Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Televizyon



Avrupa yakası: Oyuncular, röportajlar, bilinmeyenler
Avrupa yakası: Oyuncular, röportajlar, bilinmeyenler       Avrupa Yakası, Nişantaşı'nda, elit bir kesimin içinde yaşayan ailenin içinde bulunduğu durumları anlatan dizidir. Durum komedisidir.

      Dizinin yapımını Plato Film-Sinan Çetin, yönetmenliğini Jale Atabey Özberk üstleniyor. Senaryosunu, başrolünü de oynayan Gülse Birsel yazıyor. Gülse Birsel’in canlandırdığı "Aslı" karakterinin babasını Gazanfer Özcan, annesini Hümeyra, kardeşi Volkan’ı ise Ata Demirer oynuyor.Volkan asker kaçağı olduğu için 30'undan sonra askere gitmiştir ve Ata Demirer Hümeyra'yla sorunlar yaşadığı için diziden ayrılmıştır. IV. sezonda Sütçüoğlu Ailesi'ne Volkan ve Aslının kuzenleri Sacit Kral ve Makbule katılmıştır.

      Dergi ekibinde Yıldırım Öcek (Patron Saadettin Bey),Levent Üzümcü (Cem), Şenay Gürler (Fatoş), Sarp Apak (Tanrıverdi), Hale Caneroğlu (Yaprak), Evrim Akın (Selin) ise askere giden kocası Volkan'nın peşinden gitmiştir. Veysel Diker (Tacettin), Yavuz Seçkin (Sertaç) ve Vural Çelik (Kubilay) diğer rolleri paylaşıyor.

      Dizinin III. Sezonunda "Cem" karakterinin babası Rutkay Aziz (Bülent) ve annnesi Suna Keskin (Sedef) ile birlikte diziye farklı soluk getiren Engin Günaydın (Burhan Altıntop) kadroya dahil oluyor.

      IV. Sezonda köklü değişimler geçiren Avrupa Yakası dizisi, radikal kararlar alarak oyuncu değişimini zorlayıp, oyuncuların kişisel seçimlerinden dolayı Volkan, Selin, Şesu, karakterleri diziden ayrılırken, "Aslı" karakterinin kuzenleri Tolga Çevik (Sacit) ve Hasibe Eren (Makbule); apartman kapıcısı Peker Açıkalın (Gaffur), yeni ofisboy Sarp Apak (Tanrıverdi) karakterleri senaryo içinde yerini almıştır.

Avrupa Yakası: Gaffur pijaması       V. Sezonda Peker Açıkalın dizi ekibinden çıkartılmıştır. Diziye Yabancı Damat dizisinden ve daha bir çok rolden tanıdığımız ünlü oyuncu Binnur Kaya ve Okan Bayülgen'in Makina programında kendini iyice geliştiren ve daha önceki sezonlarda da Avrupa Yakası'ında ara rollerde oynamış olan Gürgen Öz dahil olmuştur.

      Senaryo yazarı ve oyuncusu Gülse Birsel'in olağanüstü zekasıyla dinamik bir biçimde şekillenen dizi kadrosu; günümüz çağının trend dizi anlayışına profillenmiştir. Bu açıdan Türkiye'de bir ilke imza atmıştır.

      Dizinin popülerliği tüketici piyasasına da yansımıştır. Gaffur tiplemesi ile Peker Açıkalın'nın dizide kullandığı pijama Türkiye piyasasında satılmaktadır.

I. Sezon
Avrupa Yakası: Gülse Birsel ve Ata Demirer       Aslı artık 30'una dayanmıştır ve Aslı'nın annesi İffet onu evlendirmeye çalışmaktadır ama Aslı annesinin adaylarını beğenmemektedir. Aslı'nın en büyük talihlisi ise aile dostlarının çocuğu Tacettin'dir ve kendisini bir kaç kız isteme denemelerinden sonra Aslı'nın sözlüsü sanmaktadır. Aslı da yeni genel müdürleri Cem'e aşıktır ve de aşkı karşılıksız değildir. Volkan da şöhret olmanın yollarını aramakta ve bunun için en yakın arkadaşı Sertaç'ın projelerini değerlendirmektedir. Aynı zamanda da Aslı'nın ofisine patron kızı olarak giren Selin'i tavlamaya çalışmaktadır. Volkan'nın maço tavırlarını çok beğenen Yaprak da Volkan'a aşık olmuştur. Yaprak'ın Volkan'a yakınlaşmasını kıskanan Selin de günden güne Volkan'a yakınlaşmaktadır. Sütçüoğlu ailesinin annesi ve babası İffet ile Tahsin de bu iki gelin adayından da hoşnut değildir.

      Dizinin sezon finaline doğru kendinisin Aslı'nın sözlüsü sanan Tacettin Cem'e ben Aslı'nın sözlüsüyüm demiş ve şok geçiren Cem de Amerika'ya gidip orda eski sevgilisine evlenme teklif etmiştir. Amerikadan dönünce de Avrupa Yakası dergisi editörü Fatoş Cem'e Aslı'nın ondan hoşlandığını söylemiş Cem de Amerika'da olanları anlatmış ve Cem'in nişanlısı Victoria da Amerika'dan dönünce Aslı'yla aralarında bir yarış başlamıştır.

      Dizinin sezon finalinde ise Sütçüoğlu ailesi tatile giderken Cem Aslı'yı evin kapısında yakalayıp aşkını ilan etmiştir.

II. Sezon
Avrupa Yakası oyuncular       II.Sezonda Volkan için işler iyi gitmez.Yaprak ve Selinden birini seçmeye çalışır,fakat kararsız kalır.Diğer yandan Tacettin,Aslı'yı istemeye gelir.Bunu gören Cem ise,Tacettin'in hakaretine dayanamayıp kızı ister.Tahsin bey,tercihini Cem'den yana kullanır.Volkan ise,sonunda Selin'le evlenmeye karar verir.Fakat,sezon finalinde gelişen aksilikler sonucunda Volkan,Selin'le evlenmekten vazgeçer.Bu arada,Volkan'ın eski sevgilisi Yaprak ve Selin'in eski sevgilisi Kubilay arasında bir aşk başlarken,Volkan ise II.Sezonda şöhret basamaklarını hızla çıkmaya başlamıştır.

III. Sezon
      Avrupa Yakası - Hümeyra Akbay (iffet) III.Sezonda dergiye sapık,sarkıntı,pisikopat,mıymıntı idare müdürü Burhan Altıntop katılır.Bu adam,Selin'le iyi anlaşırken,derginin diğer kızları Yaprak,Fatoş ve Aslı'ya cinsel tacizde bulunur.Yalnız bu kadarla da iş sınırlı değildir.Burhan,Tahsin Sütçüoğlunun kız kardeşi Hamiyet'in evine yerleşir. Diğer taraftan,Cem niyetini belirtmek için emekli diplomat olan babası Zampara Bülent ve Anası Sedef'i İstanbul'a çağırır. Volkan,ününü pekiştirmeye devam eder ve albüm çıkarır. Kubilay'ın ise sokaklarda sürünen,dilenci kılıklı,aç,sefil ve fakir bir ikiz kardeşi olduğu ortaya çıkar. Volkan ise,32 yaşına gelmesine rağmen askere gitmemiştir.Bu durumda askere çağrılır. Sezon finalinde Volkan apar topar askere götürülür.Selin'de onunla gider.Nedeni,Selin'le Volkan ebeveynlerinden habersiz evlenirler.Çaycı Şesu ise işten atılır.

IV. Sezon
Avrupa Yakası oyuncular       4.sezonun ilk bölümü Sütçüoğlu ailesinin evinde başlar. Tahsin ve İffet Hanım hem Sacit ile Makbule'yi (Aslı ve Volkan'ın kuzenleri) hem de Cem ile Aslı'nın dönmesini beklerler.Sacit ile Sertaç ve Tacettin büyük kankalar olurlar. Bu arada Fatoş yeni çaycı Tanrıverdi'ye aşık olur. Makbule ilk görüşde Burhan'a aşık olur. Burhan ise onun sahip olduğu tapuları görünce ona karşı bir aşk beslemeye başlar. Bu arada Gaffur'un kardeşi Hacer Zeynep ve Sacit sevgili olurlar.Sezonun sonlarına doğru Zeynep gerçeke bakan kızı olmadığını Gaffur'un kardeşi olduğunu ona açıklar.Bu herkes tarafından duyulmaya başlar.Aslı ilk duyar. Burhan'ın Makbule'yle flört etiğini duyan Sacit, Burhan'ın Zeynep gerçeğini öğrenmesiyle birlikte tehdite uğrar.Makbule Sacit'in arkadaşı İzzet tarafından kaçırılır ve ona aşık olur. Cem Aslı'yı mankenlerden biri ile aldatır.Aslı ile Cem boşanmanın eşiğine gelirler. Sezonun sonlarına doğru Gaffur Sacit'in Zeynep ile sevgili olduğunu öğrenir.Sezonun son bölümünde Yaprak ile Kubilay'ın düğününde Sacit ile Zeynep Amerika'ya kaçarlar.Ayrıca İzzet kendini benzinle yakmaya çalışır.

V. Sezon
Avrupa Yakası oyuncular       Sacit'in Amerika'da paraları kumarda yediğini sanan Zeynep, İstanbul'a geri döner. Bu arada Gaffur, köye "marangozluk öğrenmeye" gider. Ayrıca derginin %50 sini satın alan Koçarslanlı ailesinin kızı Şaika Koçarslanlı(Binnur Kaya) ve Zeynep'in dayısı Cesur(Gürgen Öz) da kadroya katılır. Sacit Amerika'ya kaçmasından dolayı kırgın olduğu ailesini kumarda sonradan kazandığı paraları hastaneye bağışlayarak affettirir. Zeynep'le ilişkisinin anlaşılmamasını isteyen Sacit, Şaika ile sevgili rolü oynar. Şaika'ddan iğrenen Sacit, Şaika'nın amcaoğlu Osman ile tanışır. Osman bir mafya-işadamı olduğundan Sacit'i evlenmeye zorlar. Sonra Sacit manken zaafı olduğundan bir iddia sonucu defileye çıkan Şaika'ya aşık olur. Şaika ise onu seven Burhan ve Cesur ile sonradan arkadaş olurlar. Sacit-Şaika ilişkisini kıskanan Sertaç, Şaika'yı en zayıf noktasından; "yemekten" vurarak onu kaba gösterir. Bundan dolayı tekrar Zeynep'e dönen Sacit, babasını kaçamakta yakalayıp eline koz geçirir. Bu arada Osman ile Aslı arasında yakınlaşmalar başlar. Aslı ile Cem boşanmanın eşiğine gelmişlerdir. Bu arada Cem'den çocuk isteyen Victoria tekrar döner ve boşandıktan sonra evlenmeye karar verirler. Burhan ile Makbule arası git gide ısındığından Burhan, yukrıya taşınır ve evi Cem'e kalır. Aslı'da Osman'ı bir koz gibi kullanıp hoşlanmaya başlar. Cem ise Aslı'ya Osman'ın mafya yüzünü göstermeye çalışır.

Engin Günaydın (Burhan)
Avrupa Yakası Engin Günaydın (Burhan)
Avrupa Yakası - Engin Günaydın (Burhan)       Engin Günaydın, Türk sinema ve tiyatro oyuncusu. ilkönce oto gargara da küçük rol almış olup bir demet tiyotrada zabıta irfan rölü ile adından sözettirmiş daha sonra mehmet ali erbil ve emel sayının baş rolönünü oynadığı aşkım aşkım adlı dizi de aşçı rolunde oynamıştır İlk olarak Zaga programının kısa skeçlerinde çıkan Engin Günaydın, Avrupa Yakası adlı televizyon dizisinde, Burhan Altıntop karakterini canlandırmış ve oldukça ilgi görmüştür. Ayrıca "O Hikayedeki Mal Benim" adında bir stand up gösterisi yapmaktadır. Birçok dizi, sinema ve reklam filmlerinde rol almıştır. Önemli rollerinden biri de "Bir Demet Tiyatro"da canlandırdığı Zabıta İrfan'dır.

Bihter Özdemir (Zeynep)
Avrupa Yakası Bihter Özdemir (Zeynep)
Avrupa Yakası - Bihter Özdemir (Zeynep)       Bihter Özdemir, 1982'de Diyarbakır’da doğdu. 10 yıl Eskişehir’de 10 yıl da İzmir’de yaşadı. İstanbul’a geçen sene geldi ama kendini hâlâ İzmirli gibi hissediyor. Çünkü; Ege Üniversitesi’ndeki felsefe eğitimi devam ediyor… Ayrıca, müzikle ilgileniyor; Türk Müziği eğitimi almışlığı bile var! Oyunculuğa gelince; ilk olarak İzmir’de kendi yazdığı bir oyunla sahneye çıkıyor. Sonra 4 oyun yazıp sahneliyor; 4 sezon sahnede kalıyor. Ayrıca 2.5 yıl boyunca yine kendi yazdığı tek kişilik ‘Ayna Ayna’da oynuyor. Ardından kendini İstanbul’a atıyor ve Beşiktaş Kültür Merkezi’nin ortasına düşüyor!

Suna Keskin (Sedef)
Avrupa Yakası Suna Keskin (Sedef)
Avrupa Yakası - Suna Keskin (Sedef) Filmleri ve Dizileri karışık olarak ele alınmış...
Filmleri - Oyuncu (26 Film)
Mavi Gözlü Dev _____Celile hanım ______2007
İki Arada Aşk ___________________________2005
Üç Kadın _______________________________2005
Yadigar ________________Nilüfer___________2004
Aktör Eskisi ____________________________2004
Sil Baştan _____________Selim`in Annesi ____2004
Avrupa Yakası __________Sedef ___________2004
Bir Tatlı Huzur __________________________ 2002
Dünya Varmış __________Madam Anita ______2001
Mutluyüz Ailesi _________________________2001
Uzaydan Adam Çıkmaz ___________________1999
Şen Olasın Nuri Bey _____________________1993
Elif Ana - Ayşe Kız _______________________1987
Çekiç ve Titreşim ________________________1979
Aşk-ı Memnu ___________Peyker ___________1975
Babaların Günahı ________________________1973
Büyük Bela _____________________________1972
Üç Sevgili ______________Gül ______________1972
Kopuk _________________________________1972
Tatlı Dillim _____________Jülide _____________1972
Geldi Sevdi Vurdu _________________________1971
You Can't Win 'Em All ______________________1970
Köye Dönen Yosma ________________________1970
Dertli Gönlüm _____________________________1968
Kozanoğlu____________ Esma _______________1967
Ölüm Tarlası ___________Bahar ______________1966

Rutkay Aziz (Bülent)
Avrupa Yakası Rutkay Aziz (Bülent)
Avrupa Yakası - Rutkay Aziz (Bülent) Doğum Tarihi 1947
Boy 180
Kilo 83
Göz Rengi Kahverengi
Yabancı Dil Almanca ( iyi )

Sinema Filmleri ve Yönetmenleri
Ada ( Süreyya Duru )
Ölü Bir Deniz ( Atıf Yılmaz)
Yer Demir Gök Bakır ( Zülfü Livaneli )
Piano Piano Bacaksız ( Tunç Başaran )
Gizli Yüz ( Ömer Kavur )
Cahide ( Ziya Öztan )
Yunus Emre ( Aslan Kaçar )
Kemal'in Askerleri ( Ziya Öztan )
Cumhuriyet ( Ziya Öztan )
Sis (Zülfü Livaneli)

TV Yapımları ve Yönetmenleri
Cumhuriyet ( Ziya Öztan )
Bizimkiler ( Yalçın Yelence )
Geçmiş Bahar Mimozaları ( Okan Uysaler )
Cahide (Ziya Öztan)
Yunus Emre
Tutku
Gözlerinde Son Gece
Kurtuluş (Ziya Öztan)

Özgeçmiş
      İstanbul''da doğdu. Avusturya Lisesi, Bakırköy Lisesi, Gazetecilik Fakültesinden mezun oldu. Lise döneminde tiyatroya başladı. Muhsin Ertuğrul Yönetiminde LCC Tiyatro Okulunda eğitimini sürdürdü. Peter Weiss''ın "Marat-Sade" oyununda Marat rolüyle profesyonel yaşama geçti. 1971 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu''na girdi. 1973 yılından bugüne değin bu tiyatroda sanat yönetmenliği, oyunculuk ve rejisörlük yapmaktadır.

Ödüller
      Arthur Miller''in "Satıcının Ölümü" oyunundaki rolüyle en iyi aktör seçildi. "Sis" deki rolüyle Sinema Eleştirmenlerinin " En İyi Aktör Ödülü" nü aldı. Tiyatro alanında oyunculuk ve reji ödülleri vardır. Başlıcaları , 403.Kilometre,Bir Ceza Avukatının Anıları, Pazar Keyfi,Ulvi Uraz Reji Ödülleri

Vural Çelik (Kubilay)
Avrupa Yakası Vural Çelik (Kubilay)
Avrupa Yakası - Vural Çelik (Kubilay)       Avrupa Yakası'nın herkesi gülmekten kırıp geçiren Kubilay'ı Vural Çelik'in aslında hiç bilmediğiniz bir yaşam öyküsü var. Hayatını gözleri görmeyen annesine adayan Çelik annesi Cemile Çelik'le birlikte yoksulluk içinde geçen yıllarını ve kah gülüp kah gözleri dolarak anlattı.

      Oyuncu olmak hep istediğiniz bir şey miydi, yoksa tesadüflerle mi gelişti her şey?
      Ortaokul-lise çağında herkesin taklitlerine güldüğü, desteklediği bir öğrenciydim. Zamanla insanlar bana "Sen niye tiyatrocu olmuyorsun?" demeye başladı. Bir arkadaşım Levent Kırca Tiyatrosu'na gazete ilanıyla oyuncu arandığını söyledi. Başvurdum ve kabul edildim, 89 yılıydı. Ondan önce de Avni Dergisi'nde ofisboyluk yapıyordum.

      BKM oyuncularından birisiniz şu an, bu nasıl oldu?
      Levent Kırca Tiyatrosu'ndan sonra Yasemin Yalçın'ın tiyatrosuna girdim. Orada sanat yönetmenimiz Selahattin Taşdöğen'e yardım ediyordum. Bir gün tiyatroda Selahattin Abi beni Necati Akpınar'la (BKM'nin ortağı) tanıştırdı. Ve ben Necati Akpınar'ın yanında organizatörlüğü öğrenmeye başladım. Bu arada oyunculuğu rafa kaldırmıştım. Yılmaz Abi de (Yılmaz Erdoğan) Yasemin Yalçın'ın "Kadınlık Bizde Kalsın" oyununu yazıyordu o sırada. Birbirimizi çok severdik, onlar Necati Abi'yle BKM'yi kurunca tekrar oyuncu olarak BKM kadrosuna dahil oldum.

      Ama sizi herkes "Avrupa Yakası" ile tanıdı, teklif nasıl geldi?
      Aslında sadece bir bölüm için Kubilay'ı oynayacak; yakışıklı, manken görünümlü birini arıyorlarmış. Ata Demirer'le de biz çok eski arkadaşız. Aklına ben gelmişim ama aradıkları tipe de uygun değilim... O yine de, "Valla yakışıklı değil ama ben size adam gibi bir oyuncu tavsiye edebilirim" demiş. Sonra beni aradı.

      Bir bölümlük oyuncu ararken, sizi tanıyınca herkesin fikri değişmiş anlaşılan...
      Öyle oldu, sağolsun senaristimiz Gülse Birsel bana böyle bir fırsat verdi. Ondan öncesinde de Ata'ya çok şey borçluyum tabii. Aklına beni getirmeseydi, şimdi kimse benden bu kadar bahsetmeyecekti. Aslında herkese; yapımcılarımız Sinan Çetin, Atilla Aslan ve yönetmenimiz Jale Atabey Özberk'e de çok teşekkür ediyorum. Beni motive etmeseler, bana bu kadar destek olmasalar, başarılı olamazdım.

      Yolda size nasıl sesleniyor insanlar?
      V.Ç: Kimi "Kubilay", kimi "Gülenay" diyor. Geçen gün yürürken trafikte duran bir arabanın aynasına çarptım, adam başını uzatıp "Sakar gördüm sizi" dedi. Bu laf herkesin ağzına dolanmış durumda. Bir arkadaşın çocuğu da öğretmenlerinin ödev yapmayanlara "Tembel gördüm sizi" diye takıldığını anlatmıştı.

Hale Caneroğlu (Yaprak)
Avrupa Yakası Hale Caneroğlu (Yaprak)
Avrupa Yakası - Hale Caneroğlu (Yaprak)       Hale Caneroğlu,1974 yılında Almanya'da dünyaya geldi. Galatasaray Üniversitesi Sinema ve Televizyon bölümünü bitirdi. İlk filmi 2003'de çekilen Kasabanın İncisi adlı dizide Aslı Öğretmen'i canlandırdı. Rus Gelin adlı sinema filminde,Olips ve Doritos reklamlarıda oynadı. Bir senedir İstanbul Gelişim Orkestrasında solistlik yapmaktadır. Ayrıca bir jazz sanatçısıdır. Avrupa Yakasi dizisinde Yaprağı oynuyor.

Hasibe Özlem Eren (makbule)
Avrupa Yakası Hasibe Özlem Eren (makbule)
Avrupa Yakası - Hasibe Özlem Eren (makbule)       Asıl adı Hasibe Özlem Eren olan Hasibe Eren 1975'te almanya'da doğdu. İstanbul üniversitesi'nde Piyasa araştırmaları ve Reklamcılık bölümünü bitirdi. Daha sonra Edebiyat fakültesi tiyatro eleştirmenliği ve dramaturji bölümünü bitirdi.1996'da SHOW TV'de yayınlanan Sıdıka dizisi ile ünlendi. 2007'de Avrupa Yakası adlı dizide Makbule rolünü üstlendi. Ayrıca 96 yılından itibaran de şehir tiyatroları çocuk eğitim biriminde görev yapmaktadır.

Tolga Çevik (Sacit)
Avrupa Yakası Tolga Çevik (Sacit)
Avrupa Yakası - Tolga Çevik (Sacit)       1974 yılında İstanbul'da doğdu. 1996 yılında Central Missouri State University'nin Tiyatro Anasanat Dalı Oyunculuk bölümünden mezun oldu. Amerika'daki eğitimini tamamladıktan sonra Hadi Çaman Tiyatrosu'nda profesyonel oyunculuğa başladı. Sırasıyla, "Küheylan", "Sen Beni Sevmiyorsun", "Kelebekler Özgürdür" ve "Kalbin Sesi" oyunlarının yanı sıra, birçok televizyon ve sinema yapımında oynadı, yurtiçi ve yurtdışında çeşitli kurumlardan toplam 27 ödül aldı. 2001 yılında BKM Oyuncuları'na katıldı. "Vizontele"deki rolünün ardından, "Bana Bir Şeyhler Oluyor" adlı tiyatro oyununda sahne alan Çevik, "Ölümsüz Aşk" adlı televizyon dizisinde de oynadı.

Levent Üzümcü (Cem)
Avrupa Yakası Levent Üzümcü (Cem)
Avrupa Yakası - Levent Üzümcü (Cem)       Doğum tarihi : 1972 Eğitim : Los Angeles Film Okulunda aktör yönetmenliği üzerine dersler aldı. İş Tecrübesi : 1996-99 İstanbul Şehir Tiyatroları-Metro Canavarı,Küçük Nasrettin,Kuyruklu Yıldız Altında (müzikal) 1995- Buras Devlet Tiyatrosu Vişne Bahçesi,Hayvan Çiftliği,Çil Horoz,Ah Muammer ( Müzikal) Oz Büyücüsü (ç.o) Defne Dalı Televizyon : Oyuncu Yönetmenliği : Bayanlar Baylar (kanal D), Dünya Varmış (Kanal D) 2002 90-60-90 (Kanal D) 2001 Oyunculuk,sunuculuk : Biz bize Aşık Olduk (Kanal D), Bayanlar Baylar,Knor Lezzet Kulubü(kanal D) 2002, Evdeki Yabancı (kanal D) 2001 Bir Umut,(show TV),Bizim aile (kanal D) 1998 Küçük İbo (show TV) 1997 1995-1996 Günaydın Bursa (As TV''de canlı yayın sabah proğ.sunuculuğu) 1992-1995 Eskişehir Üniversitesi tarafından hazırlanan Açıköğretim ders proğramlarında oyunculuk ve sunuculuk. (TRT) Reklam Filmleri : Arçelik 2001 Posta Gazetesi 1998 Omomatik ve İpana 1997
Filmleri - Oyuncu (9 Film)
Kabuslar Evi: Kaçan Fırsatlar Limited 2006
Beyza'nın Kadınları 2005
Avrupa Yakası 2004
Serseri Aşıklar 2003
Bayanlar Baylar 2002
Biz Size Aşık Olduk 2002
Küçük İbo 2000
Evdeki Yabancı 2000
Bir Umut 1997

Gülse Birsel (Aslı)
Avrupa Yakası Gülse Birsel (Aslı)
Gülse (Şener) Birsel, (d. 11 Mart 1971, İstanbul). Gazeteci, yazar, oyuncu.

Avrupa Yakası - Gülse Birsel (Aslı)       Beyoğlu Anadolu Lisesi'ni bitirdikten sonra, Boğaziçi Üniversitesi'nde ekonomi okumaya başladı. Üniversitenin ikinci yılında Aktüel dergisine muhabir olarak girdi. 1994'te Boğaziçi Üniversitesi'nden mezun oldu ve ABD''ye gitti. New York'ta Columbia Üniversitesi Sinema bölümünde yüksek lisans yaptı.

      1996'da Türkiye'ye dönen Gülse Birsel, üç ay boyunca ATV'de kahvaltı bülteninin dış haberlerini yazdı. Ardından Esquire dergisinin yayın yönetmeni oldu. Bir yıl bu görevi sürdürdükten sonra Harper's Bazaar dergisinin yayın yönetmenliğine geçti. Bu arada Bazaar Gelin ve Orange dergilerini çıkarttı. 2001 ve 2002 yıllarında Harper's Bazaar, FHM, House Beautiful ve Gezi dergilerinin yayın danışmanlığını yürüttü.

      ATV'de yayımlanan Avrupa Yakası adlı dizinin yazarı ve oyuncusudur. Cumartesi ve pazar günleri Sabah gazetesinde yazmaktadır. Bir dönem g.a.g. adlı TV programının metin yazarlığı ve sunuculuğunu yapmıştır. Mart 2003'te gazete yazıları ve bazı g.a.g. metinlerinden oluşan Gayet Ciddiyim adlı kitabı yayımlandı. 2004'te "Hâlâ Ciddiyim", 2005 yılında ise "Yolculuk Nereye Hemşerim?" adlı kitapları yayımlandı. Yazdığı üç kitap da Çok Satanlar arasında yer almıştır.

Gazanfer Özcan (Tahsin)
Avrupa Yakası Gazanfer Özcan (Tahsin), (d. 27 Ocak 1931). Tiyatro ve sinema sanatçısı.
Avrupa Yakası - Gazanfer Özcan (Tahsin)       İlkokulu Cihangir Firuzağa İlkokulu'nda, ortaokulu Beyoğlu Ortaokulunda, liseyi Beyoğlu Taksim Erkek Lisesi'nde tamamladı. Lisedeyken oynadığı "Hisse-i Şayia" adlı oyundaki Bican Efendi rolüyle tiyatroyla tanıştı. İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın Çocuk Bölümü'ne katıldı. 1955 yılında Komedi Tiyatrosu'nda oynanan Mahallenin Romanı oyunu tiyatro yaşamının dönüm noktası oldu. Bu oyunda rahatsızlanan Reşit Gürzap'ın yerine sahneye çıkıp başarılı olunca kadroya girdi. 1962 yılına kadar hem çocuk tiyatrosunda, hem yetişkin oyunlarında görev aldı. 1962 yılında Gönül Ülkü ile evlendi ve Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Tiyatrosu'nu kurdu. 50'li 60'lı yıllarda çok sayıda sinema filminde de rol alan Gazanfer Özcan, uzun bir süre sinemaya ara verdikten sonra 2000yılında çevrilen Komiser Şekspir filmi ile sinemaya döndü. Pek çok dizide de rol aldı. Kuruntu Ailesi adlı dizideki Hüsnü Kuruntu rolü ile tanındı, pek çok yapımda ailenin babası rolünü üstlendi. Avrupa Yakası adlı dizideki Tahsin Bey rolü ile de "baba" rolünü sürdürdü.

1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır.
Filmleri 1952 İngiliz Kemal Lawrence'e Karşı
1953 Çeto Salak Milyoner
1954 Fındıkçı Gelin
1954 Aramızda Yaşıyamazsın
1954 Şimal Yıldızı
1958 Allı Yemeni
1959 Sevdalı Gelin
1959 Garipler Sokağı
1961 Biz İnsan Değil Miyiz
1961 İki Damla Gözyaşı
1961 Utanmaz Adam
1961 Naciyem
1961 Minnoş
1961 Yedi Günlük Aşk
1961 Külkedisi
1962 Damat Beyefendi
1962 Şaka Yapma
1963 Avare Şoför
1970 Vur Patlasın Çal Oynasın
1971 Çılgın Yenge
1975 Televizyon Çocuğu
1975 Tokmak Nuri
1975 Ah Nerede Vah Nerede
1975 Dam Üstüne Çul Serelim
1992 Burnumu Keser misiniz?
2000 Komser Şekspir
2005 Keloğlan Kara Prens'e Karşı

Diziler:1986 Kuruntu Ailesi (Hüsnü Kuruntu)
2002 Başımıza Gelenler
2003 Baba
2004 Avrupa Yakası

Hümeyra Akbay (iffet)
Avrupa Yakası Hümeyra Akbay (iffet)
Avrupa Yakası - Hümeyra Akbay (iffet) Hümeyra Akbay Biyografi..
Hümeyra ( 1947)

Doğum Tarihi 1947
Boy 165
Kilo 50
Göz Rengi Kahverengi
Yabancı Dil İngilizce, Fransızca

      Müzisyen olarak tanındı 70'lerde "Kördüğüm", "Sessiz Gemi", "Otuzbeş Yaş" gibi şarkıları büyük hit oldu. Daha sonra popüler çizginin dışında , yerli dizöz kimliğinde "Tutkulardan intihar", "Beyhude" gibi ilginç albümler yaptı. Önce tiyatro, sonra televizyon , en son da Talihli Amele'yle sinema oyunculuğuna başladı.

Fikret Hakan ve Ömer Kavur'la evlenip boşandı.

Oynadıgı filmler
Sınav Ömer Faruk Sorak 2006
Babam ve Oğlum Çağan Irmak 2005
80. Adım Tomris Giritlioğlu 1996
Yaz Yağmuru Tomris Giritlioğlu 1993
Devlerin Ölümü İrfan Tözüm 1990
Kurt Kanunu Ersin Pertan 1991
Mine Atıf Yılmaz 1982
Kırık Bir Aşk Hikayesi Ömer Kavur 1981
Talihli Amele Atıf Yılmaz 1980

TV Yapımları ve Yönetmenleri
Yerim Seni (Zeki Alasya)

Özgeçmiş
Halen Şehir Tiyatroları oyuncusu.

Özel Beceriler
Müzisyen.

Ödüller
Antalya Film Festivali "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu"



İşte Engin Günaydın; işte röportaj!

Avrupa Yakası - Engin Günaydın ropörtajı B.C: En başından başlayalım; mesela doğumdan! Kaç doğumlusun?

E.G: 1972 doğumluyum. Kaç oluyor? 33 yaşındayım ama 23 diyesim geldi.

B.C: Güzelmiş! (gülüşmeler) Peki, oyunculukla ilgili birşeyler yapmak ne zamandır aklında? Hani “Üç yaşından beri bende böyle birşey vardı; annemlere taklit yapardım!” durumu var mıydı?

E.G: Öyle bir şey vardı ama oyuncu olmakla ilgili bir düşüncem yoktu. Zaten öyle bir gelenek de yoktu ailede. Daha sonraları oluştu. Yaptığınız işle ilgili beğeni ortaya çıktığında, bunu ciddiye alıyorusunuz. Yani ben de beğeni ile karşılaşınca, bunu devam ettirmem gerektiğini düşündüm.

B.C: Sonra konservatuarı kazandın? Mimar Sinan’dı sanıyorum?

E.G: Yok, Ankara Hacettepe Devlet Konservatuarı’nı kazandım.

B.C: Mimar Sinan’ı nereden hatırlıyorum ben? Oyunda mı geçiyordu?

E.G: Mimar Sinan’a daha sonra geçiş yaptım. Ankara’da pek iletişim kuramadım açıkçası ve İstanbul’a geçtim. Gerçi İstanbul’da da bir bağlantı kuramadım. (gülüşmeler) Daha sonra “Ben bu işi yapamam.” dedim ve uzun süre de yapmadım zaten.

B.C: Peki daha sonra dönüm noktası olan nedir?

E.G: Dönüm noktası aslında şu oldu: Aslında oynamak istemediğim, tanımadığım karakterler olduğundan dolayı ben oyunculuktan hoşlanmamışım. Bunu anladım. Kendi bildiğim, kendi gözlem alanımda olan rollerle karşılaştığımda –ki Zabıta İrfan öyle bir roldü- bu hoşuma gitti. Yani değişik ve benim yapabileceğim bir bölgeydi. Oralardan geliştim ben; oraları geliştirdim.

B.C: Zabıta İrfan hakkında kısa bir notumuz var. Hemen sorayım. Bu rol, senaryo da “Böyle oynanacak.” Diye mi geldi yoksa senin de tavrında veya konuşma şeklinde kurguladıkların var mı?

E.G: Yani o bir roldü. Zabıta İrfan diye bir adam, belediyede çalışıyor, Elmas adında bir bayana aşık, bakkaldan sürekli gofret alıyor, hayatını bedavaya getiriyor gibi kendi formatını kullanan bir roldü. Tabi onun içerisindeki, tabi benim de yaptığım şeyler var. Ama zaten senaryo çok iyiydi Bir Demet Tiyatro’daki Zabıta İrfan rolü. Doğaçlama olarak yaptığım bir rol değildi mesela. Tamamıyla metne dayalı bir roldü. Ben de üzerinde çok yuvarlandım ve bu haliyle bütünleşmiş bir çalışmaydı.

B.C: Diğer konuşmalarında dikkatimizi çeken şöyle düşüncelerin var: “Ben hep istemediğim rollerde oynamak zorunda kaldım.” diyorsun. Hangi rollerdi bunlar?

E.G: Hayır, bu televizyon ile ilgili değil. Televizyon aslında biraz kendi ülkemle ilgili bildiğim bir yeri tarif etti. Oradaki karakterler televizyona taşındı ve televizyonun böyle bir faydası oldu. Biz hani, tiyatrodan geliyoruz. Tiyatro metinlerindeki karakterler, okulda oynadıklarımız daha çok bizim tanımadığımız ve bilmediğimiz karakterler. Molier, Shakespeare, Çehov… Yani karakterleri tanımıyorum, bilmiyorum, daha önce karşılaşmamışım. Bilmediğim birşeyi nasıl oynayacağım? Birilerini taklit ediyorsun; yani daha önce oynayan kişileri taklit ediyorsun ki bu da çok zevkli birşey değil.

B.C: Peki, kaç tane sinema filmi var?

E.G: “Yazgı” var, Zeki Demirkubuz. “Yazı Tura” var; Uğur Yücel. “Gora”, Ömer Faruk Sorak.

B.C: Tiyatro oyunu var mı?

E.G: Sadece Otogargara var. Ondan sonra yok. Şimdi bir tiyatro kurmaya heves ediyorum.

B.C: Evet, bu fikrin de yazılarda çok sık geçiyor. Projen nedir? Kafanda tam olarak ne var?

E.G: Tiyatro ile ilgili bir fikir var aslında ki şu: Tiyatro seyircinin ruh dünyası ile temas halinde değil. Benim fikrim şu; tiyatro oyunları güçlü aktörlerle, ruh dünyası zaten çok geniş olan oyunlar ya da metinler, çok güçlü performanslarla seyirciye sunulduğu vakit, bunun işe yarayacağını düşünüyorum. Gittikçe oyuncuların ile seyirciler ile temasları zayıflıyor; kendi ruh dünyalarındalar. Ben daha temaslı bir tiyatro düşünüyorum. Fikir bu aslında. Türkiye’de bu yapılmıyor. Herkes soğuk, sanat yapılmıyor, iletişim kopuk. Işık tasarımı yok, teknolojiden bi haber, iyi bir ekip çalışması yok. Alanında iyi olanlar tiyatrodan kopmuş durumda. Bunları tekrar tiyatroya çekmeyi düşünüyorum, planlıyorum.

B.C: Osman Yağmurdereli’nin bir projesi varmış Haziran ayında. O geçecek mi hayata?

E.G: Böyle bir proje var. “Foto İsa” diye bir proje. Bir mahalle fotoğrafçısının öyküsü. Gelin-damat fotoğrafları ve vesikalık çekilen küçük bir dükkanı olan bir adamın hikayesi. Onunla ilgili görüşmeler devam ediyor. O da çok ilginç ve basit bir iş, yani iddialı bir iş değil. Kendi iç dünyasında kendisini tarif eden, düşünen karakterlerin olduğu; olaylar karşında ne yapacağını bilen karakterler değil, olaylar karşısında ne yapacağını bilemeyenler insanların öyküsünü anlatan bir proje.

B.C: En son hangi sinemaya gittin? Sık gider misin sinemaya?

E.G: Sinemayla aram aslında çok iyi. Çok seviyorum sinemayı ama yapmayı seviyorum. İzlemeyi son zamanlarda pek sevmiyorum çünkü herşey birbirine benziyor. Birbirine benzeyen hikayeleri artık izleyip vakit kaybetmek istemiyorum. En son ruh olarak aklımda kalan film Amelie oldu. Başka etkileyen bir film hatırlamıyorum.

B.C: Kitaplarla aran nasıl?

E.G: Ben kitap okuyamıyorum. Böyle bir problemim var. Sorun ne bilmiyorum. Dil olarak pek ilgimi çekmiyor. En son okuduğum birşey yok. En son benimle röportaj yapmışlardı, onu okumuştum. (gülüşmeler)

B.C: Cihangir’de oturuyorsunuz bunu biliyoruz. (gülüşmeler) Ne zamandır burdasınız?

E.G: 2 yıl oldu.

B.C: Taksim çocuğu musunuz?

E.G: Ruh olarak biraz öyle, evet. Çok uzun süredir burada oturmuyorum ama benim hayatım Taksim’de geçti. 92’de geldim İstanbul’a; o zamandan beri Taksim’e gelirim; barlarına gelirim. Şimdi oturmaya başladım.

B.C: İstanbul’da nerelere takılıyorsunuz İstanbul’da veya Taksim’de?

E.G: Taksim’de Hayal Kahvesi’ni seviyorum. Çok sevdiğim bir bar. Bazen Mojo olabiliyor; Sefathane olabiliyor. Eskiden Kemancı’yı çok severdim.

B.C: Eski tadı kalmadı değil mi Kemancı’nın? Yakın zamanda gittim. Eskiden Çarşamba günleri dolu olurdu, şimdi ise boş...

E.G: Çarşambaları çok güzel olurdu, Perşembe yine harika olurdu. Pazartesi günleri de çok ilginç gruplar çıkardı.

B.C: Onun dışında İstanbul’da yemeğe gittiğiniz, mesela balık yediğiniz mekanlar var mı?

E.G: Balık Ağı vardı; orası da doldu artık, çok iyi bir yer ama artık yer bulamıyoruz. Burada bir de Doğa Balık var. Sonra… Başka nereye gidiyoruz ki? Bir de buradaki kafelere gideriz.

B.C: Ne tür yemekleri seversin?

E.G: Bazen, geçmişimden yani Tokat Erbağ’dan kaynaklanıyor olabilr, esnaf yemeklerini çok severim. Çok ilginç şeylerin peşinde değilim aslında, geçmişimin peşindeyim lezzet olarak. Bazen de bazı şeyleri denemek istiyorum ama çok da riske atmam yani. Çok açsam kendimi hiç riske atmam!

B.C: Tek çocuk musun?

E.G: Beş kardeşiz, dördü erkek bir tanesi kız.

B.C: Onlar neler yapıyorlar? Senin mesleğine benzer şeyler yok değil mi?

E.G: Bir tanesi elektrikçi, biri Tekel’de işçi, bir tanesi – o da elektrikçiydi - vefat etti-, ablam da ev kadını.

B.C: Onların yani ailenin bakış açısı nasıl yaptıklarına?

E.G: Bilmiyorum ki ne düşünüyorlar. Pek de pohpohlamıyorlar, sürekli üzülüyorlar gibi bir halleri var. “Kendini düzeltemedi…” durumu var ailede! (gülüşmeler)

B.C: Sende delilik var mı? (gülüşmeler) Sen kendini deli gibi hissediyor musun? “Ben uyum sağlayamıyorum kardeşim! Var bende bir problem…” gibi?

E.G: Ben aslında çok uyumlu olduğumu düşünüyorum. Şimdiye kadar, yani 33 senedir, bayağı eski arkadaşlarım da var, bir problemim olmadı. Bir kavgamız, dövüşümüz olmadı.

B.C: Piyasadan takdir ettiklerin oyuncular var mı?

E.G: Burada, Settar Tanrıöğen var. (Bir Demet Tiyatro’nun Saldıray Abi’si olarak tanıdığımız Settar Bey, davetimize rağmen röportaja uzaktan katılmayı tercih etti ve salondan bizi izliyordu.)

B.C: Biz de çok beğeniyoruz!

E.G: Biz, ekip olmaktan öte, birbirini iyi anlayan insanlar olarak daha büyük hedeflere odaklandık. Tiyatro kurmak ve ondan sonra çok sakin bir ortamda gerçekten insan kokan filmler yapmak istiyoruz. Çok büyük iddiaları olmayan, iki üç milyon değil de iki yüz bin veya üç yüz bin seyircisi olan, kendi içerisinde ve kendi samimiyetinde, gerçek, ter kokan filmler yapmak istiyoruz.

B.C: Sence piyasa yalan mı? Çünkü gerçek olmaktan, samimiyetten ve gerçeklikten çok bahsediyorsun. Hissediliyor oyununda. Yok mu gerçekten?

E.G: Yok tabi. Bunu işte biraz televizyon yaptı galiba. İnsanların ruh dünyaları kaydı, yani kendi gerçekleri kaydı. Televizyonun kullandığı bir dil var, bu dil sanki ilginç gibi anlatıldı ve insanlar da oraya adapte olmaya çalıştılar. Ondan sonra da kendi ruh dünyalarını ve kendi konuşma bölgelerini kaybettiler. Şu anda insanların konuşmamalarının ve kendilerini ifade edememelerinin tek nedeninin bu olduğunu düşünüyorum. Bendeki bağa dönüş, köye dönüş gibi… Kendi gerçeğimizden bahsedelim. “Şunu beğeniyoruz, şunu beğenmiyoruz.” basitliğine geçelim diyorum.Yani çok karmaşadan uzak, çok basit bir dünyanın peşindeyim ben. Çünkü burda, asıl beğeniler ve istekler ortaya çıkıyor.

B.C: Diğer röportajlarında rastladık. Nasıl yansıtıldığını bilemeyiz ama “Artık para kazanmak ve ünlü olmak istiyorum.” demişsin?

E.G: Biraz, ünlülere para veriyorlar. Ondan dolayı para kazanmak istiyorum çünkü yapacaklarım var. Biraz rahat da etmek istiyorum. Milletden para almak istemiyorum, doğru düzgün paralar ödemek istiyorum. Çok az paralara çalıştırıyorlar. Biraz güçlü olalım; herkes doğru düzgün para alsın.

B.C: Televole’den nefret ediyorsun mesela? Bu tezatlık yaratmıyor mu?

E.G: Televole kendi içinde geyik dünyası; oraya pek bulaşmak istemiyorum.

B.C: Ben çok samimi birşey söylemek istiyorum. Baktığın zaman “ünlü” diye adlandırdıkları insanların çok başarılıları da var; aptalları da var. Burası kesin. Piyasada kalabilmek için bir şekilde oynuyorlar; bir oyunculuk durumu var. Örneğin Televole’ye şirin gözükmeye çalışıyor ve piyasada kalıyorlar. Arkasından iş potansiyeli de birlikte geliyor. “Ben insanlara istediklerini vereyim, arkasından iş gelsin.” diyorlar. Bu yüzden çok iyi işler çıkaran insanların, bu ortama girmemek için çok geride kaldıkları zamanlar oluyor.

E.G: Benim gibi çok insan var. Orasıyla ilgili her türlü bilgiyi zaten izleyenler biliyorlar aslında. Ne dolaplar döndüğünü seyirci biliyor. Ben sadece orda olmak istemiyorum; iyi ya da kötü. Belki de iyidir; ne bileyim…

B.C: Sence ben bunu yaptım ve ortaya çıktığım şey ne? Zaga mı?

E.G: On yıldır alaturka dünyayı seslendiren bir kişiydim. Bu benim için bildiğim bir alandı. Bunu gözlemleyen ve tanımlayan kişiyi tanıdılar. Zaga’nın böyle bir faydası oldu. Bir şekilde tamamlandım aslında seyircinin gözünde.

B.C: Zaga’da senaryo yok değil mi?

E.G: Orada fikirler var. “At yarışı yapalım…” gibi. Öyle durumlar üzerine doğaçlama yapıyoruz.

B.C: Maç ve hava durumu spikeri çıktığnda yerlerde sürünüyorsun ve karın ağrısı çekiyoruz resmen!

E.G: Ben de öyle… Ben de kendime çok gülüyorum.

EVDE!
B.C: Evcimen bir adam mısın?

B.C: Evi çok seviyorum. Ev benim için çok önemli. İstanbul’da bu onuncu evim. Ama çabuk sıkılıyorum. Yeni yerler çok heycanlandırıyor beni. Zaman geçiriyorum; yeni birşey oluyor benim için. Ev benim için ruhumla, kendimle buluştuğu yer. Sakin bir yer. Dışarısı çok problemli!

B.C: Evde ne olmazsa olmaz? Televizyon… Ya da mum olmazsa olmaz mı?

E.G: Herşey olsun istiyorum. Mesela, tuvalet olsun. (gülüşmeler)

B.C: Yorgun bir günün arkasından seni ne sakinleştirir?

E.G: Çok içmek.

B.C: Çok içki içiyor musun? Ne içmeyi seviyorsun? Kaç kadehte güzel oluyorsun?

E.G: Üç tane bira, iki tane arada tekila beni güzel yapar. Birayı seviyorum ama çok yoruyor beni. Rakı severim; iki dubleden fazla içemiyorum onu da. Tekila çok sevdiğim bir içki. Şarap içerim ama kışın daha iyi oluyor. Pahalı içkiler daha güzel oluyor! (gülüşmeler) Hiç de yormuyor adamı, valla…

B.C: Yemek yapıyor musun?

E.G: Yok. Lezzet dünyasına hiç bulaşmak istemiyorum. Çünkü lezzeti bildiğiniz zaman damağınızda, kapayı çalar, “Artık bunu ye!” falan gibi. Çok geniş bir alanı bilmek istemiyorum. Yemeği, lezzeti öğrenmek istemiyorum. Ama kahvaltılarımız iyidir.

B.C: Araban var mı? Ya da nasıl bir araba hayal edersin?

E.G: Yok. Ben biraz kalabalık dolaşmayı seviyorum geniş bir araba isterim. Fakat her yere de girebilen bir araba olsun. Böyle hani sekiz veya dokuz kişi… Arabanın içerisinde yürümekten çok hoşlanırım mesela.

B.C: Sigara içiyor musun?

E.G: Günde bir paket.

B.C: Şu an birisiyle birlikte misin?

E.G: Ee, burda!?!? (Kız arkadaşı, çok tatlı bir ev sahibiydi ve oyuna gidenler onu ilginç danslarıyla hatırlayacaklardır!)

B.C: Bağdat Caddesi’ne gidiyor musun?

E.G: Bağdat Caddesi’ni ^ben seviyorum aslında. Açık havada alışveriş yapmak için iyi bir yer. Alışveriş merkezlerini pek sevmiyorum. Orda hani, yürü, alışverişini yap… Bir de kızlar güzel giyiniyor. Akşamüstü falan iyi oluyor. Hoşuma gidiyor ama biraz boş muhabbet var orda. “Mıymıy” durumu var yani. Bir kızı gördüm, pedikür yaptırıyorken onla bunla konuşuyor falan… Yine de çok iyi bilmiyorum. Kimse yanlış anlamasın yani.

B.C:Kendinde sevdiğin, sevmediğin özelliklerin var mı?

E.G: Kendime hiç güvenmiyorum. Problemim bu. Çok da güveniyorum; çok güvendiğim kadar çok da büyük bir güvensizliğim var.Yani tam dibe çöküyorum ve bu özelliğimi sevmiyorum. Sevdiğim tarafım… Cesurluğumu severim. Cesur bir adamım ben. Bu kadar güvensiz bir adam nasıl cesur oluyor? İlginç oluyor. (gülüşmeler)

B.C: Stand-up’dan bahsedelim. Bu fikir nasıl çıktı?

E.G: Bunalmış bir yerden çıkmadı. Sadece çok kolaydı. Büyük prodüksiyon yok, büyük dekorları yok. Organizasyon şirketine bağlı değilsin. Sorumluluk tamamıyla kendine ait. Projede isteğin hikayeleri anlatabilirsin, hiç kimseye hesap vermek zorunda değilsin. Ondan dolayı biraz, stand-up yapmak istedim. Büyük bir prodüksiyon olmadığı için de, geliri de iyi, biraz da para kazananıyım. Ayrıca seyirci ile yüzyüze olmak… Biraz da ondan tercih ettim. Henüz büyük bir prodüksiyon yapabilecek durumda değildim zaten.

B.C: Dün altıncı oyundu, değil mi? Nasıl gidiyor sence?

E.G: Toplanarak gidiyor. Geriye doğru gitmyor, ileri doğru gidiyor. Şöyle bir durum var aslında; tamam, gülüyoruz eğleniyoruz, bilmem ne. Ama stand-up’ta acaba ne olacak? Endişe var herhalde. O, şimdi izleyenler tarafından kırılıyor. Ben “Çok iyi, aman gelin ha!” diyemem. Sonuçta ben daha çok kendi beğendiğim bir işi yapıyorum. Kendi referansım da… Tamam dediğim bir iş. Seyirci izledikçe bundan çok hoşlanıyor ve diğerlerine anlatıyor ve şimdi o dönemi yaşıyoruz. Yukarıya doğru gidiyor ve çok yakın bir zamanda tam dolu bir salona oynayacağımı bekliyorum.

B.C: Oynamak isteğin bir karakter var mı?

E.G: Daha aslında orada değilim. Çok heveslendiğim birşey yok. Kendi projelerimi yapayım; hayallerimi, yani duvarlarımı kurmak istiyorum. Bunlar da aktörlerle, prodüksiyonla, etikle olur. Ben aslında bireysel birisi değilim; ekiple çalışmayı severim. Ekiple hayalinizi tam ve net haliyle gerçekleştirebilirsiniz. Sağlam duvarlar üzerinde durur, hayaller bulanıklıktan kurtulur ve netleşir. Hayalim, projelerimi yapmak var ve bu beni heyecanlandırıyor!

B.C: Disiplinli misin?

E.G: Bence disiplinli bir adamım. Değil mi? (gülüşmeler) Herşeye saatinde giderim. Geç kalmamaya çalışırım. Yani öyle kimseyi ekmem yani…

B.C: Özgürlüğüne düşkün müsün?

E.G: Evet. Orda bir problem varsa çok fena kıllanıyorum. O yüzden işte, tiyatroya veya başka bir yere on yıldır bağlı değilim.

B.C: “İşte o an, benim bittiğim andır!” dediğin bir anın var mı?

E.G: İlk oyunda, bir iki saat tavana kadar çıktım. Tiyatronun çatısına kadar çıktım; orda kaldım. Çok kötüydü.

B.C: İlk oyunda mı?

E.G: Oyundan önce.

B.C: Oyunda dinlediğim bir hikaye var, kendini attığın. O yayınlandı mı? Onu anlatabilir misin?

E.G: Yayınlanmadı. Ve bence anlatmayalım. Çok yeni bir hikaye. Çok mükemmel bir hikaye! (gülüşmeler) Oyuna gelenler izlesin!

B.C: Başından geçen komik bir hikaye var mı?

E.G: Çok komik olanlarını oyunda anlatıyorum.

B.C: Çok üzüldüğün bir hikayeyi anlat o zaman?

E.G: Onu da anlatmak istemiyorum.

B.C: 10-15 yıl sonra kendini nerede görüyorsun?

E.G: Yurtdışında partilerde olabilir mesela! (gülüşmeler) Kendi istediğimiz işleri yapmak kadar zevkli birşey yok.

B.C: Stand-up’ında anlattığın herşeyin gerçek olduğuna garanti veriyor musun?

E.G: Evet. Hiçbirisi hayal, uydurma değil gerçek hikayeler. Her oyunda farklı şeyler oluyor. Sürekli ekliyorum, bazı şeyleri çıkartıyorum; farklı şeyler giryor. Değişken bir oyun. Hiçbiroyun birbirine benzemez.

B.C: “Hikayedeki Mal Benim” ismi nasıl geldi aklına? Çok iddalı! Güzel bir isim, ilgi çekiyor…

E.G: Çok endişelendirdiler beni. Arkadaşlara sordum: Bazıları çok güzel, bazıları “Aaa!” falan dedi. Evet, tam bir bölgeyi ifade ediyor; ondan dolayı görevini yerine getiriyor.

Avrupa Yakası - Engin Günaydın ropörtajı B.C: Yurdum insanının şöyle bir yaklaşımı vardır: İki argo kelime kullan, belden aşağı espri yap, herkes kopar. Aslında bu yetenek değil, bir kaçış ve sen bunu kullanmıyorsun!

E.G: Tercih etmiyorum. Ben de istemiyorum ve çok da rahatsız edici. Bunu çok acemiler yapar.

B.C: Bir hediyemiz var. Buyrun efendim, Cadde+ kartınızı güle güle kullanın…

E.G: Böyle bir röportajı büyük gazeteler yapmıyor! Tam hazırlıklı gelmişsiniz zaten... (gülüşmeler) Çok teşekkürler.

B.C: Teşekkür bizden :)

Avrupa Yakası'nın annesi İfo'dan özel açıklamalar
Avrupa Yakası - Hümeyra Akbay (iffet)       Kaç kez evlendiğini soranlara 'çok kere' diyen Hümeyra, "Biz sevgilimizle beraber yaşayamazdık" dedi ve ekledi: Sevgilimde kalmam için evlenmem gerekirdi. Turgut Boralı'nın da söylediği gibi belediyeye haber vermeden o işi yapmam ben!.

      Avrupa Yakası'nda canlandırdığı 'İfo' karakteriyle 7'den 70'e herkesin kalbinde taht kuran Hümeyra Yeni Aktüel'e konuştu. "Hayatta ne olmak istemediysem onu oldum" diyen sanatçı samimi itiraflarda bulundu:

      Bugüne kadar çok kere evlendim. Artık sayı vermiyorum. Benim zamanımda öyle gel beraber yaşayalım yoktu ki! Şimdi birini görüp "Nasılsın" dediğimde, "Taşındım, ben Ahmet'te kalıyorum" diyor. Ben Ahmet'te kalamıyordum! Kalmam için evlenmem gerekiyordu. Tepemizde anamız, teyzemiz... Ben bu işi belediyeye haber vermeden yapamıyorum. Belediye başkanımız tüm ilişkilerimi bilsin istiyorum!

      Bir gün barda oturuyoruz. Yakışıklıca bir genç var yanımda. Sürekli sigaramı yakıyor. Benim de ilgilenmeye niyetim yok. Sıkıldım. Turgut da bunu fark etti. Birdenbire "Evladım bakar mısınız!" dedi adama. "Hanımefendiyle evlilik düşünüyor musunuz?" dedi. Adam, Tabii ki hayır" deyince, Turgut "O zaman niye ikide bir sigarasını yakıp bir şeyler yapıyorsunuz? Bu hanım belediyeye haber vermeden o işi yapmaz!" dedi. Ondan sonra bu böyle kaldı. Ondan ödünç aldım bu lafı yani...

HEP SALYA SÜMÜK DOLAŞTIM
      Artık evlenmeye hiç niyetim yok. Keşke şimdiki bedensel ve ruhsal durumumu 40'larımda filan elde etseymişim... Ben çok aşık olurdum. Çok terk edildim. Hep salya sümük dolaştım ortada. Hep kalbi yaralı bir kadındım. Ne yormuşum kendimi yahu... Ha değdi mi derseniz; birkaç kişi için değmiş, gerisi fasaryaymış. Benim hikayemmiş. Ben aşık olduğum zaman yaratıcı oluyordum. Bir güzellik geliyordu üstüme...

      Ben hayatta neyi istiyorsam olamadım. Bir dönem balerin olmak istiyordum. Harika bir çocuk bursu kazanmıştım, yurtdışına gidecektim. Fakat o bursu baleye vermiyorlardı. Gidemedim. Sonra da yaşım geçti. Bunlar sonradan bana müziğimde ve sahnede çok yardımcı oldu.

O BURNU KOYMUŞUZ KAF DAĞINA...
      Söyleyecek şarkım kalmadığı için şarkıcılığı bıraktım. Artık söylenen şarkıları dinlemek istiyorum. Hep ileriye gitmeliyim, geri dönüp bakmak beni sıkıyor. Şu anda oyunculuk benim için çok önemli. Onu katlamak istiyorum. Şarkı söylediğim zamanlar bir derdim vardı. Ya aşıktım ya da küstüm. Bunları paylaşmak istiyordum. Şu anda paylaşacağım şeyler onlar kadar naif değil. 'Hrant Dink'i öldürdünüz' diye şarkı yapamam.

      Bir dünya pişmanlığım var. Paraya önem vermemem büyük hataydı. 69'da çıktı ilk plağım. O devirde kimsenin kazanmadığı paraları kazandım ama har vurup harman savurdum.

      Bir de, o burnu koymuşuz Kaf Dağı'na indirmeyeceğiz! Ne arabesk okurum, ne gazinoya çıkarım, ne filmde oynarım. Niye? Beğenip beğenmemek haddin mi? Oğlum benden akıllı. Frenliyor beni. İyi ki onu doğurmuşum...

Televizyon dünyasında adımız 'rüya takım'
      'Avrupa Yakası' çok iyi gidiyor. Çok keyifliyiz. O keyif ekrana da yansıyor. Bize yeni bir kan oldu gelen oyuncular. İkinci ailem gibi oldular. Bir hafta görmezsem özlüyorum hepsini...

      Dizinin çok izlenmesinin kerameti nedir bilmiyorum. Bunu bilsem yaptığım her şey dört yıl izlenirdi. Kendi içinde bir sihri var. Televizyonda da, sinemada da, tiyatroda da senaryo sağlamsa oyuncu kötü bile olsa o mutlaka geçer seyirciye. Ama senaryo boşsa üstüne taklalar da atsanız ne oyunu, ne filmi kurtarırsınız.

      Gülse Birsel'in kalemi şelale gibi. 40 yıl düşünsem aklıma gelmeyecek şeyler buluyor. Tabii biz de katıyoruz kendimizden oyuncu olarak. Mesela 'Soldan soldan geliyorlar' benim lafım.

      Kendimi çok şanslı hissediyorum çünkü Gazanfer Özcan gibi bir duayenle oynuyorum. Bir koltuğun üstünde dört senedir kendini seyrettiriyor. Her gün bir şey öğreniyorum ondan. Şu anda piyasada bizim adımız rüya takım.

Sağlıklı yaşama gıcığım!
      "Sağlıklı yaşam triplerine filan gıcık oluyorum. Sabahları ilaçlarımın yanında bir kalsiyum, bir de C vitamini alırım ki beni ayakta tutsun. Acıktığımda tost yerim. Şarap çok severim. Sabahtan akşama kahve içerim. 'Şunu yemiyorum, bunu içmiyorum' diyorlar. Sen portakal suyu içtin, çok sıhhatlisin. Tek başına kalacaksın dünyada. Bunlar ölmemek için mi?

Hasibe Eren (avrupa yakası-makbule)/röportaj
'Bir dizide de elime erkek eli değmedi yahu!'
      Avrupa Yakası'nın evde kalmış kızı Makbule'yi oynayan Hasibe Eren, bu tarz rollerin üzerine yapıştığını söylüyor: Bir ara 'aptal sekreter' rolleri gelirdi. Her arayan sözleşmiş gibi 'Hani Mavi Ay'daki Bayan Topesto vardı ya!' derdi".

      Avrupa Yakası'nın yeni karakterlerinden Makbule izleyenleri gülmekten kırıp geçiriyor. Evde kalmışlığı, Burhan'ı tavlamaya çalışması, abartılı tepkileri, rüküşlüğü, kelimeleri yanlış telaffuz etmesi, etrafındaki erkeklerin kendisini 'gözleriyle yemesi', göğüslerini saklamaya çalışması ve kırıtarak yürümesiyle 'Avrupa Yakası'nın ön plana çıkan karakterlerinden biri oldu. Makbule'ye can veren Hasibe Eren'i 'Sıdıka' rolüyle tanımıştık. Ama Eren başarıyla canlandırdığı bu karakterle uzun yıllar Makbule olarak akıllarımızda kalacak gibi gözüküyor. "Gerçek hayatta her hareketimle insanları gülmekten yerlere yatıran bir tip değilimdir" dese de röportaj sırasında yaptığı Makbule taklitleri ve mimikleriyle yine kırıp geçirdi. İstanbul Şehir Tiyatroları'nda Çocuk-Genç Eğitim Birimi'nde eğitmen olan Eren'in ciddi' yüzünü de bu vesile ile tanımış olduk!

TV'DEKİ GİBİ ÇİRKİN DEĞİLİM
      Oyunculuğa nasıl başladınız? 1975 doğumluyum. Tiyatro çok istediğim bir daldı. Ama tiyatro okumak isteyen her gencin başına geldiği üzere ben de oyunculuğun geçerli bir meslek olmadığı yönlendirmeleri yüzünden İstanbul Üniversitesi'nde önce reklamcılık okudum. O dönemlerde amatör tiyatroya başlamıştım. Reklamcılığı bitirince artık bir mesleğim vardı. Ve tiyatro okuma özgürlüğünü elde ettim. Ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tiyatro Bölümü'ne girdim.

      Sıdıka'yla mı başladı televizyon serüveniniz? 1997'de Sıdıka'da oynamaya başladım. Üniversite tiyatrosunda ben Sıdıka'yı Atilla Atalay'ın izniyle, minik hikayelerden oluşan bir oyun haline getirmiştim ve sahnelemiştim. Televizyonda Sıdıka dizisi için bir oyuncu arandığında ise benden söz etmişler, Füsun Demirel'e. Sonra rahmetli Atıf Yılmaz izledi ve benim oynamama karar verildi. Daha sonra Yağmur Zamanı, Aşk Meydan Savaşı, Canım Kocacım, Kaymaklı Ekmek Kadayıfı, Şaşı Felek Çıkmazı ve Anlat İstanbul'da rol aldım.

      Makbule karakteri size her şeyiyle hazır mı geldi? Yoksa sizin de kendinizden ekledikleriniz oldu mu? Gülse (Birsel) çok net iki sayfalık bir karakter analizi yazmıştı, Makbule ile ilgili. Yani çok ipucum vardı, nasıl bir genç kadın olduğuna dair... Ama bedensel anlamda vücut bulmasını ben gerçekleştirdim. Ve Gülse, bunlara gerçekten çok güldü. Kırıtarak yürümesi, terlik şaklatması, göğüslerini kaldırması, kahkülleri falan benden çıktı. Senaryo tamamen Gülse'ye ait. Ama bir sürü şeyi de tabii birlikte kurguladık, 'Bir de böyle bir şey yapıyordur değil mi bu kız hahahaha' diye. Sözler tamamen senaryoda vardı, ama mesela Gülse 'Gözleriyle yediler' yazıyordu. Ben 'Gözleriynennn yidiler'e taşıyorum. Eski lafları yanlış yerde kullanması fikri de tamamen hep Gülse'nindi...

      'Evde kalmış kız' tiplemesi neden bu kadar üzerinize yapıştı? Gülse'ye söylemiştim ilk bu rolü teklif ettiğinde. Bir dizide de bir erkek eli değmedi elime yahu! Evet yapıştı gibi. Eğer biri evde kalmış kız rolünü oynarsa ve ona benzer bir şey yazılmışsa senaryoda, bundan sonra referans diğer dizilerde oynanmış evde kalmış kız rolleridir. Bir dönem ben hep reddediyordum. Aptal sekreter rolleri geliyordu. Ve hepsi telefonu şöyle açıyorlardı: "Hani Mavi Ay'daki Bayan Topesto" vardı ya... Sanki sözleşmiş gibi. Sanki bütün dizilerdeki sekreterler Mavi Ay'daki Bayan Topesto'ydu. Biraz da şekilsel bir şey. Oynayabileceğim şeyler sınırlı. Güzel kadın vardır, aşk yaşar mutsuz olur... Benim oynayabileceğim roller de belli. Hani evde kalmış çirkin kız durumu...

      Ekranda sizi daha çirkin göstermek için ekstra bir şeyler mi yapılıyor? Televizyondaki kadar çirkin değilim! Ama güzel de değilim. Fotojenik bir tip değilim. Abartılı makyaj, saçlar... Çok da kötü giyiniyor, Makbule. Bir de güzel görüneyim diye bir kaygımız olmadığı için...

      Bu tarz rollerin size teklif edilmesinden rahatsız mısınız? Şimdiye kadar hiç oynamadığım bir rolü birilerinin bana teklif etmemesinden rahatsızım. Bunu bir tek Selim Demirdelen yaptı, 'Anlat İstanbul'da. Fahişe rolü teslim etti. Bir tek o cesur davrandı. Zor bir rol istiyorum, üzerinde çok düşünmek zorunda kalayım.

AMERİKALILAR DA İZLİYOR
      Makbule'yi oynarken model aldığınız biri oldu mu? Adını açıklayamayacağım bir aile tanıdığımız. Evde kalmış. Çocukluğundan genç kızlığına kadar durmadan çeyiz yapmış. Hayali evlenmek, kocasını mutlu etmek, çocuk yetiştirmek olan, sürekli bir şablonun içerisinde yaşayan, aşırı titiz, takıntılı, erkeklerin sürekli kendisini çok beğendiğini zanneden bir aile tanıdığımızdan feyz aldığım oldu. Ama çok değil mi böyle kadınlar... Demode giyinen, bu haliyle çok güzel olduğuna inanan, çok...

      Avrupa Yakası'nın yeni haliyle ilgili nasıl tepkiler alıyorsunuz? Çok pozitif şeyler duyuyorum. Amerikalı bir adam durdurdu geçen gün 'Sizi izliyorum bayılıyorum. En beğendiğim şov programı' diyor. Nasıl anlıyorsun dedim, arkadaşı çeviriyormuş. Engin için de 'The litte man is funny!' (Küçük adam çok komik!) gibi bir cümle kurdu.

ENGİN'LE OYNAMAK ZOR
      Sizin özellikle Engin Günaydın'la çok fazla sahneniz var. Çekimlerde çok eğleniyorsunuz galiba? Engin'in karşısında gülmeden oynamayı başarmak çok zor. Sahnede çabuk gülen kişiye 'dalağı düşük' denir. Ben dalağı düşük biri değilimdir aslında. Ama Engin'in karşısında oynamak o kadar güç ki, her seferinde sizi başka bir biçimde şaşırtıyor. Çoğu zaman tutuyorum kendimi, oyuna kaptırıyorum, Makbule'nin reaksiyonlarını veriyorum ki, hani Hasibe olarak gülmeyeyim.

      Dram oynamak size uzak mı? Hayır, dramatik rollerde de kötü değilimdir. Anlat İstanbul'da 5 dakikalık bir sahnede oynadım, hayatını kendini satarak kazanan bir kadını canlandırdım. Bir sürü insan fark etmiş ve çok güzel şeyler söyledi. Mesela Demet Akbağ, muhteşem bir komedyendir. Ama dramatik bir şey oynayınca herkesten çok ağlatır. Şener Şen de öyle...

      İstanbul Şehir Tiyatroları'nda çocuk oyuncu eğitmenliği yapıyorsunuz... 1996'dan beri İstanbul Şehir Tiyatrosu Çocuk-Genç Eğitim Birimi'nde çalışıyorum. Oyunculuğa hevesi ve yeteneği olan çocuklara eğitim veriyoruz. Tiyatroyu sevdirmeye çalışıyoruz. Çocuklardan profesyonel bir oyuncudan beklediğiniz şeyleri beklememelisiniz. Onun dünyasına girmeyi başarırsanız, hiç beklemediğiniz performansı alabilirsiniz. Bütün bunlara tanık olunca ve kamera arkasını da bilince, çocuk eğitmenliğini tiyatrodan sonra sinema ve televizyona da taşıdım. Babam ve Oğlum'daki Ege Tanman'ı, Yağmur Zamanı'nın Naz'ı Ece Hakim'i ben çalıştırdım. Yine Yağmur Zamanı'nda Tamer'in oğullarını oynayan Bora ve Cem'i, hatta Azra'yı da ben çalıştırdım.

      Çocukların dünyasına girmek zor mu? Çocuk oynamaktan zevk almalı, sıkılmamalı. Çünkü bu bir iş, çocuklar zorunlu işlerden haz etmezler. Onun için oyun halinde tutmanız lazım. Disiplin sağlamak için de çok fazla şımartmamalısınız. Hem öğretmen hem de oyun arkadaşıyım. Bir de setler sağlıklı yerler değil. Uykularına ve yemeklerine dikkat ediyorum, sağlıklı koşullar yaratmaya çalışıyorum. Bütün çocuklu dizilerden talep geliyor. Buna tanık olmak çok güzel. Her çocuklu dizide veya sinema filminde psikolojik alt yapısı olan, oyunculuktan anlayan ve kamera arkasını bilen bir eğitmen olmalı.

      Büyük başarılara imza atmış çocuk oyuncularınız oldu mu? Aslında Şehir Tiyatroları olarak televizyona değil, tiyatroya yetiştirmek için uğraşıyoruz. Bir casting ajansı gibi çalışmıyoruz. Ama ordan çıkıp da Altın Portakal alan oyuncumuz da oldu; Bora Akkaş, Gönlümdeki Köşk Olmasa filmindeki Osman... Yağmur Zamanı'ndaki Bora... Şimdi Taylar Biraderler'in filminde Küçük Kıyamet'te oynuyor. Serhan Arslan, Hayat Bilgisi'nde Kopil'i oynuyor. Onlar, hep çocukken eğitim almış, Şehir Tiyatroları'nın çocuk oyunlarında görev yapmış. Büyüyünce de konservatuvara girmişler.

      Çocuklar bir sınava mı tabi tutuluyor? Önümüzdeki ay ilkokul çocukları için bir sınav yapacağız. Bu konuda Şehir Tiyatroları'ndan bilgi alınabilir. 2 yıllık ücretsiz bir eğitim vereceğiz.

      Peki tiyatro yapıyor musunuz şu sıralar? İstanbul Şehir Tiyatrolarında, Rumuz Goncagül adlı oyununda, rumuzu Gongagül olan kızı oynuyorum. 18 Ekim'de Kağıthane sahnesinde galası var. Komedi ama toplumsal içerikli güzel mesajları olan Timur Selçuk besteleriyle bezenmiş iyi bir oyun.

Kaynak: wikipedia - avrupayakasidizi.blogspot.com - çeşitli




Google