Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Televizyon



Volkan askerden neden döndü?
Avrupa Yakası'nın Volkan'ı Ata Demirer ile söyleşi Yeni ekip iştahımı kabarttı, dönmek istedim
      Avrupa Yakası'ndaki Volkan'ın askerden döneceği haberi en çok Ata Demirer'i sevindirmiş... Niye ansızın gittiğini ve hangi şartlarda döndüğünü de yine ondan öğrenelim: ''O dönem çok yorulmuştum, hapsedilmiş, kıstırılmış hissettim kendimi. Mutsuzdum bıraktığımda, sağlığımı kaybetmiştim... Yoksa Hümeyra hanımla ilgili bir durum değil bu.''..

      "Beden hafiflerse ruh da hafifler,'' sözü sanki Ata Demirer için söylenmiş. Yalnız herkesi şaşırttığı kilolarında değil ruhunda da öyle bir hafifleme olmuş ki ne iki yıl önce Avrupa Yakası setlerinde yaşanan fırtınalardan ne de şöhret hırsından izler kalmış... Bozcaada'daki evinin bahçesindeki zeytin ağaçlarından elde ettiği zeytinyağının saflığı gibi bir haller gelmiş üstüne... İki yıl boyunca ekrandan izlediği Avrupa Yakası'nı öyle özlemiş ki dizinin senaristi Gülse Birsel bugün arayıp, "Hadi gel, çekim var," dese, 24 saatini geçirdiği teknesinin dümenini hemen İstanbul'a çevirecek kadar hazır. Ama önce dinlenmeye kararlı... Yaz sonunun keyfini çıkartıp, iyi enerjiler depolayıp eylülde kendini rüzgâra bırakacak... Biz de atlayıp otobüse Bozcaada'ya gittik ve yeni yayın döneminde Avrupa Yakası'na döneceği açıklanan Volkan'dan, kasımda vizyona girecek Osmanlı Cumhuriyeti filmine ve ne yiyip ne içmediğine kadar konuştuk... Ama "Volkan askerden dönüyormuş, onu özledik,'' dediğimde, gözlerinin içi çocuk gibi öyle bir güldü ki...

      - Volkan askerden dönüyormuş, hayırlı olsun... Biraz uzun sürdü, ama... Nasıl dönüyor, mutlu mu, tedirgin mi?
      - Valla Gülse nasıl yazarsa öyle dönecek, senaryoyu bilmiyorum. .

      - Nasıl ikna etti Gülse Birsel sizi?
      - Gülse benim canım ya... Biz onunla zaten birlikte çok şey başardık. Ben onlarla hiçbir zaman bağımı koparmadım.

      - Hiç kırgınlık girmedi mi araya?
      - Kırgınlık yoktu, üzüntü vardı sadece... Bu yıl zaten biz zaman zaman bir araya geliyorduk. Ben bu Hacıyatmaz felaketini yaşadığımda da Gülse ile sürekli mesajlaşıyorduk, ''Olmadı, şöyle oldu,'' gibi... Bu yaz Bodrum'da karşılaştık, bir tutuştuk... ''Ya yine mi yapsak, eski günlerdeki gibi...'' Amerikan filmleri vardır ya "Eski günlerdeki gibi..." aynen öyle... Ben de çok özlediğimi fark ettim o günleri, o karakteri...

      - Unutamadınız Volkan'ı...
      - Ben de unutamadım, seyirci de unutamadı. Aslında bir türlü bırakamadım gibi oldu diziyi... Sokağa çıktığım anda başlıyordu sorular "Volkan ne zaman dönüyor, ne zaman başlıyor?'' gibi... Bir özlem giderelim dedik. Benim için işten çok, eğlenmek ve mutlu etmekle ilgili dönüş hikâyem... Hem bir buçuk iki yıl ara verdik, dinlendik. Elimden geleni yapacağım artık.

      - Ayrıldıktan sonra her çarşamba ekranın karşısına geçip, "Keşke bu bölümde ben de olsaydım,'' diyerek iç geçirip, izlediniz mi?
      - Tabii izledim. Binnur Kaya, Engin Günaydın, Sarp, yeni katılan oyuncular hep iştahımı kabarttı seyrederken ve "Bizim zamanımızda olsaydı keşke bu ekip,'' diye düşündüm. Biraz onlarla da çalışmak istedim açıkcası...

      - Zaten Avrupa Yakası'nın öyle bir sihri var... Ben bile o dizide olsam parlarmışım gibi geliyor.
      - Size öyle geliyor olabilir... (Kahkahalar...)

      - Orada sanki bir aşkınlık durumu yaşanıyor, bu da ekrana yansıyor.
      - O Gülse'nin çalışkanlığıyla ilgili bir durum. Hayatımda gördüğüm en disiplinli ve çalışkan insanlardan biri. Bir de genç bir beyne sahip. O gençlik ve aktüel beyin, işi çok güzelleştiriyor. Bir de kimse kırılıp alınmasın ama seyircinin istediğini vermek ve işin kolayına kaçmak başladı. Bunu söylediğinizde şartlar, ekonomiden başlıyor reyting bahanesine kadar gidiyor. Tamam olayı kuralına göre oynayacaksınız, ama özel iş yapmak için özel insanlar olması lazım. Avrupa Yakası'nın başarısı bununla ilgili... Özel iş her zaman reytingini de seyircisini de alır. Gülse'nin Avrupai bir bakış açısı var. Her bölümden üç yabancı spot çıkar. Uzaması hoş olmuyor ama sürenin uzatılması sanırım bu yılda giderilecek.

      - Sette en çok kimi görmek sizi mutlu eder? Kimlerle uyumlusunuz?
      - Senaryoyla ilgili bir şey soruyorsunuz. Gördüğümde çok mutlu olduğum insan yönetmenimiz Jale... Ama mesela Binnur'la şahane eğleneceğimi düşünüyorum bu yıl. Beni anormal güldüren bir insan çünkü. Hiçbir şey yapmadan beni krize sokan bir insan...

      - Siz ayrıldınız, Hümeyra kaldı, siz geliyorsunuz, Hümeyra gidiyor...
      - Bu konuda yorum yapmak istemiyorum ama ayrılıklarında benim hiçbir ilgim yok. Profesyonel sebeplerden ayrılmışlar. Vural da ayrılmış. Benim şu anda bütün motivasyonum özlem gidermek, eğlenmek, eğlendirmek, adam gibi işimi yapmak... Çünkü takımda da aile içinde de bazen birileri birileriyle geçinemez.

      - Profesyonel hayatta bu kadar uzun kırgınlıklar doğru mu?
      - Profesyonellik, dudakların arasından çok kolay çıkan bir kelimedir. Ben zaten işimde profesyonelimdir. Ama bazen profesyonellik sınırlarını zorlayan durumlar olur.

      - Yine de "Keşke Hümeyra da dizide kalsaydı,'' diyor musunuz?
      - Bilmiyorum... Matematik olarak anne baba çocuk arasındaki çatışma açısından ihtiyaç duyulabilir, duyulamaz, o yazarın inisiyatifindedir. Ben kimseye kırgın değilim. Oyuncu arkadaşlarımı, diziyi, Volkan'ı özledim o kadar...

      - Diziden ayrılmadan önce, son zamanlarda Hümeyra ile aynı karede görülmek istemiyormuşsunuz...
      - O zamanki şartlar çalışmaya elverişli değildi, bu zamanki şartlar elverişli. Fatih Terim de Galatasaray'dan gitmişti... (kahkahalar) Allah utandırmasın, dönüşümüz dönüş gibi olsun.. Başka bir temennim yok. Ama Gazanfer ağabeyin rahatlıcı tavrına güveniyorum. Öyle bir meddah ki... Öyle şeyler söyler ki, siz anlamazsınız ama herkes anlar. Kıvrak bir zekâya sahiptir ve büyük bir ustadır. Gazanfer ağabeyle sahnelerimi özledim...

      - Ama o uzayan çekimler, sinir sisteminin zorlanması, kavgalar...
      - Herkes her şeyi biliyor zaten...

      - Sizden de duyalım...
      - Şartlarla ilgili her şey... Sonuç önemli... Bence herkesin istediği bir şey oluyor, Volkan geri dönüyor. İstenilmek ve arzu edilmek herkesin ego açığıdır. Bizim işimizin ana motivasyonu, en azından benim adıma, hiçbir zaman para olmadı, o yüzden öyle cart diye bırakabildim. Yoksa bu iki yılda devam etseydim ciddi para kazanabilirdim. Ama mesele para olmadığı için dönüyorum. Ben işimi sevgiyle yapmak isterim. Temmuzda bir turne yaptım, 22 günde 110 oyun... Şoförle bitince hesap keserken 5 bin 250 km yaptığımızı söyledi. 5 bin 230 km, iki kere Türkiye demek. Sinüslerim rahatsızlandı klimalardan... 20 gün burada thalasso terapiyle iyileştim. Ama bunu bana yaptıran şey 10 gösteriden kazanacağım para değildi.

      - Bir de var oluş nedeni var insanın...
      - Sorumluluk ve onun verdiği mutluluk. Ben sahneye çıkmadan önce mutlaka kardeşime seyircinin fotoğrafını çektiririm. O seyircinin bir kokusu vardır, arkaya gelir. Çok gürültülü seyirci, iyi seyircidir. Benim motivasyonum bunlar oldu, Avrupa Yakası'nda da öyle... Ben çok sahiplenirim işimi ve olumlu şeyler eklerim. Olumsuzlaşmaya başladığım için bıraktım, mutsuzdum. Gerçekten iş beni çok yormaya başlamıştı. Üç kişi ayrıldık, altı yedi kişi takviye edildi. Belki o zaman oyuncu fazla olsaydı, omuzlarımdaki yük azalacaktı. Kiloyla ilgili sağlık sorunlarım başladı. Kendimi hapsedilmiş, kıstırılmış hissettim. Yoksa Hümeyra hanımla ilgili bir sorun değil bu... Bunaldım ve oyunu bırakamayınca diziyi bırakmak zorunda kaldım. Ben daha o sezonun başından Sinan Çetin'e "Ağabey, devam edemeyebilirim bittikten sonra, ona göre önleminizi alın,'' dedim. Zaten 96. bölümde ayrılacaktım, 86. bölümde ayrılma enerjisine geçtik, biraz erken oldu.

      - Diziyi bırakınca omuzunuzdaki yükler de kalktı mı?
      - Çok ağır bir dönemdi. Ayaklarımda oturmaktan varis oldu. Bütün gün sigara sigara... Hepsini bıraktım, kurtuldum. 140 kilo, sabahlara kadar çalışan ve hep göz önünde bir adam olarak taşıyamadım. Şu an hazırım, kendimi daha iyi yönetiyorum. O zaman tuhaf bir hırs vardı hepimizde...

Zekâ daha seksidir...
Avrupa Yakası'nın Volkan'ı Ata Demirer ile söyleşi       Suda röportaj başkadır... Ata Demirer giden kiloların verdiği güvenle bol bol denizin tadını çıkarmaya kararlı olunca onu denizden çıkaramadık ve röportaja denizde devam ettik...

      - Zayıflamaya devam mı? Son diyetisyeniniz sizin için "Asker disiplini var,'' demiş...
      - Benim karakterim öyle...

      - Siz de ondan zeytin ve zeytinyağını masanızdan eksik etmemesini istemişsiniz...
      - Benim sevdam da zeytinyağı. Hayattaki en büyük hobim. Bozcaada'daki zeytinliklerimizden 2 ton zeytinden 600 kg. zeytinyağı aldık. Geyikli, Ezine'de fabrikalar var, gelip oradan alıyorlar. Bir miktarı onlarda kalıyor, gerisini ben alıyorum. Çocukluğumdan beri Kuzey Ege'deyim, alışmışım. Başka hiçbir yağa böyle tutku duymadım. Ayrıca bir sahicilik verir insana, rehabilitasyon süreci yaşatır sürekli kullanınca. Bir de rakı içerken zeytinyağlı mezeler, diğerlerine ağır bir baskı yapar. Zeytinyağı ağacın kanıdır. Bir nevi zeytin drakulasıyım ben... Geceleri çıkıp ağaçları ısırıyorum. (kahkahalar...)

      - Tekne, ada, deniz tutkunuzla Robinson gibi oldunuz...
      - Çok yoğun çalışıyorum ama fırsat bulduğumda ya adaya geliyorum ya da Avrupa'ya gidiyorum. Benim ağır bir doğa tarafım var. Deniz, ağaç, tekne... Büyük bir zevk. Bu hobilerim mizahıma da yansıdı. Veteriner Hekim Niyazi Bir karakteri bu hobilerin kaynağıdır. Kuzey Ege bana hep iyi geldi.

      - Sizin bu ada hayatı içinde gram almamanız lazım... Yüzme, yürüyüş...
      - Ama rakıyı ne yapacağız?

      - Rakı bahane... Her gün spor yapın isterseniz öğlen başlayın içmeye...
      - Siz en iyisi burada kalın, beni disipline edip, çalıştırın, zayıflatın... (kahkahalar)

      - Bence sizde de var o irade...
      - Ben yanlış şeyler yapmışım şimdiye kadar. Zayıflamanın yöntemlerini de yanlış biliyormuşum.

      - Geldiği gibi kolayca gider diyordunuz herhalde...
      - Büyük kilolar verdim, büyük kilolar aldım. Aslında her şey alışkanlıklarla ilgiliymiş. Onları terbiye ettim, değiştirdim. Ara öğün diye bir şey yoktu hayatımda... Ona geçtim. Bunları öğrenince çok kolay oldu, bir miktar verdim, 20 kilo kadar... Şu an pause'a bastım, eylülde başlayacağım. Ben sağlık nedeniyle başladım diyete... Eklem rahatsızlıklarım zayıflamadan geçmeyecekti. Bu tonajı bu vücut taşımıyordu, mutlaka zayıflamak ve kas yapmak gerekiyordu. Tiyatro beni şişmanlattı, yemek yeme saatim değişti. Gece yemeyi kaldırdım, biraz da spor yaptım, zayıflamaya başladım. Oyundan sonra artık yemek yemiyorum. O yüzden turne yapmıyoruz. (kahkahalar..) Özellikle Avrupa'ya çıktığımda o yeme içmelerden mahvoluyoruz. Tanımadığın lezzetler, yok ördekler, yok bıldırcınlar...

      - En çok ne giymeyi özlediniz?
      - G-string... (Kahkahalar...) 501 Levi's 36 beden. Üniversitede var böyle giydiğim dönemler... Artık gidip mağazadan kot alacak duruma geldim.

      - Kızların ilgisi de arttı mı kilolar gidince?
      - Bilmiyorum hiç gözlemlemedim, beni oyuncak ayı gibi sevdikleri için... (Kahkahalar, estağfurullahlar...) Bence zekâ seksidir... Erkekler için fiziksel görüntünün kadınlar için çok önemli bir kriter olduğunu düşünmüyorum. Temizlik ve zekâ onları etkilemek için daha önemli...

'Hayatı erteleme' noktasına geldim
Avrupa Yakası'nın Volkan'ı Ata Demirer ile söyleşi       - Hacıyatmaz için kendinizi çok eleştirdiniz... Sanatçılar da arada sırada maksimum iyi işler çıkarmak zorunda olmamalılar...
      - Ben maksimum derecede iyi işler çıkarmak isterim. Hiçbir zaman bir altına katlanamam. Bir hikâye anlatılıyorsa maksimum iyi olmalı... Ama maksimum çalışmak zorunda değiliz, bir anlamı yok. Bunu anladığım için Avrupa Yakası'na dönüyorum. Benim iş dışında da mutlu olabileceğim şeyler var. Maksimum çalıştığım zaman iş dışında mutlu olabileceğim şeylerden uzaklaşıyorum. Şimdi bir aydır teknede yatıyorum. O zaman bir gün gelemiyordum, kayıklar limanlarda çürüyordu. Bana "Oğlum 40 yaşından sonra binersin tekneye,'' diyorlar. Ama o değil ki hayat... Benim belki bu yaşımda yaşayacağım şeyler başka, belki 40 yaşından sonra yaşamayacağım. Kendine daha çok zaman ayırma hikâyesi var ya doğruymuş yani...

      - "Hayatı erteleme,'' noktasına gelmişsiniz anlaşılan...
      - Eveett... Eveett....

      - 40 yaşından sonraki planlarınız da belli mi?
      - Ben üç kolda gidiyorum; televizyon, stand-up komedi ve sinema.. Bir süre sonra sadece sinemada kalmak istiyorum. Benim komedyen olarak da sinemacı olarak da örnek aldığım tek insan Şener Şen'dir.

      - Şener Şen biliyor mu bunu?
      - Şener Şen bence her şeyin farkında. Onun çeyreği kadar olabilsek, benim mutlu olabilmem için yeterlidir. Ben istiyorum ki, 40 yaşından sonra plan yapana Allah gülermiş yukarıda, buralarda, Kuzey Ege'de yaşayayım, bir telefon gelsin, desinler ki "Batman'da film çekiyoruz, bir buçuk ay," gidip yapayım, gelip bir ay istirahat edeyim, sonra yine bir film yapayım. Sahne, enerji olarak sizden çok şey emiyor. Bir süre sonra ben bunu haftada bire indireyim, ayda bire indireyim... Ya da yılda iki hafta bir müzikolde oynarsınız... Büyük komedyenler öyle yapıyor. Robin Williams, Billy Crystal mesela... Olgun komedyen olmak çok önemlidir, nefis bir şeydir. Hayatı geride bırakıyorsun... Kendim için hayalim o... Şu anki gençlerle aramız iyi. Yeni kuşakla ilgili kaygılarım var açıkcası...

      - Atari gençleri mi kastettiğiniz?
      - Evet, çok acımasızlar, anormal derecede tüketiciler. Ama bunun nedeni müziğinden sinemasına kadar çok hızlı tüketilebilecek, derinliği olmayan, direkt sonuca yönelik işler... Müşterisi de başlıyor kabuk değiştirmeye, ona göre şekilleniyor... Hediyelik eşya gibi davrananlar oluyor bana... "Ağabey fotoğraf çektirebilir miyiz,'' diyor. "Şimdi işim var,'' diyorum, "Vay şerefsiz,'' diyor arkamdan... Seni gerçekten sevdiği için değil, tatil mönüsüne katıl istiyor.

      - Yok canım, kimse sevmese yanınıza gelmez...
      - Sevdiğine insan "Vay şerefsiz,'' demez arkasından... Ben bunu duydum. Bu gençlere doğru işler yapılırsa, zevklerinin derinleşeceğini düşünüyorum. Biz de konservatuvara girdiğimizde sağlam tüketicilerdik ama birileriyle tanıştık, öğrendik. Mesela 22 yaşında Zeki Müren dinlemeye başladım. Hiç haberim yoktu. O derinlikte değildim ki.. Ama sonra içki sofrasında, ağabeylerle falan.. Benim hep ağabeylerim oldu, o yüzden çok şanslıyım. Kendimden büyüklerle görüşmek her zaman zevk verdi.

      - Şener ağabey gibi mi?
      - Yok, sivil hayatta... Askeriz ya biz (kahkahalar...).. Balıkçı, doktor ağabeyler... Sen kendini bir mizahçı ağabey gibi hissedersen gençlere de ağabeylik yaparsın... Bu tecrübe çok hoş bir şeydir. Onun için sinemalar çok önemli... Anlatılan şeyin insanları nasıl etkileyeceğini düşünmek lazım artık...

      - Yaşam koçunuz kim? Sizde bir bilinç yükselmesi olmuş...
      - Bazen hayır gibi görünen şer, şer gibi görünen hayırdır. Özellikle sağlık sorunları yaşayınca bakış açım değişti. Ne kadar tatminsiz, ne terbiyesiz adammışım dedim kendime... Şaka yollu... Her anın tadı var. Başına bir şeyler gelince insanın daha iyi anlıyor. Her şeyin başı sağlık... Bir yıl sürdü tedavi olmam.

7. Osman tam benim rolümdü
Avrupa Yakası'nın Volkan'ı Ata Demirer ile söyleşi       - Cin fikirli Gani Müjde'nin senaryosunu yazıp yönettiği, sizin de 7. Osman adlı bir padişahı canlandırdığınız Osmanlı Cumhuriyeti filminin seti harika olmalı... İstediğiniz gibi eğlenmişsinizdir orada...
      - Çok... Sümer Tilmaç da o sette beni en çok eğlendiren insandır. Bir bırandacı hikâyesi var, inanılmaz. Filmin ilk gününde Antalya'daki çiftliğini arayıp ''Bırandacı geldi mi?'' diye sormaya başladı, film bitene kadar da sordu, o bırandacı hiç gelmedi. Çok eğlendik. Gani Müjde hiperaktif bir insan, pratik zekâlı, yeniliğe açık...

      - Senaryoyu görünce "Tam benim rolüm bu,'' mu dediniz?
      - Ben anında gördüm resmimi. Tam adamını buldu yani... Ben kıyafeti çok yakıştırdım üstüme.. Hiç yadırgamadım, karakteri aldım şak giydim.

      - Osmanlı dönemine mi götürecek film izleyiciyi?
      - Osmanlı'nın son dönemleri, manda ve himaye kabul edilmiş, Sevr imzalanmış, Atatürk hiç yaşamamış, topraklar paylaşılmış. Film bitince birinin rüyasını görmüş gibi olacaksınız. Bu durumda bir padişah nasıl olursa öyle de bir 7. Osman... Şahane bir masal çekti Gani Müjde... Bence fantastik komedi diyebiliriz filme...

      - Tarihle aranız nasıl?
      - Tarihle aram çok iyi... History Channel'cıyım...

      - Osmanlı padişahlarını sırasıyla sayar mısınız?
      - Sınava mı girdik Figen Hanım? Sıralayalım: Fatih Sultan Mehmet, ondan önce Kanuni Sultan Süleyman, sonra Hakan Şükür, Rıdvan Dilmen. (kahkahalar).. Son padişah da benim 7. Osman...

Hacıyatmaz'ı bana ekşisözlük bıraktırdı
Avrupa Yakası'nın Volkan'ı Ata Demirer ile söyleşi       - Televizyonda yarım bıraktığınız son şov programınız Hacıyatmaz'ı hâlâ 'felaket' olarak mı hatırlıyorsunuz gerçekten?
      - Ben seyircimi YouTube'dan, ekşisözlükten takip ederim. Hacıyatmaz'ı bana ekşisözlük bıraktırdı. Hakkımda çıkan yorumlara baktım, hepsi 'perfect' (mükemmel). Hacıyatmaz yazıp baktım, yıkılıyor, berbat. Ben de etrafıma, "Yahu bakın kötü bir şey yapıyoruz. Bu malı istemiyorlar," diyorum. Müşteri orada. Ekşisözlük de dinamiklerden biri oldu yani...

      - Okan Bayülgen gibi hırslı bir yapımcıdan kaçmayı nasıl başardınız?
      - Okan iyidir ya, hayalperestim benim... Yapımcılık falan öyle ticari düşünen bir adam değil. Hayalinin peşinden giden bir insan. Benimle ilgili de çok hayali vardı. Ben isteseydim onun hayalini de gerçekleştirirdim. Fakat bir şey oturmadı. Ben orada konuk olacak bir adamım, aynı anda sunmayı başaramıyorum. O Okan'ın, Beyaz'ın işi... Kendi gösterime yüklendim, o daha iyi oldu. Herkes işini yapsın. Bir de hayalimiz farklıydı: Dijital karakterler yapacaktık, soruları onlar soracaktı ama olmadı. Türkiye'de konuk ayarlamak hep son dakikaya kalıyordu, ben de konuk ağırlayan bir talkshowcu durumuna düştüm. Ben gerçekten merak etmediğim bir şeyi karşımdakine nasıl sorabilirim? Gerçekten istersem sorarım..

      - Fatih Terim'i merak edip röportaj bile yaptınız...
      - Evet, merak ettim çünkü hoca benim sevdiğim adamlardan biridir Türkiye'de. Ama herkesi merak etmiyorum ki... O iş en azından merak ediyormuş gibi gözükmeyi gerektiriyor, ama ben merak ediyormuş gibi gözükemem. Sahnede eğlenmeden eğlendirebilirsin, ama televizyonda yapamazsın.

Kendimi anlatacağım bir senaryo yazıyorum
Avrupa Yakası'nın Volkan'ı Ata Demirer ile söyleşi       - Eylülde sizi büyük heyecanlar bekliyor...
      - Dönünce çok işim var, enerji toplamaya çalışıyorum. Sadece Avrupa Yakası değil, gösteri de iyi bir çizgide ilerliyor. Haftada iki gün BKM'de gösteri var, üç gün dizi çekimi yapılacak. Bir de bahara yetişmesini istediğim ve söz verdiğim bir film var. Onun senaryosunu kendim yazacağım.
      - Kime söz verdiniz?
      - Kendime... (kahkahalar...) Espri canım, "Hadi artık yaz da çekelim,'' diyen ağabeylerimiz var, onlara söz verdim.

      - Nasıl bir hikâye?
      - Söyleyemem, çünkü bu piyasada çok hızla gidiyor. Ama zaten benimle ilgili bir hikâye olduğu için anlatamam. Belki senarist bir arkadaşımdan yardım alırım.

Avrupa Yakası'nın Volkan'ı Ata Demirer ile söyleşi       - Siz yeter ki yazın, herkes yardım alıyor... Orhan Pamuk'un bile editörleri var.
      - Tabii bizim teknede yazdı hikâyesini Orhan Pamuk... (kahkahalar...)

      - Küçük Orfoz teknenizin yaratıcılık etkisi var yani...
      - Teknemin adı Küçük Orfoz'u Yaman Koray'ın Büyük Orfoz kitabından aldım. Çocukken onu okuduğumda hayalim oradaki Metin karakterini yaşamaktı. İşte biz de yelken basıyoruz, balık avlıyoruz, klasik tekne... Müthiş bir deniz adamıydı, inanılmaz şekilde kullanırdı deniz ağzını...

Kaynak: Sabah




Google