Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Televizyon



İzleyiciler bazen gerçekle rolü karıştırıyor
Seyirci uyan, bunların hepsi rol icabı!
İzleyiciler bazen gerçekle rolü karıştırıyor       Televizyon dizileri yaz sezonuna girerken, toplumca Bihter ile Behlül arasındaki sevişme sahnesine kilitlendik. Senaryo gereği yaşanan bu sahneyi o kadar içselleştirdik ki, oyuncuların gerçek hayatlarını bile bu sahne üzerinden yorumladık. Ancak gerçek ile kurguyu ayıramamayla ilgili, toplum olarak bu ne ilk yanılgımızdı, ne de son olacak. Bu hafta Türkiye'de son zamanlarda sıkça yaşanan dizi-gerçek ikilemini mercek altına aldık.

      Türk insanı ekranda izlediği dizi filmleri o kadar benimsiyor ki dizi oyuncularının gerçek hayatta da aynı karakterde olduğunu düşünüyor. Kim ne derse desin diziler, gayrıresmi gündemlerimiz. Artık kitap okumak, sinemaya gitmek yerine dizi seyrediyoruz ya da günlük işlerimizi, yemek saatlerimizi bile izleyicisi olduğumuz dizilere göre ayarlıyoruz. Her sezon fenomen olan bir dizimiz var. Asmalı Konak efsanesiyle Kapadokya'yı keşfetmiştik, İkinci Bahar'la Samatya'yı ve mahalle hayatını, Kınalı Kar'la Bursa'nın ünlü Cumalıkızık Köyü'nü. Avrupa Yakası'yla önce Nişantaşı'nın kızlarının aksanlarını öğrendik, sonra Adanalı gibi konuşmayı... Hatırla Sevgili'yle 68'li gençlerle geç de olsa tanıştık, Elveda Rumeli'yle II. Meşrutiyet'i hatırladık, Adanalı'yla sınırlarımızın içindeki bir ili yeniden keşfettik. Bunlar dizilerin kim ne derse desin iyi yönleri, ancak özellikle yerli diziler hayatımıza yeni bir kavram daha kattı: Gerçek ile kurguyu ayıramamak, filmdeki karakteri gerçek sanıp bu zanla yaşamak. Sözü önce bir oyuncuya verelim. Kurtlar Vadisi Pusu'da Memati'nin sevgilisi 'Gamze' karakterini canlandıran Didem Taslan, dizinin hayranları yüzünden neredeyse evinden çıkamaz hale geldiğini şöyle anlatıyor: "Taksiler ücret almıyor. Torbalarım taşınıyor. Hatta geçen gün Nefise Karatay ile bir alışveriş merkezine gittik. Güvenlikçi beni görünce 'Sizin burada ne işiniz var. Memati Abi'den izin aldınız mı? Hemen dönün evinize,' diye bağırdı. Adamın ciddi olduğunu anlayınca arabaya tekrar bindik. İkimiz de gülme krizine girdik."

TEHDİTLER, HAKARETLER, GÖZDAĞLARI
      Bir başka oyuncu da Binbir Gece'de 'kötü gelin Ahu' karakterini canlandıran Hazel Çanlıdere... Onun anlatımları pek de komik değil: "Birçok kez 'Pis cadı,', 'İğrenç gelin,' gibi laflara maruz kaldım. İnsanlar benim üzerimden kendi egolarını tatmin ediyor. Sokakta yürürken omuz atan kadınlar bile oluyor." Aynı dizide Eda'yı canlandıran Canan Ergüder'in anlatımları ise irkiltici: "Sokakta yanıma gelip 'Sen ne kötü kızsın,' diyenler oldu. Bazıları beni tanıyınca uzaktan parmak salladı. Hatta bir kadın yanıma gelip, 'Seni öldürmek lazım,' dedi." Parmaklıklar Ardında'da 'Gardiyan Ekrem' karakterini canlandıran Cengiz Bozkurt, kendisinin roldeki gibi 'gaddar' biri sanılmasından şikâyetçi: "Arkadaşlarımdan telefonlar alıyorum. Tanımayanlara beni savunmakta, onları aslında iyi bir insan olduğuma ikna etmekte zorlandıklarını söylüyorlar. Çok şaşırıyorum." Dizi ile gerçeği karıştırmada son bomba ise Aşk-ı Memnu dizisindeki Bihter-Behlül çiftinin sevişme sahnesinden sonra oldu. Halid Ziya Uşaklıgil'in 1898'de yazdığı ve ta o yıllarda Serveti Fünun dergisinde tefrika edilen bu en eski romanlarımızdan birinde yer alan sahneden sonra, ikisinin de gerçek hayatlarında başkalarıyla olduğunu bildiğimiz oyunculardan birinin (Beren Saat) ilişkisinin bittiği gazetelerde, televizyonlarda kocaman haberlerle duyuruldu. Daha sonra yapılan "İlişkimiz öpüşme sahnesi yüzünden bitmedi," açıklamaları bile, istediğimize inanmamızı engellemedi. Çünkü kurguyla gerçeği ayıramayan toplumsal muhayyilemize göre olması gereken, iki oyuncunun rolleri gereği öpüştükleri için kadın olanın ilişkisinin bitmesi gereğiydi. Karmaşık hayalgücümüzün sonuçları sadece bunlarla da sınırlı değil: Yaprak Dökümü'ndeki 'kötü kadın Ferhunde'yi canlandıran Deniz Çakır'ı gerçek hayatta da kötü sanmak, Türk sinemasına yıllarını vermiş Nebahat Çehre'yi Aşkı Memnu'daki rolü nedeniyle 'kötüler kraliçesi' ilan etmek, Elveda Rumeli'deki 'Mustafa'yı canlandıran Tolga Sayışman'ı gerçek hayattaki sevgilisiyle görünce "Aman Sütçü Ramiz duymasın," demek de bize özgü. Bu 'özgünlükten' olacak ki, Canım Ailem'de hep otel mutfağındaki 'Samim' olarak gördüğümüz Uğur Yücel, bir makarna reklamında yine aşçı olarak çıkıyor karşımıza.

TELEVİZYON DİZİLERİ GERİ KALMIŞLIK GÖSTERGESİ Mİ?
      Örnekler o kadar çok ki: Asmalı Konak dizisinde Seymen Ağa'yı iyi eden merhemin adını öğrenme çabaları ve Çocuklar Duymasın'ın psikoloğundan günlük hayatta da randevu talep edilmesi de hâlâ aklımızda. Dedik ya diziler toplumun hem aynası hem de yönlendiricisi haline geldi geride bıraktığımız yıllar içinde. Kimilerine göre Türkiye toplumunun niye geri kaldığını, neden hâlâ fezaya çıkamadığını, feodal zihhiyetten nasıl olup da kurtulamadığını anlamak için yerli dizilere bakmak kafi. Türkiye'de artık bir sosyal sorun olan 'dizili hayatları' iletişim bilimcilere, psikologlara ve sosyologlara sorduk.

Kaynak: Sabah




Google