Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Televizyon



Cemile ile 'Öyle Bir Geçer Zaman ki'
'Öyle Bir Geçer Zaman ki' benim için dönüm noktası
Cemile ile 'Öyle Bir Geçer Zaman ki'       İzleyiciyi dizilerdeki konak ve villa hayatından kurtardı Kanal D'de yayınlanan 'Öyle Bir Geçer Zaman ki'. Dizinin uzun zamandır yazılmış en iyi kadın hikâyesi olduğunu belirten oyuncu Ayça Bingöl, canlandırdığı Cemile karakterindeki gerçeklik duygusunun kendisini çektiğini söylüyor.

      Bingöl, "Kaostan sıkıldığımda zaman zaman filmin çekildiği yıllarda yaşamak gibi bir düşünce geçiyor içimden. Dizide en küçük oğlumu oynayan Osman, anaç duygularımı fazlasıyla harekete geçiriyor. İçimi acıtıyor onun anlatısı." diyor.

      -Oyunculuk geçmişinizden önce kimyager olma durumu var hayatınızda. Oyunculuk kimyası daha mı ağır bastı?
      Aslında henüz İTÜ Kimya'da okuyordum konservatuvar sınavlarına girerken. Tiyatro bölümünü kazanınca da bıraktım hemen. 19 yaşımda hayatımın en doğru kararını vermiş olmak beni hâlâ çok gururlandırır. Tek isteğim, sevdiğim ve mutlu olacağım işi yapmaktı.

      Siz aynı zamanda seslendirme yapan bir oyuncusunuz. Oyuncuyu seslendirmek mi daha cazip geliyor size, yoksa kendi sesinizin oyuncusu olmak mı?
      Seslendirme yaparken de oyunculuğumdan besleniyorum elbette. Görsel ve ses olarak aldığım duyguya kendi algımı ve duygumu koyuyorum.

      Hangi tarz filmlerin dublajlarını yapmaktan keyif alıyorsunuz? Bugüne kadar seslendirmekten en hoşnut olduğunuz oyuncu kim oldu?
      Animasyon filmler benim en çok keyifle yaptığım işlerdir. Ice Age'deki Ellie ve Madagaskar'daki Gloria en sevdiklerim. Yüzüklerin Efendisi'ndeki Arwen-Liv Tyler'ı da unutmayayım.

      Samanyolu dizisinde de acılarla yoğrulmuş bir kadını, Evsed'i canlandırdınız. Şimdi ise 'Öyle Bir Geçer Zaman Ki'de de yine acının tarif ettiği bir kadını, Cemile'yi oynuyorsunuz. Bu tarz rolleri oynamak nasıl bir duygu? Sonrasında içinizde kalan tortu ne?
      Evsed ve Cemile'yi birbirlerine benzetmiyorum. Evsed'in yapacak hiçbir şeyi yoktu. Yalanlar üzerine kurulmuş bir hayat yaşıyordu. İnisiyatifi eline alacağı bir koşulu yoktu. Cemile, dürüst ve yalansız bir hayat yaşıyor. Kendi gücünün de farkında. Şu anda mutsuz bir hayatı var ama mücadele edecek gücü de var. Oynadığım hiçbir rolün duygusal tortusunu içimde bırakmam. Bu sağlıksız bir durum.

      Kendinizi şen şakrak birisi olarak tanımlamanız yanında eşdeğer derecede depresif de görüyorsunuz. Nasıl bir ruh hali bu? Dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?
      Sosyal ortamlarda gayet eğlenceli bir tipimdir. Arkadaşlarımla zaman geçirirken kahkahalarım hiç eksik olmaz. Yaşam enerjim yüksektir. Ama elbette kötü günlerim, umutsuzluklarım ve hayal kırıklıklarım da oluyor. Özellikle böyle dönemlerde karamsarlığım ağır basar. Bazen depresif görünmem belki bu yüzdendir.

      Canlandırdığınız onca rol arasında sizin için kavşak noktası olabilecek işler hangileri?
      Arif Akkaya'nın sahneye koyduğu 'Bana Bir Picasso Gerek' adlı oyun, benim için gerçekten bir dönüm noktası oldu tiyatroda. Ekranlarda ise sanıyorum Öyle Bir Geçer Zaman Ki. En önemlisi, oyunculuk anlamında çok sayıda insanın beni tanımasını sağladı.

      'Öyle Bir Geçer Zaman Ki' dizisinden gelen teklifi kabul etmenizdeki en temel duygu ne idi? Sizi ne çekti?
      Senaryodaki gerçeklik duygusu. Cemile rolü oyuncuya fazlasıyla imkân tanıyan bir yapıya sahip, iştahımı kabarttı diyelim.

      O dönemlerde yaşamak gibi bir düşünce geçti mi içinizden?
      Evet geçti. Özellikle şehirdeki kaostan çok sıkıldığım zamanlarda...

      Çekimlerde sizi zorlayan durumlar neler oldu?
      Temmuz ayında başlamıştık biz çekimlere. İnanılmaz sıcaklar oldu ve en çok zorlandığım günler o zamanlardı. Çok fazla ayrıntı veremeyeceğim bir sahne çektik altıncı bölümde (henüz yayınlanmadığı için), hayatımda beni duygusal ve fiziksel olarak çok etkiledi.

      Cemile, aileyi parçalanmaktan korumaya çalışan, mücadeleci, dürüst, dört çocuğu için her şeyi yapabilecek, çok fedakâr bir anne rolünde. Yaşanan dramı sevgisiyle kapatmaya çalışıyor. Bu güçlü kadın rolü belki o güne mahsus bir özellik. Böyle cesur bir annelik ve kadınlık günümüzde var mı sizce?
      Cemile'nin gücü, kadının gücüdür. Böyle kadınlar eskiden de vardı, şimdi de var. Mücadele kadının ruhunda vardır ve zamansızdır. Ben kadının bu gücünü, doğurganlığından aldığını düşünüyorum.

      Böyle bir dramı gerçekte siz yaşamış olsaydınız ne yapardınız?
      Bilmiyorum... Bilemem. Bu soru bana çok soruluyor ve ben hep aynı cevabı veriyorum. Başıma gelmeden vereceğim her cevap bir fantezi olur.

      Anladığımız kadarıyla dizinin hikâyesi yavaş yavaş bugüne doğru evrilecek. Cemile de bu değişimden nasibini alacak mı? Tavırları, duruşu, olaylara bakışı günümüz kadınlarıyla paralellik arz edecek mi?
      Zaman geçtikçe, tüm yaşananlar doğrultusunda Cemile elbette değişecektir. Tıpkı yaşamdaki gibi, değişip dönüşemezsek büyüyemeyiz. Ayrıca senaryoda ne zaman günümüze geleceğiz bilmiyorum. Yaşlanmış Cemile'yi ben de merak ediyorum.

      Yaşanan bu kırgınlığa rağmen Cemile kocasına sahip çıkacak mı? Bu neye bağlı? Kocasının değiştiğini görmesine mi, yoksa çocukların ihtiyacına mı?
      Cemile'nin ailesi her şeyi. Carolin'e rağmen kocasına 'eve dön' dedi. Affetmeye hazırdı ama son gelişen olaylar dönülmez bir yola soktu Cemile'yi. İlerleyen zamanlarda, kendini keşfettikten, ayağa kalktıktan sonra Ali değişse bile affeder mi bilmiyorum.

      O dönemin temiz aşkları ve sevgileri artık bu kadar yoğun yaşanmıyor. Bugüne o günden bakınca kaybettiğimiz ne var? İzleyicinin kazanacağı duygular neler, nelere işaret ediyor 'Öyle Bir Geçer Zaman Ki'?
      İlişkilerdeki saflığı ve sadeliği kaybettik sanırım. Her şey o kadar hızlı tüketiliyor ki. Bireyselleşmek, en büyük handikabımız oldu. Sadece kendimizi ve menfaatlerimizi düşünür olduk. Başkaları için çaba göstermenin aslında bizi de mutlu edebileceğini görecek belki seyirci, umutlanacak hayata dair. Mücadele ve umut...

Cemile ile 'Öyle Bir Geçer Zaman ki'

Osman, anaç duygularımı fazlasıyla harekete geçiriyor
      Dizide hikâyeyi, oğlunuzu oynayan Osman anlatıyor. Bu, size ilk bölümleri izlerken bir kadın olarak neler hissettirdi?
      Osman, benim anaç duygularımı fazlasıyla harekete geçiriyor. Hüzünlendiriyor, içimi acıtıyor onun anlatısı...

      Osman, oyunculuğu ile herkesin gönlünü kazandı. Osman gibi bir çocuğun annesini oynamak nasıl bir duygu? Gerçekten annesi olabilir miydiniz Osman'ın? Cemile, belki de sadece yaşça çok küçük olan Osman için bu ilişkiye sahip çıkmak istiyor olabilir mi?
      Çocukları çok severim. Üstelik benim bir değil, dört çocuğum var bu dizide. Sadece Osman'ın değil, hepsinin annesi olabilirdim. Pırıl pırıl, harika çocuklar onlar. Cemile sadece Osman için değil, bütün çocukları için evliliğine sahip çıkmak istiyor.

      Erkeğin bu kadar iyi bir aile ve eşe sahipken hâlâ aldatma eğilimine girmesini nasıl okuyorsunuz? Aldatma konusundaki düşünceleriniz neler?
      Bu, çok hassas ve zor bir konu. Üzerine iddialı laflar etmekten kaçınmak gerek. Erkek-kadın ayırımı yapmayı doğru bulmuyorum aldatma konusunda; insana ait bir durum çünkü. Bence aldatan kişi önce kendini aldatıyor ve kendine olan saygısını yitiriyor. Bundan daha kötü ne olabilir.

      Bu dizi bugüne kadar dizilerde hep var olan erkek hikâyesinden çok bir kadın hikâyesi mi? Dizinin bu kadar tutacağını düşünüyor muydunuz?
      Bence uzun zamandır yazılmış en iyi kadın hikâyesi. Cemile'nin hayal kırıklıkları, mutsuzlukları, mücadelesi ve yükselişi var. Dizinin seyredileceğini ve sevileceğini düşünmüştüm. İzlenme oranları hepimizi çok mutlu ediyor. Bu iş gerçek bir ekip çalışmasıdır ve başarısı tesadüf değildir.

Dönem dizisinde değil aile dramında oynuyoruz
      Reyting rekorları kıran dizi şimdiden evlerin baş tacı oldu
Cemile ile 'Öyle Bir Geçer Zaman ki'       Uzun bir süredir Türk dizileri konaklarda ve villalarda geçerken en sonunda samimi karakterlere sahip bir yapım Kanal D’de hayat buldu. “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” yayınlandığı ilk günden beri reyting sıralarının zirvesinde. Çünkü her bir oyuncu ailemizden biri gibi, en önemlisi ise gerçekleşen olaylar imkansızı zorlamıyor. Dizide, 60’lı yıllarda ailesi ve sevgilisi arasında kalan Ali Kaptan’ın evinde olup bitenler usta bir dinle anlatılıyor... Yapım ailece izlenebilen büyük bir dram... Sezonun iddialı yapımının anne-babası yani Erkan Petekkaya ve Ayça Bingöl ile çekimlerin yapıldığı Unkapanı’nda buluştuk ve dizinin gidişatına dair tüyolar aldık.

      Dizinin hissettirdiği duyguyu tam olarak nasıl tarif edebiliriz?
      Erkan Petekkaya: Tek bir duygu yok; bir sürü var. Bir ailenin çöküşü, bir ailenin mutsuzluğu, şiddet, siyasi olaylar, örf ve âdetlere göre yaşamın nasıl şekillendiği ve bugünle arasındaki fark...

      Ayça Bingöl: Umut, mücadele, hüzün ve aşk...
      “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” dizisinin diğer dönem dizilerinden en büyük farkı nedir?
      Erkan P.:
Dönem dizisi değil, 60’lı yıllarda yaşayan bir ailenin hikayesi diyebiliriz. Hiçbirimiz bu diziyi tamamen bir dönem dizisi mantığı ile çekmiyoruz. Bu durum sanat grubunun işi. O dönemdeki aile yaşamını irdelemeye çalışıyoruz.

      Ayça B.: Evrensel bir şey anlatıyoruz. 2000’li yıllarda da yaşanacak bir aile dramı. Zamansız anlatılacak hikayeleri, 1967’nin fonunda çektiğimiz için bu bir dönem dizisidir demiyoruz.

      Aile büyükleri size 60’ları anlatırken ilk verdiği detaylar ne olurdu?
      Ayça B.:
Daha çok annemle değil de babaannemin yaşadığı dönemden kalan siyah beyaz resimleri hatırlıyorum. Rolüme hazırlanırken de çok fazla siyah beyaz fotoğrafa baktım. Oradan bana geçecek bir şeyler bekledim. Gerçekten o durum size bir imaj yaratıyor. Oradaki ilişkilere baktığımda da daha fedakâr ve daha cefakâr anneler gördüm.

      Erkan P.: En çok dikkatimi çeken insanların vücut ritmiydi. Şimdi herkes bir yerlere koşuyor.
      O zamanın insanları daha yavaş ve daha rahatmış. Mahalle ve komşuluk ilişkileri daha farklıymış. En çok dikkatimi çeken ritim ve insan ilişkileri...

      Kilit karakterimiz evin küçüğü Osman
      Dizinin kilit karakteri sizce kim?
      Erkan P.:
Kesinlikle küçük çocuk Osman.

      Ayça B.: Bence tek bir kilit karakter yok. Senaryonun bu kadar sağlam olmasındaki nedenlerden biri de bu. Osman’ın ağzından olayların anlatılması, onu ister istemez kilit yapıyor. Bence Ali, Cemile ve Carolin. Çünkü olayların gelişmesine o üçlü neden oluyor.

      Bir babanın müzik zevkini görüyoruz ve elindeki plaklarda Velvet, Beatles karşımıza çıkıyor. Bu detaylar önemli mi?
      Erkan P.:
Ben de Beatles severim. Benim babam da incelikler yapardı ama benim oynadığım karakter farklı bir adam. İnternet, televizyon sayesinde insanlar dünyanın her yerinden haberdar. O zaman böyle değildi. Biri yurt dışından gömlek bile getirse şaşılırdı. Şimdi öyle bir şey yok. Bu adam dünyayı geziyor ve Paris’i, Amsterdam’ı, İngiltere’yi biliyor. Uzun yol kaptanı olduğu için mahallesinden çok farklı bir adam. Evine geldiğinde adam yabancılaşıyor.

      Aileyi oluşturan çocuk oyuncuların hepsi ilk defa kamera karşısına geçiyor. Bu sizin işinizi zorlaştırıyor mu yoksa bir alternatif mi sağlıyor?
      Erkan P.:
Böyle olması çok daha zevkli. Ekibimizin nasıl çalıştığını bilmeseydim, korkardım. Seçilen arkadaşların hepsi 100’lerce insanın içinden seçildi. Hepsinin ayrı ayrı yetenekleri var. Küçük Osman’ın ruhunda oyunculuk var. Yüreğimizden oynuyoruz. Bazen sahneyi çektiğimizde biz de çok üzülüyoruz. Çok ağır bir dram hissediliyor, metin çok iyi yazılmış...

      Ayça B.: Hiç irkilmedim. Bir kere yönetmenimize çok güveniyordum. Bu konuda içim çok rahattı ve kendimi bu projeye teslim ettim.

      Sizin ailenizde böyle sürtüşmeler olur muydu?
      Erkan P.:
Ben öyle bir ailede büyümediğim için hiçbiri olmazdı. Bu aile ile kıyaslanabilecek bir aile yapısı yok. Bana aileyi anlattırma yoksa diziyi tamamen anlatacağım.

      Dizi yayınlandıktan sonra en çok şaşırdığınız yorum ne oldu?
      Ayça B.:
Aldığım en hoş telefon oyuncu Nesrin Cevatzade’den geldi. “Çok teşekkürler, yaptığınız bu samimi ve ahlaklı işle bir sürü işin önünü açtınız” dedi. Kaliteyi yükseltmek çok önemli. Bugün bu iş reyting olarak karşılığını buluyorsa seneye böyle 3 proje daha yapılacak. Uzun bir süredir dizi izlemeyenler gerçek bir Türk dizisi izlemeye başladı.

      AYÇA BİNGÖL : Cemile şimdilik bugünün kadını kadar cesur olamayacak
      Cemile kocasını elde etmek için neler yapacak?
      Bunu çok genelleyebiliriz. Cemile’nin hayattaki tavrına göre çok mücadeleci bir kadın. Dönemin koşullarını düşününce dar bir çevrede yetişmiş ve hiçbir ekonomik imkanı yok. Sadece kocasının eve getirdiği para ile geçimini sağlayan ve anne olmaktan öteye gidememiş bir kadın. Yalnız hem de... Onun yapabilirliklerinin sınırı nedeniyle elbet belli bir süre ayrılamayacak. Bugünün kadını kadar cesur hareket edemeyecek. Tabii ki kendi ayakları üzerinde duracağı bir dönem gelecek... Bu Cemile’nin yükseliş hikayesidir! En büyük tüyo bu...

      Dürüst ve gururlu olması işine yarayacak. En önemlisi çocuklarının da onunla birlik olmasıyla hayata tutunacak. Çok güçlü bir karakter. Televizyondan izleyiciye ulaştığımız için kadınların, güçlü kadın karakter görmek istediğini düşünüyorum. Çünkü hep erkek hikayeleri izliyoruz.

      Bu dizinin nasıl sonlanacağını fark edemiyoruz...
      3 sezonluk bir dizi ve bunun içerisinde zaman atlamaları olacak. Dizinin önemli ayrıntısı ise izleyiciyi villa ve konak hayatından kurtarması.

      ERKAN PETEKKAYA :Hep salon adamını oynuyordum, izleyiciyi şaşırttım
      Sizi genellikle iş adamı ya da Doğu kökenli karakterlerde izledik. Şehirli ve kaptan olma halini kendinize yakıştırdınız mı?
      Benim için iyi oldu. Hep salon adamı oynadığımı söylüyorlardı. Aslında kabul edilmesi zor bir karakterde oynuyorum. O adam hem aile yaşamı yaşıyor hem de farklı bir dünyayı biliyor. Gelen yorumlara baktım, herkes şaşırmış. Çok gıcık oluyorlar ama tebrik de ediyorlar, böyle bir rolü kabul ettiğim için.

      Kendinizle ilgili ezber bozduğunuzu söyleyebilir miyiz?
      Seyirciyi şaşırttım.

      Sizce Ali Kaptan’ın başka bir kadına aşık olmasında annenin suçu var mı?
      Suç demeyelim ona... Cemile bence çok iyi bir karakter. Bir ilişki olmazsa olmaz, demek ki olmamış. Mutsuzluk suçlanacak bir şey değil. Adam sevgilisi için neredeyse ailesini dağıtıyor. Boşanmak şimdiki kadar kolay değil. Ali’yi o tarafa iten bir sürü sebepte var. Tam dönecek gibi oluyor, ev halkı ona tavır yapıyor. “Ben burada mutsuzum” deyip gidiyor.

      Oğlunuz diziyi izledi mi?
      Ona diziyi izletmiyorum. İlk izlediğinde kıskandı. “Baba senin başka karın, çocukların mı var” dedi. Anlayamadı. Aldım sete götürdüm, olayın iç yüzünü anladı.

Kaynak: Zaman




Google