Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Mekan



Sponsor Linkler:
Akide Şekeri
Eyüp, Piyer Loti ve teleferik keyfi
      Eyüp sırtlarında, Karyağdı Bayırı’nın sonunda Haliç panoramasına ve geri planda İstanbul siluetine hâkim bir noktada bulunan kahvehane ve civarı "Piyerloti" olarak anılır.

Piyer Loti       Kahvehanenin bulunduğu yerden görülebilen manzara 19. yüzyılda günümüzdekinden çok farklı ve etkileyiciydi. Sola doğru bakıldığında, aşağıda Kâğıthane Deresi'nin berrak sularının Haliç'e kavuştuğu görülüyordu.

      Geçmişte Eyüp yeşilliklerle bezeliydi. Eyüp Sultan Külliyesi semtin ortasında müstesna bir görünüme sahipti. Sahilde hanım sultanların sarayları yer alıyordu. Bahariye Adaları da bu güzelliği bütünlüyordu. Eyüp'e doğru alçalan sırtlarda servileriyle mezarlıklar bulunuyordu. Haliç günümüzdeki üçüncü köprünün kütlesiyle bölünmemiş bir biçimde Marmara'ya doğru kıvrılarak uzanıyor ve solda İstanbul silueti, sağda ise Galata'nın görünümü ile birleşiyordu. Görüş derinliği, hava kirliliğinin bulunmayışı nedeniyle, Anadolu yakasındaki tepelere kadar uzanmaktaydı.

      Haliç’in bu etkileyici görünümü birçok yabancı gezgini ve gravür sanatçısını bu noktaya çekmişti. A.I. Melling ve W.H. Bartlett kahvehanenin bulunduğu yöreden bakarak İstanbul panoramaları çizmiş ve Julia Pardoe bu noktadan bakarak İstanbul panoramasını tasvir etmişti.

Piyerloti Kahvehanesi
Piyer Loti       Piyerloti Kahvehanesi, Eyüp semti sırtlarındadır. Deniz yolu ile oraya gitmek isterseniz yapacağınız şey, Galata Köprüsü’nün yan tarafından Haliç vapuruna binmek. Karadan gitmek içinse Eminönü istikametinden Haliç boyu uzanan eski yolu takip edersiniz. Bugün kime sorsanız Piyerloti Kahvehanesi’ni bilir.

Piyerloti ismi
      19. yüzyıla kadar ‘Rabia Kadın Kahvehanesi’ olarak bilinen bu kahvehane daha sonraları ‘Piyerloti Kahvehanesi’ adını almıştır. Türk dostu Fransız Pierre Loti’nin görevi gereği geldiği vatanımızda, bu kahvehane çok dikkatini çeker. Eyüp sırtlarında Haliç’e hakim bir yerde olan bu kahvehaneye sık sık gitmeye başlayan Pierre Loti için artık Haliç, Eyüp ve Türkler sıcak bir dosttur. Pierre Loti bu kahvehaneye çok gittiğinden dolayı bu adla anılmaya başlamıştır. İnsanın aklına şu soru geliyor: Acaba Pierre Loti Türk dostu olmasa idi, Eyüp’teki halkla iyi geçinmemiş olsaydı yine aynı isimle anılır mıydı bu tarihi kahvehane? Türkler dostlarını hiçbir zaman unutmazlar, düşmanlarını da. Nitekim Pierre Loti’nin arkadaşı Klod Farer’in ismi de bir caddeye verilmiştir.

      Pierre Loti’nin ismini alan kahvehane ve civarı halk içerisinde ‘Piyerloti’ olarak söylenegelmiştir.

Piyerloti’nin tarihi serüveni
      Bugün ‘Piyerloti Kahvesi’ olarak tanınan kahvenin adı, daha önce belirttiğimiz gibi, 19. yüzyılda Rabia Kadın Kahvesi idi. Kahvehanenin, Vahidizade ailesinden olan ve 1175/ l16l-62'de vefat etmiş bulunan Rabia Kadın'ın adını neden aldığını bilmiyoruz.

Piyer Loti

      Kahvehane Rağıp Ağa’dan Seyfullah’a, ondan Kanbur Halid’e ondan Yakup’a, Yakup’tan sonra 1926 yılında Haşim Dağdeviren’e geçmiştir. Haşim Dağdeviren Bey bu kahveyi tam yirmidokuz yıl işletmiştir. 1955’te mülk sahibi ile anlaşamayarak ayrılmıştır ve o civarda yeni bir kahve açmıştır.

      Piyerloti Kahvehanesi’ni Haşim’den sonra Ali adında birisi tutmuştur. Dokuz yıl Ali Bey tarafından işletilen kahvehaneye çok kötü bakıldığından, ancak berduşların oturabileceği bir yer haline, bina ise neredeyse çökecek hale gelmiştir.

      1964 yılında o halinden dolayı kapatılmak üzereyken Sabiha Tansuğ tarafından alınmıştır. Sabiha Hanım kahvehaneyi sekiz yıllığına kiralamıştır. Kahvehane büyük masraflar yapılarak tamir edilmiş ve 11 Eylül 1964 tarihinde tekrar açılmıştır.

      İstanbul Ansiklopedisi’nde; kahvenin 1969 yılındaki durumu ile ilgili Halid Eraktan’ın izlenimlerine yer verilmiştir. Bu izlenimleri kahvehanenin tamirinden sonraki durumunu tespit açısından aktarıyoruz:

      "Ahşab bir yapı olan kahvehane binası Eyyüb Sultan Camii Kebiri tarafından gelindiğine göre Karyağdı Sokağı’nın sol tarafındadır, bu sokağın sağ tarafından Haliç’e inen dik bir yamaç, mezarlıktır. Kahvehanenin önünden geçen Ballıbaba Sokağı gerideki İdris Köşkü (İdris-i Bitlisi) Caddesi’ne kavuşur. Kahvehane 5 kapı numarası taşımaktadır.
Önünde bir küçük sundurma-bahçe bulunmaktadır. Kahvehanenin beş penceresinden ikisi, kapının iki yanında, buraya bakar, üçü de Haliç’e nazırdır.

      Bu bahçe-sundurmaya Pierre Loti'nin bir büstü konmuştur; sol tarafta muhdes olarak yapılmış bir ek yapıda, “Anadolu Köylü Sanatı Müzesi” adıyla Türk el işleri teşhir yeri bulunmaktadır. Turistler bu eserlerle hayli ilgilenmektedir. Kahve ocağına da bu bahçeden girilir. Kahve ocağındaki takımlar tamamen eski antikacılardan toplanmış takımlardır. Kapıdan girildiğine göre sağ ve karşı duvarlar boyu ile sol duvarın bir kısmı boydan boya alçak peykedir ki Loti zamanında yalnız sağ, duvar boyunda bir peyke vardı. Ortaya bir divanhane mangalı konmuştur, bu Sayın Sabiha Tansuğ’un eski eşya merakıdır. Aynı merak eseri sol tarafa da küçük bir fıskiyeli havuz yerleştirilmiştir. Mangal da, havuz da muhdes olmakla beraber Pierre Loti’nin dekor zevkine uygundur. Solda bir vitrin içinde Pierre Loti’ye ait olduğu rivayet edilen bazı eşya toplanmıştır. Bir nargile, fincan, hokka takımı gibi ki hepsi yakıştırmadır. Yine aynı vitrine Türk dostu edibin romanları konmuştur, bilhassa “Aziade”.

      Kahvehanede üç delikanlı bir kız hizmet etmektedir. Eski Türk kıyafetlerine sokulmuşlardır. Tahsilli gençlerdir, hepsi yabancı dil, bilhassa Fransızca bilirler. Kız hizmetkar bugününün turistini ilgilendiren uydurma, yakıştırma bir figürandır. Delikanlılara gelince onların da kıyafetleri kahvehanenin kuruluş tarihi olan 1880 yılı ve etrafının kahveci çırağı, kahvehane uşağı kıyafeti değildir. Bu delikanlılar hizmet nöbetlerinde Seyfullah adını almış olsalar idi, kıyafetleri benzemese de Loti’nin ruhu şâd olurdu.

      Müze yeri ile kahve ocağının arka tarafında otomobil park edecek bir yer, bir depo ve ayak yolu bulunmaktadır.

      Bu meşhur kahvehanenin tarifesi de 1969’da şöyle idi: Çay 150, kahve ve sair meşrubat 250 kuruş."

      Pierre Loti İstanbul'a geldikten sonra bu kahveyi sık sık ziyaret etmiş ve burada uzun saatler geçirmiştir. Kahvehane birçok kez el değiştirmiş ama adı zamanla Pierre Loti ile bütünleşmiş ve giderek bu yeni adıyla anılmaya başlamıştır.

      Pierre Loti, kahvehaneden seyrettiği manzarayı söyle anlatır: "Haliç’in nihayetinde, Eyüp'ün muazzam peyzajı... Çok eski ağaçlardan mürekkep bir ormandan, mermer beyazlığı ile çıkan mukaddes cami ve sonra muzlim renkler taşıyan ve içine mermer parçalan serpilmiş cesim mezarlıkları ile hakiki bir ölüm şehri olan hazin tepeler... Sağda üzerinde binlerce yaldızlı kayıklı Haliç, küçültülmüş bir şekilde bütün İstanbul, kubbe ve minarelerini birbirine karıştıran camiler...”

      Piyor Loti Kahvehanesi ile ilgili 1951 yılında Reşat Ekrem Koçu, Milliyet Gazetesi’nde iki yazı yazmıştır. O yazılardan bazı paragrafları önemi haiz gördüğümüzden dolayı aktarıyoruz:
“Eyyüb’de, Karyağdı Bayırı’nda, mesleğinde titiz Haşim Dağdeviren’in elinden bir fincan kahveyi içerken İstanbul’un muhteşem panoramasını seyreden kaç İstanbullu vardır?.. Bir büyük şehrin kendi halkı, içinde yaşadığı beldenin güzelliklerini bilmezse, o şehir nasıl bir turist şehri olur?.. Yarım asır kadar evvel bu kahvehaneyi biz değil, bir dostumuz, müteveffa Pierre Loti keşfetmişti...

      İşittiğime göre Turing Kulüp Başkanı muhterem dostum Reşid Safvet Atabinen bu kahvehaneyi, Loti'nin aziz hatırasına layık bir şekle koymak tasavvurunda imiş. Burada İstanbul Belediyesi’ne ait bir arsada küçük çıtı pıtı bir eski Türk kahvesi kurmak istiyorlarmış. Hayır, yeni bir kahvehane kurmak değil, köhnemiş kahvehaneyi ihya etmek, onu hakkı olan şöhrete kavuşturmak lazımdır ve bir büyük hak gözetilerek.

      Bu, kahvehaneyi yirmi beş yıldır bir türbedar gibi bekleyen ve onu yok olmaktan kurtaran kahveci Hâşim’in hakkı.

      Bugün için bana gelince, kırmızı toprak destinin içinde Gümüş Suyu, kallavi fincanda tarçın köpüklü kahve, dost Haşim’in candan hizmeti ve oğlu Kadri’nin temiz ve mistik yüzü... Ve kargıda, atlas bir yelpaze gibi açılmış İstanbul panoraması... kâfi zevktir.

      Hasır üstünde yatıp padişah rüyası görmek isteyenler, bir yaz gecesini Pierre Loti Kahvehanesi’nin önündeki sundurmada geçirmelidir. Ay ışığı olmayan bir gece.

      Bir yâri gaar ile, evet, hasır üstünde bağdaş kurup oturacaksınız. Gece yarısının geçtiğini, uzaktaki şehrin iki kanadının pırıltıları üstüne çöken sessizlikten anlarsınız.

      Haliç’in yüzünde zaman zaman ve çatal çatal açılan yakamozlar, balıkçı, belki de liman korsanı sandalları.

      Uzaktan ve derinden bir ses gelir: Ahmed!.. Ahmed!..
Kimdir koca İstanbul’un en derin uykusundaki bu saatlerde aranan Ahmed?
Halka halka, nokta nokta yakamozlar görürsünüz denizin yüzünde; kimdir milyona yakın insanın uyuduğu bu saatlerde denize girip yüzen?.. Ahmed mi?”

Pierre Loti hakkında
Piyer Loti Fransız Yazar Pierre Loti, Elçilik Deniz Ateşesi olarak vazifeli olduğu zamanlarda ‘Rabia Kadın Kahvehanesi’ne bir çok defa gelerek, Haliç’in manzarasını buradan seyretmiştir.

      Doğu’da her gittiği yerde yerli bir kadınla evlenmeyi adet haline getiren Pierre Loti, Japonya’da Madam Lao adlı bir kızla evlenmiş ve “Madam Krizantem”i yazmıştır. İstanbul’a geldiğinde de Kafkas asıllı Aziyede adlı bir kız ile evlenmiştir. Bu hanımın mezarı da Eyüp Sultan’ın yakınlarındadır. Pierre Loti, Aziyede ile ilgili de bir roman yazmıştır. Pierre Loti’nin bu romanını, sonradan kendi ismini alacak olan Rabia Kadın Kahvehanesi’nde yazdığı bilinir. Pierre Loti, Türk dostu olduğunu sadece burada değil, ülkemizden ayrıldıktan sonra da göstermiştir. Türkiye’ye gelmeden önce bir Türk düşmanı olan ve buna dair yazılar da yazdığı bilinen Pierre Loti’nin Türk-Fransız dostluğunun güçlenmesinde büyük katkısı olmuştur. Pierre Loti’nin ismi bu kahvehane dışında bir de caddeye verilmiştir.

      Pierre Loti’nin, romanında ‘mukaddes dağ’ diye tabir ettiği, kahvehanenin olduğu dağdı. Eskiden buralarda uzun selvi ağaçları, mesire yerleri, çiçeklikler, bahçeliklerle kaplıydı. Servilerin, çiçeklerin arasındaki bu kahvehanede kahveyi yudumlayarak o temiz ve berrak Haliç’i seyretmek kimbilir ne kadar da zevkliydi. Pierre Loti, o sevdiği, bağlandığı ve evlendiği o Kafkas güzeli Aziyede ile ilgili romanını da bu kahvehanede yazmıştı.
Duygunun, doğanın ve denizin birleştiği yerde çay yudumlamanın keyfini uzaklardan, Fransa’dan gelerek tadan bu adamı takdir etmek gerekmez mi? Hemen yakınındaki bu güzelliği sezemeyen, anlayamayan nice ‘görmez’ insan da gelip geçmiştir tarih boyunca buralardan…

Pierre Loti ve Eyüp Sultan
Piyer LotiPierre Loti, Eyüp Mahallesi’nde otururdu. Burada ‘Arif Efendi’ olarak bilinirdi. Mahalle halkıyla dostane ilişkiler kurmuştu. Pierre Loti kendisini Türk dostu ve Eyüplüleri de hemşerisi olarak niteliyordu.

      Pierre Loti Eyüp’te geçirdiği anlardan birini anlatırken şöyle diyor:
      “Türk hanımlarının hareket kütlesi Eyüp üzerlerine yayılmıştı. Her biri murassa renkli ipeklerle topuklarına kadar örtülmüştü. Bütün bu kadınlar siyah gözlerinin arasından, çıktığı yaşmak kıvrımları arasında saklanmış bütün bu beyaz başlar, mezarların boyanmış ve üzerlerine tarihler yazılı taşları ile serviler altında karışıyordu. Bu o kadar renkli ve o kadar garip idi ki, bir hakikatten ziyade âdeta kendinden geçen bir şark meraklısının çok garabetli terkibi sanılırdı.”

      Loti başka bir yerde ise Eyüb’ün gecesinden bahsederek şöyle der:
“Eyüp, matem-engiz bir diyardır, Her şey sessiz sedasızdır (...) Eğer, uzaktan uzağa bir lâmba, kaldırım üzerinde bir pencere kafesini tersim eyliyorsa, bakmayın bu aralıktaki bu lâmba, ancak üzerinde sarıklar bulunan büyük mezardan aydınlatan mevta lambasıdır. Işığı sabaha kadar devam eder."

      Pierre Loti, bir sabah vakti Eyüp Sultan Camii’ne gidişini de anlatırken kendisini mutlu hissetmektedir. Kendi deyimiyle hiçbir Hıristiyan’ın göremediği o kutsal mabedin mahrem yerlerini görmüştür. Hadiseyi kendi ağzından dinleyelim:

      “Sabahın erken saatlerinde, Eyüp Camii’nin ikinci iç avlusuna girebildim. Eski âbide boş ve pürsükûndu (...) Mermer taşlar üstünde hiçbir söz söylemeden yürüyorduk. Bu sabah saatinde cami bir kar beyazlığındaydı. Tenha avluda, yüzlerce güvercin yem yiyor ve ötüşüyorlardı (...) Mabedi kapayan meşin perdeyi kaldırdık, şimdiye kadar hiçbir Hıristiyan’ın gözlerini tevcih edemediği, İstanbul’un en mukaddes mevkii bulunan bu muhterem yere, nazarları daldırmak kabil oldu.”

Pierre Loti ve Haliç
Piyer Loti ve Haliç      Pierre Loti, Elçilik Deniz Ateşesi olarak vazifeli olduğu zamanlarda Rabia Kadın Kahvehanesi’ne bir çok defa gelerek, Haliç’in manzarasını buradan seyretmiştir. Pierre Loti ‘mukaddes dağ’ adını verdiği kahvehanenin bulunduğu tepedeki etrafı servi ağaçlarıyla kaplı, Haliç’e nazır o kahvehaneden Haliç’i hayranlıkla seyretmiştir. Bu seyrini kaleme alan Pierre, sanki Haliç aşığıdır. Onun Haliç’le ilgili kaleme aldıklarından bazı kesitleri aşağıya almayı uygun gördük.

      “Bu yukarıdan nezaret güzeldir. Haliç'in nihayetinde, Eyüp'ün muzlim Peyzajı, çok eski ağaçlardan mürekkep bir ormandan, mermer beyazlığı ile çıkan mukaddes cami ve sonra muzlim renkler taşıyan ve içine mermer parçaları serpilmiş cesim mezarlıkları ile hakikî bir ölüm şehri olan hazin tepeler… Sağda üzerinde binlerce yaldızlı kayıklı Haliç, küçültülmüş bir şekilde bütün İstanbul, kubbe ve minarelerini birbirine karıştıran camiler (...) Eyüp'ten Saray'a (Topkapı Sarayı’na) kadar bütün Haliç boyunca kubbeler, minareler berrak pembe yahut alâimî-semaya ait renkler halinde irtisam ediyorlar. Hoş görünen yolcular, örtülü kadınlar taşıyan yüzlerce kayık, gidip gelmeye başlıyor”

Kahvehanenin çevresi
      Piyerloti Kahvesi’nin yan tarafında, kesme taçtan yapılmış bir binaya ait görülen kaide ve ayak kalıntısı; II. Sultan Bayezid’ın şeyhülislâmlarından ve Pir Seyyid Ahmed er-Rufai evlâtlarından, Alâeddîn Ali Efendi’nin türbesinindir. Her ne hikmetse halk arasında, burası, Fatih’in İstanbul’u aldığı gün, üzerine binmiş bulunduğu beyaz atın mezarı olmakla meşhurdur.

      Sultan II. Mahmud devrinde (1808-1839) İstanbul’u ziyaret eden Miss Pardoe’nun kitabında, Haliç'in panoramasını gösteren bir resimde, bu türbe kısmen mevcuttur.

      Miss Pardoe buradan Haliç'i şöyle canlandırır:
“(…) Eyüp Sultan; surların dışında ve limanın bittiği yerde kurulmuş olan bu kasabaya, Türklerin gözünde bir ruhaniyet sinmiştir. Azametli caminin, pitoresk mezarlığının, tarihî bir kıymeti vardır. Fakat bütün Haliç'i ayak altında tutan Eyüp'ün mevkii eşsizdir. Türlü ağaçlarla bezenmiş, arkasındaki yassı tepeler bu kasabaya, önündeki lâtif manzara ile denk bir fon teşkil eder. Akça ağaçlar, gür yapraklı çınarlar, tığ gibi serpilmiş serviler, yanyana büyümüşler, mezarlıkların kasvetli yeşilliklerinden süzülen gölgeleri silmişlerdir.

      Kasaba, hakikaten güzel binalarla bezenmiştir. Haliç kıyısında gösterişli, zarif yalılar vardır. Has beyaz mermerden yapılmış olan caminin yine mermer döşemeli avlusunda, asar görmüş ulu ağaçlar vardır.

      Caminin karşısındaki müzeyyen ve zengin türbede, Hz. Muhammed’in silah arkadaşı ve sancaktarı yatmaktadır. Adını kasabaya vermiş olan bu büyük adam bir Arap ordusu ile İstanbul muhasarasına gelmiş, şehit olmuş. Sekiz asır sonra, Müslüman Türkler İstanbul'u zaptettikleri sırada, Fatih Sultan Mehmed, onun hâtırasına bu caminin temellerini attırmış ve keşfedilen mezarın üzerine de türbeyi yaptırmıştır.”

      Yanındaki yüksek setin üzerinde görülen kabir, Hicri 1231 yılında vefat eden, Saray Ağalarından Derviş Mehmed Refik'e aittir. Başındaki süslü serpuş, saray hizmetinde bulunan kişilere aittir. Arkasında, I. Sultan Abdülhamid’in Okçubaşısı meşhur hattatlardan Mehmed İzzet Ruhi Efendi'nin mezarı vardır.

Kaşgari Tekkesi
      Solda set üzerinde, aralarında bir de minare bulunan bina topluluğu, bugün, Çin idaresinde olan Şarki (Doğu) Türkistan'ın merkezi Kaşgar'ın adını taşıyan tekkedir. Burası, Tersane Emini (Bahriyenin malî işlerine bakan, ve bilûmum malzemeyi kontrol eden büyük âmir) Murtaza Efendi (vefatı: H. 1160/ M. 1747) tarafından, mescit ve bir Nakşibendi Tekkesi olarak yaptırılmıştır.
Tekkeye ana yoldan ayrılan bir Arnavut kaldırımından çıkılır. Bugün artık pek de hatırlanmayan tekkenin bir özelliği de; Necip Fazıl Kısakürek’in üstadı Seyyid Arvasî’yle ilk tanıştığı ve fikri dünyasının büyük değişim yaşandığı yer olmasıdır.

      Kaşgarî Tekkesi'nin civarındaki mezarlıkta, Türk musikisinde şöhret yapmış Zekâi Dede Efendi ile büyük Hattat Ahmed Kâmil Efendi, Edirne tarihini yazanlardan Badi Ahmed Efendi, son devrin şöhretli Nakşibendi Şeyhlerinden Küçük Emin Efendi ve İstiklâl mücadele tarihinde mühim mevkii bulunan Müşir Mustafa Fevzi Paşa (Mareşal Fevzi Çakmak) gibi şahsiyetler gömülüdür.

      Kâşgari Tekkesi set duvarındaki çeşmeden sonra yol ikiye ayrılır. Sağdaki yol, Karyağdı Bektaşî Tekkesi'ne gider, Piyerloti Kahvesi de, bu yolun solundaki köşededir. Soldaki yola, Kırk Merdiven Caddesi denir. Vaktiyle kırk ayak merdivenle çıkıldığını hatırlatan bu yol, İdris-i Bitlisî'nin köşküne çıkar. Yol ilerisinde sağ köşede Çolak Şeyh Hasan Zaviyesi'nin önünden sağa sapılarak da Piyerloti Kahvesi'ne gidilebilir.

Karyağdı Tekkesi
      Piyerloti kahvesini geçince, sol tarafta biraz ilerde ahşap ve tek katlı bir bina bulunur. Bu Karyağdı Tekkesi’dir. Sultan Abdülmecid devrinde yapılmıştır. Tekke etrafa hakim Eyüp Sultan’ın en yüksek tepelerinden birine yapılmıştır.

      Tekkenin bulunduğu yerin yüksek olmasından dolayı, buraya çıkış için büyük taşlardan merdivenler yapıldığı buralardaki kalıntılardan tahmin edilmektedir. Tekkenin bulunduğu bu yerler rengarenk çiçeklerle dolu bir çiçek tarlası gibiymiş. Şimdilerin İstanbul’unda bunlardan söz etmek için biraz iyimser olmanız gerekir.

      Tekkenin bahçesindeki mezarlıkta Karyağdı Seyid Mehmed Ali Baba ile Seyid Mehmed Abdi Baba’nın türbeleri bulunur. Buranın Bektaşi tekkesi olduğunu, çok yüksek bir yere yapılmış olması ve Mehmed Ali Baba ile Mehmed Abdi Baba’ların mezar taşlarındaki başlıklar ortaya koymaktadır.

      Tepenin aşağı tarafında iki adanın karşısında, Bahariye’de vaktiyle sultanlara ve bir takım zenginlere ait sahil sarayları ve yazlıklar varmış. Bunlar arasında bir de Mevlevihane mevcuttu. Bu Mevlevihane daha önce başka yerde iken buraya taşınmıştır.

Şeyh Hasan Tekkesi
      Piyerloti Kahvesi’nin yanından sapan sokağın sağ köşesinde ve üç yol ağzında bir bina görülür. Bu Çolak Şeyh Hasan Tekkesi’dir. Burası bir Halvetî tekkesidir ve kesme taştan yapılmıştır. Önünde Farsça yazılmış beyaz, yuvarlak bir mezar taşı bulunur.

      Tekkenin hemen karşısında Piyerloti Kahvesi’nin ilk sahibesi Rabia Kadın’ın, babasının ve üç tane paşanın mezar taşları bulunur. Bu paşalardan biri Hicri 1096’da vefat eden ‘Kuş’ lakabıyla maruf Ahmed Paşa’dır.

Sıbyan Mektebi
      Çolak Şeyh Hasan Tekkesi’nin sırasında bulunan taş bina ise Sıbyan Mektebi’dir. Bu bina İdris-i Bitlisî tarafından yaptırılmıştır. İdris-i Bitlisî, Şah İsmail Safevî’nin istilası üzerine Osmanlıya sığınan Sultan II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim zamanlarında Doğu Anadolu ve Arabistan kazaskerliği yapmıştır. İdris-i Bitlisî’nin Osmanlı Tarihi ile ilgili eseri de önemlidir. İdris-i Bitlisî’nin mezarı da Gümüşsuyu Mesire Çeşmesi’nin yakınındadır.

      Bu yerde İdris-i Bitlisî bir de köşk yaptırmıştı. Burada bir namazgâh ve İskender Dede adında bir Mevlevî’nin mezarı da bulunur. İdris-i Bitlisî’nin bu köşkü ve tekkenin yeri IV. Murad zamanında yıktırılmıştır. Sebebi Şeyh İdris Muhtefî ile karıştırıldığından. Çünkü Şeyh İdris Muhtefi aykırı kişiliğiyle tanınıyordu.

Gümüşsuyu Mesire Çeşmesi
      Taş Mektep, Sıbyan Mektebi ve İdris-i Bitlisî’nin çeşmesinden biraz ileride yol sola sapar. Sağda bir çeşme vardır. Adı Gümüşsuyu Mesire Çeşmesi’dir. Buralarda bir zamanlar bir namazgâh da varmış. Yol devam eder ve inişin altında Kasım Çavuş Çeşmesi vardır. Yalnız bu çeşmenin gördüğü tamirlerden dolayı orijinalliği kalmamıştır.

Cellatlar Mezarlığı
      Namazgahın yukarı tarafında ise Cellatlar Mezarlığı  yer alıyordu. Cellatların mezarlarının üstüne insan boyunda ve kalın taşlar dikilmiştir. Cellatlar insanlar tarafından hoş görülmedikleri için diğerlerinden ayrı yere gömülürlerdi ve bu sebeple onlara ait bir mezarlık vardı.

Eyüp ve oyuncaklar
      Bugün sadece iki dükkandan başka oyuncakçının kalmadığı Eyüp eskiden oyuncakların bol bulunduğu bir yer olarak bilinirdi. Özellikle Avrupa’dan gelen oyuncaklar karşısında rekabet edemeyerek bu özelliğini yitirmiştir.

      Konuyla ilgi M. Koman, “Eyüp Sultan Loti Kahvesi ve Çevresi” adlı kitabında şu bilgileri vermektedir:
“Eyüp’te ne zaman oyuncak yapılmaya başlandığını belirtmek bu gün imkansızdır. Yalnız Eyüp çarşısını vaktiyle başından sonuna kadar oyuncakçı dükkanlarının doldurmuş olduğu muhakkaktır.

      Eyüp oyuncakçıları iptidai malzeme olarak tahta, deri, teneke, çamur ile her renkte sulu, yağlı ve her çeşit boyadan başka bir şey kullanmazlardı, yaptıkları oyuncaklar araba, beşik, dümbelek, darbuka, davul, tef, düdük, kemence ve kumbara, havan, yayık, hacıyatmaz, kaynana şırıltısı, kursak düdük, salıncak, şakşak, topaç gibi şeylerdi, Eyüp oyuncakçılarının çeşitleri artıp eksilmediği gibi, şekilleri de hemen hiç değişmezdi.

      Her oyuncakçı tarafından aynı çeşit ve şekilde oyuncak yapılır, bunlar dükkânların önünde küme küme, renk renk, salkım salkım teşhir olunurdu. Eyüp oyuncakçıları canlı yaratık şeklinde oyuncak yapmayı günah sayarlardı. Eyüp oyuncaklarını mahalle aralarında satan gezici esnaf vardı. Bu gezici esnaf kursaklı düdük, kemence, kaval, darbuka, tef, kaynana zırıltısı çalarak sokaklarda dolaşır, çocukları heyecana düşürürdü. Eyüp oyuncakçıları, Avrupa'dan getirilen oyuncaklar karşısında rağbetten düşmüştür. Bugün Eyüp'te iki dükkândan başka oyuncakçı kalmamıştır.”

Eyüp İskele Meydanı
      Piyerloti Kahvehanesi’ne giderken Eyüp Sultan Vapur İskelesi’nden çıkınca, sağda görülen kubbeler, Sultan V. Mehmed Reşad’ın sağlığında yaptırdığı türbesi ile mektebidir. Biraz ilerisindeki merdivenli cami, son devir Kaptan Paşalarından Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Az daha ilerlerseniz sağdaki türbe, sarayın en büyük harem âmiri, Şekerpare Kadın’a aittir.

      Yolun sol köşesinde ise bir türbe görülür. Bu türbe, Sultan III. Murad ve Sultan III. Mehmed devri sadrazamlarından Ferhad Paşa’ya aittir.

      Sağ tarafta sırasıyla dört adet türbeye rastlarsınız. Bu türbelerden birincisi, Mehmed Paşa'ya, ikincisi, Sultan II. Selim, Sultan III. Murad ve Sultan III. Mehmed devri sadrazamlarından Damad Siyavuş Paşa'ya, yanındaki küçük türbe, Şeyhülislâm Uryanizade Esad Efendi’ye, dördüncü türbe, Kanunî Sultan Süleyman devri Kaptan-ı Deryalarından Çıplak Mustafa Paşa'ya ve beşincisi, muhtemelen şehzadelere aittir.

      Siyavuş Paşa’nın türbesinin karşısında ve sola düşen türbe ise meşhur Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa’nın türbesidir.

      Bu türbenin sırasındaki mezarlıkta ise Osmanlı Devleti’nin en ünlü Şeyhülislamlarından Ebussuud Efendi ve çocukları metfundur. Dolayısıyla Eyüp Sultan çevresi birçok tanınmış mümtaz şahsiyetin yattığı bir yerdir. Yaptığımız araştırmada Eyüp Sultan’ın mezarlıklarla kaplı alanının Eminönü İlçesi’nin tüm sınırlarına eşit olduğu gerçeğiyle karşılaştık.

      Günümüzde Piyerloti Kahvesi’nden görülebilen manzara bir hayli bozulmuş olmasına rağmen bu ünlü yazarın adı hâlâ bir çok turistin buraya gelmesine neden olmaktadır. Son yıllarda çevresinde yapılan yapılaşmalar ve kahvehanenin yer döşemesi dahil yapılan bazı değişiklikler bizlerin sonradan görme modernlik anlayışımıza pek uymaktadır. Bu değişikliklerin tarihi kimliği bozmaktan başka bir şey olmadığını bi-haber oluşumuzun birer göstergesidir. Buna en acı örnek; Piyerloti Yokuşu’nun iki yanında uzanan mezarlıklarda yer alan tarihi mezar taşlarının yeni gömüler gerçekleştirmek amacıyla kırılmasıdır.

Pierre Loti’ye teleferik kalkıyor
Piyer Loti ve Teleferik Keyfi       2005’in Kasım ayında açılan Eyüp-Pierre Loti teleferiği Altınboynuz'u kuş bakışı ile izlemek isteyenler için hizmet vermeye başladı. Yerli ve yabancı pek çok turistin uğrak mekanı olan Pierre Loti tepesine teleferik ile ulaşmanın heyecanı ve zevki bir başka.

      Edebiyatçı Edmondo de Amicis, Pierre Loti tepesini, "Bu şehrin başka hiçbir yerinde ölüm tasvirini güzelleştiren ve korkmadan seyrettiren Müslüman sanatı, bu kadar zarafetle gözler önüne serilemez.” diye nitelendiriyor. Birçok kimseyi kendine hayran bırakan, İstanbul'a gelen ziyaretçilerin mutlaka uğrak yeri olan Pierre Loti'ye artık teleferik ile ulaşılıyor. 1 Kasım itibarıyla açılan Eyüp-Pierre Loti teleferiği, içinizdeki sevimli çocuğu güldürmek ve Altınboynuz'u bir kuş olup seyretmek isteyenler için hizmet vermeye başladı.

      Eyüp istasyonundan binilen teleferik, binenlere havada olmanın yanı sıra bir tel üzerinde yolculuk yapıyor olmanın güzelliğini ve heyecanını yaşatıyor.

      Eyüp Belediyesi tarafından 1 Kasım itibarıyla hizmete sunulan teleferik, Haliç ve Pierre Loti istasyonu olmak üzere iki duraktan oluşuyor. Haliç kıyısında kurulan istasyon, araçlarınızı park edebileceğiniz bir de otoparka sahip. Özel araçlarıyla gelenler için bu otopark, oldukça büyük rahatlık oluşturuyor. Teleferik, tüm bu güzelliklerine rağmen ulaşım araçları arasında maliyeti en yüksek olanı. Bir adet teleferik kabininin fiyatı, şehir içi taşımacılık yapan 5 otobüsün fiyatına denk geliyor.

      İstanbul Büyükşehir Belediyesi kapsamında 2003 yılında başlatılan ‘Eyüp-Pierre Loti Teleferik Projesi' yaklaşık olarak 6 milyon YTL’ ye mal olmuş. Tepeye olan yolculuk iki gidiş, iki dönüş olmak üzere, 4 kabinden sağlanıyor. Kabinler 8 kişilik kapasiteye sahip. Teleferik, yolcularını iki dakikada Pierre Loti tepesine ulaştırıyor. Kısa süreli bu yolculuğun fiyatı ise hiç de az değil. Bir uçuşun bedeli 1.3 YTL. Bu kısa yolculuk sonunda vardığınız Pierre Loti tepesi ve kahvesi tam anlamıyla bir huzur mekanı. Pierre Loti tepesinin büyüleyici manzarası, her sene yaklaşık olarak 6 milyon turisti çekiyor, bunların 100 bini Fransa'dan geliyor. Teleferik, Pierre Loti tepesine yepyeni bir tat ve anlam katıyor ve teleferiğin önümüzdeki dönemlerde tepeye olan ilgiyi daha da artırması bekleniyor.

Kaynak: istanbul.com - muhteremlegeziye.blogcu.com





Google