orkestrayla birlikte çalarken ortaya çıkan saund iyi çıkarsa, seyirci bunu hemen hissediyor. Dinleyici "Ya ne kadar güzel çalıyorlar!" dedi mi bu artı olarak geri dönüyor. Biz sadece güzel müzik yapmaktan zevk alıyoruz. Sahnede birbirimize dönüp "Off, ne güzel oldu yaa!" dediğimiz çok oluyor. Geçen gün Ankara'da bir konserdeydik, 30 bin kişi falan vardı. New York'ta Central Park'ta konsere gittik. 5 bin kişi konsere girmiş, bin kişi de dışarıda kalmış, içeriye alamamışlar. 'Bugüne kadar böyle bir şey hiç vaki olmadı' diyorlar. Bu, inanılmaz bir şey. Bunun üzerine oranın organizatörü telefon etti, size Washington, Los Angeles, Boston konserleri de yapacağım diye. Şimdi buradan bakarsak bizim ikinci baharımız oluyor.

      O zaman müzikal anlamda günceli yakalama gibi bir derdiniz olmadığını söyleyebiliriz.
      Bizim güncel olanı yakalama derdimiz hiç olmadı. Her zaman, yaptığımız parçalar Türkiye'nin on yıl, yirmi yıl önündeydi. Biz "Deli Deli Kulakları Küpeli" şarkısını yaparken Türkiye'de öyle bir şey yoktu. Müzik yaparken kendimizin beğendiği, sanatsal değeri mutlaka olmak kaydıyla halkın seveceği bir arayışın içine girdik. Dolayısıyla yaptığımız parçalar içerisinde o kadar çok hit parça var ki bir konsere çıktığımızda 20 tane hit parça çalıyoruz. Millet artık konserde eğlence de istiyor, biz hem kaliteli müziği hem de eğlenceyi beraber sunuyoruz. Çalarken zevk alıyoruz, zevk aldığımızı insanlar da görüyor. Biz çok memnun ve mutluyuz. Kasımda Amerika ve Avrupa konserlerimiz var. Bunun dışında MFÖ olarak, TRT 1'de bir yarışma programında jüri üyesi olacağız.

      Yıllar içerisinde karı-kocalar bile kavga eder. MFÖ yılların getirdiği olgunlukla arıza durumlarını tamir edebilmeyi mi başarıyor?
      MFÖ, herkesin arızasına ötekinin tahammül gösterdiği bir gruptur. Birisi bir şey derse ötekisi onun kusuruna bakmıyor.

      En çok kim arıza çıkarır, delirir?
      Valla belli olmaz. Kimi zaman ben, kimi zaman Mazhar, kimi zaman Özkan. Herkese batan konular olabilir. İşini ciddiye almamak, laubalilik, "Bir şey olmaz ağabey ben yaparsam olur" zihniyeti gibi şeylere çok takıntısı olan bir adamım. Bir de başkasının hakkına, hukukuna çok dikkat ederim. Gerekirse hakkımı ararım, mahkemeye veririm. Bu yılın tüketicisi seçildim. Havale parası yüzünden bütün bankaları mahkemeye vermek isterim. Yaşlı bir amca, kızına 20 lira havale gönderiyor, ondan 20 lira havale parası alıyorlar. Niye kardeşim diye kimse sormuyor ama ben soruyorum.

      Konserlerde enerjik halinize alışkınız, sanırım bu durum konserlere mahsus bir durum değil.
      Çocukken de hiperaktifmişim. Annem, "Seni büyütene kadar on tane çocuk büyütürdüm." diyor. Ben inşaat mühendisiyim, karayollarında çalışıyordum. Masa başında oturmaktan fenalık geliyordu. Günde on tane iş halledersem daha mutlu oluyorum.

      Yani çalışarak tedavi oluyorsunuz...
      Bravo, aynen öyle! Ne kadar çalışırsam o kadar mutlu oluyorum.

      Ailede başlayan bir müzik eğitimi, Paris'te sokak çalgıcılığı, grup kurma... Müzikal anlamda sınırlandığınızı hissettiğiniz dönemler oldu mu?
      Genelde bu sıkıştığım anları hissettiğim durumlar oldu. MFÖ olarak Almanya'ya gittik ve bir plak doldurup geldik. Plak şirketinin sahibi müziği dinleyip "Siz daha aynı sesten söyleyemiyorsunuz evladım!" dedi. Dolayısıyla senin müzik bilginin altında adamlarla iş yapmak zorunda kaldığın zaman, o sıkışıklığı hissediyorsun. Biliyorsun burası şarkıcıların olduğu bir ülke, grup Türkiye'de pek tutmazdı.

      Fakat MFÖ başka...
      Otuz beş yaşında saçı dökülmüş, kel adamların sevilmesi bir mucize. Bizim parçalarımızı sevdiler. 'Güllerin İçinden, Bu Sabah Yağmur Var İstanbul'da, Ele Güne Karşı Yapayalnız' gibi albümlerden sonra çizgimizi hiç bozmadık. Biz her zaman kendi doğrumuzu, kendi sevdiğimizi yaptık. Dünya müziğinden örnekler verdik rap, reggae... Ali Desidero, rap müziğinin ilk yapılışıdır. Dolayısıyla biz oralardan geçtik, biz tür dışı bir grubuz. Siz hangi tür müzik yapıyorsunuz derseniz, bizim türümüz yok.

      Sokak müzisyenlerini görünce ne yaparsınız, dinler misiniz?
      Dinlerim, eğer güzel çalıyorlarsa çıkarıp para da veririm. Ben sokak müzisyenliğinin ne olduğunu Paris'te öğrendim. Orada halkın bildiği şarkıları söylemek zorundasın. Paris'te metro müzisyeni olan sevdiğim bir arkadaşım vardı; Sadık. Onunla gidip metrolarda çalardık. Ne zaman ki bildik bir parçayı söylemeye başladım, o zaman herkes paralar yağdırmaya başladı. Sokak müzisyenliği, insanın içindeki utancı ve çekingenliği atması için güzel bir yerdir.

      Hiç şöhret sıtmasına tutulduğunuz oldu mu?
      Normal bir adam gibi yaşamak benim çok hoşuma gider. Ne kadar meşhur olursam olayım evde annemin yaptığı tepsiyi kafama koyup fırına götürebilirim. Ve inan halk seni öyle gördüğü zaman daha çok seviyor. Korumalarla tuvaletlere girenlerden de hiç hoşlanmıyorum. Bu ülkede sevdiği insana kim ne yapmıştır?

      Bir gün Tarkan'ın korumasız Nişantaşı'nda dolaştığı zaman kimse tarafından fark edilmemesi de bunu gösteriyor...
      Niye o zaman beş tane korumayla dolaşıyorsun kardeşim! "Ben acayip adamım, korumalarla dolaşırım, hepinizden üstünüm." O psikoloji, ruh hastalığına giriyor. Ben rahat adamım. Sadece insanlar bakıyor diye kendime çekidüzen verme ihtiyacı hissediyorum.

      Bir röportajınızda "Ruhsal tatmine ulaşmış bir insanım." diyorsunuz. Bu duyguyu size hissettiren nedir?
      Aslında her şey biraz da farkında olmakla başlıyor. Bir hengâme içinde bazı şeylerin yavaş yavaş farkına varmaya başlıyorsunuz. Mesela hiç unutmuyorum; Boston'da bir otelin 8. katında, 80 yaşının altında hiç hasta yoktu. O katta tek başıma kaldım. Ertesi gün de ameliyat olacağım, ölsem kimsenin haberi olmayacak, öyle bir durum. Ben kimseyi rahatsız etmeden, kendi işimi kendim halletmeyi severim. Orada bir kâğıda şöyle not almıştım "Büyük umutlar, büyük hayaller peşinde koşmaktan, küçük mutlulukları göremez olmuşuz." Niye, çünkü hırs bürümüş bunu, şunu yapacağım diye. Hep o hayallerin peşinde koşmaktan küçük mutlulukları unutmuşuz. Benim hayatımda içimde ukde kalan bir şey olmadı. Ölsem de gam yemem, arkamda keşke şunu yapsaydım dediğim bir şey yok. Belki dünya pazarına MFÖ olarak bir şey sunmayı isterdim.

Fuat Güner'le MFÖ'nün 40 yıllık müzik serüveni
Milletvekillerini evvela Türkçe, sonra ruh sağlığı imtihanına sokarım
      MFÖ olarak ayrı çalışmalara da imza atıyorsunuz. Siz sanki içlerinde en geri planda durmayı tercih eden isimsiniz.
      Bizim ayrı ayrı çalışmalar yapmamız gruba yarıyor. Eğer arkadaşına "Sen oraya gidemezsin" dersen bu, özel kabiliyetlerinin ortaya çıkmamasına neden olur. Mazhar, devlet tiyatrosu mezunu bir aktör. Özkan, doğuştan yetenekli. Şimdi Özkan'a sen dizilerde, reklamlarda oynama diyebilir misin? Ben oyunculuk konusunda deneme yaptım, ama benim ekstra işlerim çok fazla.

      Müzik piyasasında itirazınız nelere?
      Tekdüze bir müziğin yapılmasına ve tutan bir şeyin aynısının yapılmaya çalışılmasına. Bütün parçalar birbirine benziyor.

      Kıro kültürünün hakim olduğu bir toplum olduk derken bunu mu kastediyordunuz?
      Aynen Türkçe konuşmasını bilmeyen bir sürü adam var. Türkçe konuşmaktan haberi yok "Allah gurban..." diye konuşuyor, sonra da korumalarla dolaşıyor. Bana kalsa bütün milletvekillerini evvela Türkçe, sonra ruh sağlığı imtihanına sokarım. Sonra da lisan imtihanına sokarım. Lisan bilmeyen milletvekili olmayacak kardeşim. Bir vurdumduymazlık almış başını gidiyor. Allah'a şükür şu ana kadar memleketi batıramadık. Allah koruyor, başka bir şey demiyorum. Bütün dünyanın gözü burada. Hepimizin birbirimize çok sahip çıkmamız lazım.

Kaynak: Zaman




Google