Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Televizyon



Müzik ve yol, Endi ve Pol
"İnsanlar bu ülkeyi bizden öğreniyor"
Müzik ve yol, Endi ve Pol       İngiliz sanatçılar Andy ve Paul ile HABERTÜRK TV’de başlayan 'Müzik ve Yol' adlı programlarını ve Türkiye maceralarını konuştuk...

      1997 yılında 2 ay kalmak üzere Türkiye'ye gelmiş iki İngiliz sanatçı... Andy ve Paul... Türkiye'deki farklı kültürleri, birbirinden ilginç enstürmanları, müzik tarzlarını görünce, kendi müziklerini burada zenginleştirmeye karar verip kalmışlar. Herkes onları 'Endipol' olarak tanıyor, Türkçe şarkılar söyledikleri albümlerini bu isimle çıkartıyorlar.

      HABERTÜRK TV'de, yıllardır üzerinde çalıştıkları, Türkiye'deki farklı müzik kültürlerini anlatan yepyeni bir programa başladılar: "Müzik ve Yol". Andy ve Paul'le bir stüdyo çıkışı buluştuk, 'Müzik ve Yol'un nasıl ortaya çıktığını, Türkiye serüvenlerini, programın çekimleri sırasında Türk insanıyla kaynaşma hikayelerini sorduk...

      Müzik ve Yol adlı programınız başladı. 4 bölüm yayınlandı. Programa başlamaya nasıl karar verdiniz?
      Paul: Biz esasında, 97 senesinde birinci albümümüzdeki “Yerde kalmaz“ adlı şarkımıza bir klip yapmıştık. O klibi Selçuk ve İzmir taraflarında, Efes taraflarında çektik, köylerini gezdik. O klip esasen ne yapacağımızı tam yansıtıyor. Halkla konuşmak, köylere gidip insanlarla beraber olmak, yeni ve farklı bizim için. Yeni sözler, yeni sazlar, yeni enstürmanlar... Bunları hem tanımak hem de bir şeyler öğrenmek, bir şeyler paylaşmak zaten senelerdir bizim aklımızdaydı. Öyle bir program yapmak istiyorduk. Her bölgeye gidip gezmek, görmek istiyorduk. Çünkü birçok proje yaptık müzikle ilgili, ama hepsi İstanbul’daydı. Farklı müzik tarzlarını, Karadeniz, Trakya, Ege müziklerinin hepsini İstanbul’da yaptik fakat o bölgeleri görmek, hem insanların, hem sazların yöresel görüntülerini almak istedik.

      Konsepte bu şekilde karar verdiniz yani...
      Paul:
Evet, böyle bir şey yapmak istedik. Hem gezelim, hem insanları tanıyalım, hem de güzel müzik verelim.

      Çekimler nasıl geçiyor, eğlenceli mi yoksa yorucu mu? Bu kadar gezmek yormuyor mu sizi?
      Andy:
Çekimler keyifli oluyor çünkü dolaşıyoruz. Gördüğümüz şeyler çok güzel, anlatabiliyor muyum? Karadeniz mesela, hiç gitmemiştik Karadeniz’e. Yani çok keyifli, ama tabi sabahtan geceye kadar gezmek doğal olarak insanı yoruyor. Ama yorgunluk ikinci planda kalıyor, önemli değil yani. Keyif varsa o tamamdır.

      Paul: Tabi çekim yaptığınız için bir sürü şeyi, farklı detayları kaçırıyoruz. Mesela Bergama’da Akrapol’a gittiğimizde, tabi bol bol gezdik, fakat oturup o tabelaları falan okuyamadık. Biraz daha ince detaylara giremiyoruz, çünkü sürekli çekim var, sürekli düşünüyorsun ne konuşacağız, ne çekeceğiz diye. Ama yine de farklı yerleri görmüş oluyoruz, bu çok keyifli bir şey.

BÜTÜN İNSANLAR KUCAKLARINI AÇMIŞ BİZİ BEKLİYOR
      Bir çok insanla konuşuyorsunuz program için, bu size zevk veriyor mu? Zor mu oluyor yoksa?
      Andy:
Karşılaştığımız halk inanılmaz sıcak davranıyor bize. Mesela geçen hafta bir Rum mahallesine gittik, bütün insanlar açmış kucaklarını bekliyor. Süper bir misafirperverlik.

      Anadiliniz Türkçe olmadığı halde anlaşabiliyorsunuz yani, sorun olmuyor...
      Andy:
Paul’ün Türkçesi daha akıcı. Ama bir şekilde konuşuluyor.

      Paul: Rize rahat geçti mesela. En rahat Rize çünkü onlar bizim gibi konuşuyor. Mesela‚ 'biz oraya geliyoruz, ondan sonra çalıyoruz müziklerimizi’ (Karadeniz şivesi yapıyor) filan, öyle konuşuyorlar.

      Pek çok insanla tanışıyorsunuz ve içinde büyümediğiniz bir kültürle ilgili bir çok şey anlatıyorsunuz. Bu sırada siz de öğreniyorsunuzdur...
      Paul:
Mutlaka

KAHVEDE MUHABBET EDER GİBİ PROGRAM YAPIYORUZ
      Öncesinde araştırarak mı gidiyorsunuz yoksa o anda mı öğreniyorsunuz siz de?
      Paul:
Tabi önceden gittiğimiz bölgeleri biraz araştırıyoruz. Kültürüyle, yemekleriyle, insanlarıyla, müzikleriyle ilgili biraz bilgi toplayıp öyle gidiyoruz. Ama tabi bu doğaçlama olduğu icin mümkün olduğu kadar, program öncesinde insanlarla irtibata geçmemek lazım. Çünkü doğaçlama o zaman gidiyor, bunu bazen yaşıyoruz. Röportaj yapacağım zaman insanlar, kamera kapalıyken her şeyi anlatır. Fakat kayda geçtiği zaman adam hiçbir şey anlatmıyor. Ya da ’söylediğim gibi...’ filan diyor. Her şeyi anlatti ya kamera kapalıyken...

      Andy: Bir çok insan kamera önünde şaşırıyor. Bizim için dil konusu bazen biraz zor oluyor, özellikle benim için. Genelde diyoruz ki “Arkadaşlar sanki kahvedeyiz, çay içiyoruz, böyle bir muhabbet bu, kameraları düşünmeyin“. O konuda da öyle rahatlatıyoruz insanları.

      Paul: Ama kısaca, gitmeden önce bilgi alıyoruz. En azindan o bölgenin yöresel sazlarıyla ilgili konuşacaklarımızı hazırlıyoruz. Bizim katkımızın olması lazım tabi fikirlerimizi ortaya sunmak için.

      Size de bir şeyler katıyor öyleyse bu program, bir yandan siz de öğreniyorsunuz.
      Paul:
Sürekli bir şey öğreniyorsun tabi gezince. Her şey internetten, kitaptan olmuyor ki, o köylerdeki insanlardan çok farklı şeyler öğreniyorsun. Sürprizler oluyor.

İNSANLAR DAHA ÇOK MÜZİK İSTİYOR
      Peki ilk 4 bölümle ilgili tepkiler nasıl? Beğenildi mi?
      Paul:
Tepkiler gayet iyi.

      Andy: Şimdi biz reyting takip etmiyoruz. Ama yaptığımız röportajlardan, bizim tanıdığımız insanlardan güzel tepki görüyor. Şuanda her şey olumlu geliyor bize.

      Paul: Bir talep var sadece, biraz daha müzik olsun diye. İnsanlar diyor ki, madem ki Andy-Paul Müzik ve Yol programı yapıyor, biraz eksiklik hissediyoruz müzik konusunda. Onu da inşallah yapacağız.

      Tepkiler genelde çok keyifli ama. Doğal insanların tepkileri bizi mutlu ediyor. Biz kendimiz de çok kritik yaparız, nasıl daha güzel olur diye.

      Rotanız belli mi şimdiden?
      Paul:
Hava şartlarına bağlı. Kışa girmeden önce Kars tarafına gideceğiz, Iğdır, Erzurum oralara... Yakın bölgeler var Bursa, Adapazarı şuanda gözüken. Bir de bazen araştırma yaptığımız insanlar müsait olmuyor, ona göre bizim planlarımız değişebiliyor.

2 AY KALACAĞIZ DİYE GELMİŞTİK, 20 YIL OLDU!
      Türkiye’ye gelmeye nasıl karar verdiniz, neden Türkiye? Biraz da ondan konuşalım.
      Andy:
Valla çok kısaca, biz hep müzikle uğraşıyorduk. İngiltere’de tanıştık, bir acentayla anlaştık. Acenta bizi yurtdışına yolluyordu değişik otellere. Orta Doğu bölgesine gittik hep İngiltere’ye dönerek. Bir gün bir teklif geldi Türkiye için, İstanbul’a. Tamam gideriz dedik. ’2 ay kalacağız ama en fazla’ dedik

      Paul: 20 sene oldu ama!

      Andy: Evet oldu (gülüyorlar) Yani müziği için geldik, bir anlaşma yaptık gelmeden. Ondan sonra çok insanla tanıştık, farklı farklı sanatçılarla birlikte sürekli beste yazıyoruz. Amacımız aslında bizim kendi müziğimizi geliştirmek. Türkiye bize tam denk geldi yani.

      Türkiye’de müzikle uğraşmak daha mı kolay?
      Paul:
Kolay değil de sadece farklı bir kültür var. Tabi şimdi biraz daha global müziğe doğru gittiği için, bizim farklı sazları, kendi müziklerimiz için biraz farklı renkleri öğrenmemiz gerekiyor. Her zaman tek bir tarz kalmasın diye biz Türkiye’de kaldık. Yeni sesler keşfettik, bağlama, perküsyon gibi…

      Andy: Ama daha kolay mı diye sordunuz ya, burada dili kullanırken ince ince düşünüyorsunuz. Daha kolay olmaz çünkü normalde İngilizce söylüyoruz, yani çok kolay geliyor İngilizce söylemek. Türkçe zor. O şekilde müzik yapmak daha zor oluyor.

AYNI ZAMANDA TÜRKİYE’Yİ TEMSİL EDİYORUZ
      Gezerek, Türkiye’deki farklı kültürlerin müziğini anlatıyorsunuz programınızda. Sizce Türkiye’de bununla ilgili bir boşluk var mıydı?
      Paul:
Program formatı ’gezelim, görelim, yemekler yiyelim, tanıtalım’ olan çok güzel ve başarılı programlar var. Ama bu konuda müzikle ilgili çok fazla bir şey yok. Hem de ikimiz de zaten yabancıyız, bizim düşüncelerimiz, bizim bakışımız biraz farkli. O yüzden sanki bir boşluk vardı. Tabi bu program oturunca bu ortaya çıkacak.

      Andy: Ben yurtdışındaki çevreme çok anlattım, bahsettim programımızdan, herkes çok merak etti, çok güzel bir şey dediler. İki yabancı Türkiye’yi dolaşıyorsunuz, onlar da seyretmek istiyorlar, çok dikkat çekiyor.

      Paul: Esasında böyle bir program aynı zamanda Türkiye’yi temsil etmek için bir platform. Yani onu İngilizce yapın, o sekilde. Çünkü müzikle ilgili çok meraklı insanlar var. Sadece Türkiye’yi görmek değil de, o müzik kültürünü ve insanları o sekilde görmek istiyorlar. İngilizce olarak çok güzel bir programımız da olabilir.

      Düşünüyor musunuz böyle bir şeyi?
      Paul:
Bir teklif bekliyoruz simdi. Bence Türkiye için de güzel bir şey olur bu.

      Andy: Mesela çok meshur yerlerinizle ilgili program yapılmıştır. Ama örnek olarak biz Soma’da yaylada bir köye gittik, orada bir ev kadını bize çene çarpan çorbası yaptı. Çok güzeldi.

      Paul: Başka köyde yok o çorba mesela. Çok keyifli.

      Andy: Değişik, böyle bir program görsem mesela televizyonda, anında seyrederim. En azından bizimki ilgi çekiyor.

      Paul: Bunu yansıtmak lazım. Gerçekten müziksever insanlar, kendi kültürünü iki farklı bakış açısıyla görmek, öğrenmek isterse mutlaka seyretsinler bizi.

      Yurtdışındaki Türkler de tanıyor mu sizi?
      Andy:
Mesela ben yurtdışındayken, bir Türk vardı, sokakta gördü beni ‘aa naber lan Andy’ diye sırtıma vurdu. Ben onu tanımıyordum normalde. Yurtdışındaki Türkler de genelde tanıyorlar yani bizi.

      'Müzik ve Yol', her pazar saat 17.10 ile 18.00 arasında HABERTÜRK ekranlarında...

Kaynak: Habertürk




Google