Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Sağlıklı Yaşam
- Cinsellik
- Zayıflama-Diyet



Dr. Yasemin Bradley'den beslenme önerileri - 2
Marmara ve Karadeniz’deki balığı güvenle yiyebilir miyiz?
'Canlı yaşamı bitme noktasına geldi'
Dr. Yasemin Bradley'den beslenme-zayıflama önerileri       Sevinç-Erdal İnönü Vakfı bünyesinde Marmara Denizi’nde araştırmalar yapan grubun başkanı Levent Artüz, Marmara Denzi’nde canlı yaşamının bitme noktasına geldiğini öne sürmüş. Marmara’ya özgü 144 balık türünden hiçbiri kalmamış. Grubun araştırmalarına göre Marmara koma halinde ölümü bekliyormuş.

      İstanbul ve çevresinde yediğimiz balıkların Karadeniz ve Marmara’da tutulduğunu biliyoruz. Önümüzde kocaman deniz var, kirlilikten giremiyoruz. Ama giremediğimiz denizdeki balığı afiyetle yıllardır tüketiyoruz.

      Özel bir vakıf bu araştırmayı yapıyor ve sonucunu açıklıyor. Devletin pek çok araştırma kuruluşu var. Bu konuda kamuoyuna net bir yanıt vermeliler.

      Marmara ve Karadeniz’de tutulan balığı yiyelim mi? Yoksa zehirli atık yükleri insan sağlığın tehdit edecek düzeyin üstünde mi?
      Özellikle hamilelere ve kanser tedavisi görenlere kılıçbalığı, lüfer gibi küçük balıklarla beslenen dişli balıkları yememelerini öneriyorum. Çünkü kıyıda dolaşan küçük balıkların gövdeleri toksin dolu olabiliyor.

Somonu haftada bir tüketin
      Bütün gazetelerde, dergilerde kitaplarda beslenme-diyet uzmanları, tıp doktorları ne diyor:
      “Bol bol somon yiyin. Omega 3 yağlarından zengin bu balık kalp damar hastalıklarına iyi gelir, kilo kontrolünü kolaylaştırır, cildinizi güzelleştirir.”
      Tamam, bunların hepsini ben de söylüyorum! Bilimsel bir gerçek, ama bir başka bilimsel gerçeği de danışanlarıma aktarıyorum. 2003 yılında The Guardian gazetesinin Food ekinde yayınlanan bir araştırmadaki yağlı balıklar bölümüne göz atalım:
      2001’de incelenen somonların yüzde 97’sinde meme kanserinde rolü olan hormonal dengeyi bozucu lindane ve İngiltere’de kullanılması yasaklanan DDT’ye rastlandı. İki pestisidin (böcek öldürücü ilaç) de yağ dokusuna yerleşerek vücutta uzun süre ısrarlı biçimde kaldığı biliniyor. Pestisid Kalıntıları Komitesi ise somonlardaki kalıntıların çok düşük olduğu ve ‘insan sağlığını etkileyemeyeceği’ iddiasında. 2001’de çiftlik somon ve alabalıkların 1/5’inde eser miktarda parazitleri öldürücü bir sentetik boya olan malachite saptandı. Malachite 1991’de ABD’deki balık çiftliklerinde insanlarda kötü huylu tümörler gelitirebilecek genetik değişimlere yol açabildiği için yasaklanmıştı. 2002’de Avrupa Birliği uzmanlarının ‘Somon ve alabalık üretiminde yetkililerin bilgisi dahilinde kulanılmaktadır’ raporundan sonra İngiltere’de de yasaklandı. Bu yasaktan sonra bile hükümete bağlı çalışan bilim adamları İskoç somonlarının 4 örneğinde malachite saptadı.
      Peki bu bilgilerden sonra ben yiyor muyum?
      Haftada 1! Daha fazla yememeye dikkat ediyorum.

Dr. Bradley’nin light mutfağı
      Baklava isterim diyenlere... (Yalancı Baklava)
      Lavaşın içine balı yayıp, üzerine cevizleri kırıp dürüm yapın.
      Baklava sevmeyen az kişi vardır. Yemeklerden sonra canım tatlı istediğinde en çok başvurduğum yöntemlerden biri. Pratik, tatmin edici; ağızda gerçekten baklava tadı bırakıyor!

Malzemeler:
  • 1 küçük kepekli lavaş
  • 1 tatlı kaşığı bal
  • 1 ceviz

    “Teninin içinde rahat olmak...”
          Yukarıdaki, İngilizlerin kendisiyle, tipiyle barışık insanlar için çok kullandığı bir sözdür. Ofisimin de olduğu Nişantaşı, ülkenin en şık ve iddialı kadınlarının resmi geçit yaptığı yerdir. Nişantaşı kadınlarının neredeyse yüzde 90’ı diyettedir. Sosyal yaşam sayfalarında yer alan birçok kadını burada görürsünüz. İçlerinden biri uzun süredir dikkatimi çekiyor: Serra Tokar.
          Balık etinde, alımlı, dişi, plastik değil. Türkan Şoray’ı düşünün; hiçbir zaman ince olmadı, ama hepimizin sevgilisi oldu. Yumuşak, gerçek, yakın durdu hep. Serra Tokar da öyle... Aynı sayfalarda yer alan ipince, yine ışıltılar saçan pek çok kadının arasından bir fark yaratarak sıyrılıyor. Bence teninin içinde rahat ve sağlıklı duruyor!

          Başınız mı ağrıyor? Yeterli su için
          Baş ağrılarının göz bozukluğu, gerginlik, kirli hava gibi pek çok nedeni olabilir. Ama hiç başağrınızın yediğiniz yiyeceklerle veya yeterli su içmemekle ilgisi olabileceği aklınıza gelmiş miydi? Hastalarıma doldurttuğum özel anketimde başağrısı olup olmadığı sorusu da vardır. Yeni beslenme biçimlerine başladıktan sonraki hafta başağrısından yakınanlara “Başağrınız geçmiş olmalı, değil mi?” diye sorarım. Şaşırarak bakarlar yüzüme, şimdiye kadar migren dışındakilerden hep “Evet” yanıtı aldım. Migrenliler de hafiflediğini belirtti. Başağrılarının beslenmeyle ilgili en büyük nedeni yetersiz su içmek. Başağrısından yakınıyorsanız günde en az 1.5 litre su içmeye çalışın.

    SEPETTEKİ SAĞLIK
    AYVA
  • Bol pektin içeriyor; bu nedenle kan şekerini dengelemede, tokluk hissi yaratmada etkili.
  • Kanı sulandırıyor.
  • Kadınlarda zor geçen adet dönemlerini hafifletebiliyor.
  • İshale iyi geliyor.
  • B vitamini içerdiği için sinir sisteminin sağlıklı çalışmasına yardımcı.
  • 100 gramında 57 kalori var.

    HAVUÇ
  • Karaciğer dostu.
  • A vitamininin bitkisel formu olan Beta Karotenden zengin.
  • Kansere ve yaşlanmaya karşı koruyucu.
  • Cildi güzelleştiriyor.
  • Göz sağlığı için birebir.
  • 100 gramında 23 kalori var.

    Doğru beslenmeyle diyabetten korunabilirsiniz
          Metabolik Sendrom Derneği’nin Türkiye Diyabet Araştırması’na göre ülkemizde 6 milyon diyabet hastası olduğu tahmin ediliyor. Bu araştırmaya göre yaklaşık 3 milyon kişi diyabetli olduğunu bilmiyor.
          Hazır Şeker Bayramı’nı yeni geride bırakmışken bu konuya değinmenin tam zamanıdır!

          Şeker Hastalığı nasıl gelişir?
          Şeker Hastalığı (Diyabet) Batı tipi beslenmeyle birlikte hızla artan, dünyadaki en yaygın hastalıklardan biri. Kan şekerinin çok yüksek olmasıyla kendini gösteren kronik bir hastalık. Eğer pankreastan insülin hormonu salınımı azalır veya kaybolursa, glukoz kanda kontrolsüz bir şekilde yükselir ve şeker hastalığına yol açar.

          Tüm şeker hastalarının yüzde 90’ında erişkin tip şeker hastalığı var. Bu tip şeker hastalığı daha çok 40 yaş üzerindekilerde görülüyor. Bu kişiler genelde fazla kilolu, spor yapmayan, yanlış beslenen kişiler. 50 yaşın üzerinde ve kiloluysanız, ailenizde şeker hastalığı varsa, tansiyonunuz yüksekse bu tip şeker hastalığına yakalanma riskiniz yüksek. Beslenmenize dikkat edin!

    Neler yemeli?
  • Tam ekmek, kepekli ekmek (özellikle çavdar ekmeği), kepekli makarna.
  • Yiyeceklerin, tahılların, unların özel işlemden geçmemiş şekilleri.
  • Sebze -meyve gibi liften zengin yiyeceklerin tüketimi artırılmalı. (Meyvede ölçülü olmak şartıyla)
  • Şekerli içecekler içmeyin.
  • Alkol tüketimine dikkat edin.
  • Kan şekerini çabuk yükseltmeyen yiyeceklerle beslenin.

    Kilomuz tamamen bizim kontrolümüzde mi?
          Hayır! Bilim adamlarının uzun süredir kilomuzun sadece yediklerimizle veya egzersizle ilgili olmadığı konusunda kuşkuları vardı
    Dr. Yasemin Bradley'den beslenme-zayıflama önerileri       Genlerin de etkisi olabileceğini düşündüler ve araştırmalarını bu alanda yoğunlaştırdılar. Genlerin kilo üzerindeki etkisini araştırmak için tek yumurta ikizlerini kullandılar. Saptadıkları ilginç bir vaka şöyleydi; Amerikalı tek yumurta ikizleri Debbie ve Sharon doğar doğmaz evlatlık veriliyorlar. Debbie New Jersey’li Musevi bir ailede büyüyor. Sağlığına müthiş düşkün, balık dışında et yemiyor, düzenli spor yapan biri... Sharon ise tam tersi; Kentucky’li Katolik bir ailede büyüyor, yiyip içtiklerine çok dikkat etmiyor, yağlı yiyecekleri ve kırmızı eti seviyor, özellikle de domuz etine bayılıyor. Bu iki kızkardeş birbirlerini ilk kez 45 yaşındayken görüyorlar. Aralarındaki kilo farkı ne kadar dersiniz? Yalnızca iki.

          Leptin hepimizi inceltebilir mi?
          ‘Şu leptin nerede satılıyor? Alsak da hemen kurtulsak kilolardan!’ Bunu soran hastalarıma hemen İnkilap Kitabevi’nden çıkan ‘Gelecek Yiyeceklerde’ adlı kitabımdan leptinle ilgili bölümü okuyorum. O zaman gereksiz abartmalarla yanıldıklarını anlıyorlar.r.

          Leptin nedir?
          1950’lerde Amerika Maine’deki Jackson Laboratuvarı’nda deneyler için beslenen farelerden birinin aşırı yediği ve şişman olduğu saptanıyor. Bilim adamları bu şişman fareyi zayıf akrabalarıyla karşılaştırıp aşırı yeme nedenini bulmaya çalışıyorlar. Ve sonunda buluyorlar da! Zayıf farelerin kanında bulunan, ama şişman farenin kanında eksik olan bir hormon bu. Bu hormona leptin adını veriyorlar. Şişman fareye bu eksik olan hormonu vermeye başlıyorlar. 2 hafta sonra ağırlığının yüzde 30’unu, 4 hafta sonra da yüzde 40’ını kaybediyor.

          İnsanlarda da etkili olabilir mi?
          Yanıt İngiltere’den geliyor. Cambridge’deki Addenbrooke Hastanesi’ne şişmanlık nedeniyle başvurmuş iki çocuğun kanı incelemeye alınıyor. Bu iki çocuk da tüm laboratuvar bulguları normal olmasına rağmen doğduklarından beri şişmanlar. İnceleme sonucu bu iki çocukta da leptin eksikliği saptanıyor. Bu çocuklara leptin verildiğinde kilo kaybetmeye başlıyorlar. Böylece leptinin insanlar üzerindeki etkisi de belirlenmiş oluyor. ‘Sonunda şişmanlığa çare bulundu!’ diye büyük heyecan yaratıyor. Ancak bu heyecan çok kısa sürüyor. Leptin eksikliği çok nadir görülüyor.

          Yıllarca birçok kan örneğini incelemelerine rağmen Cambridge’deki bilim adamları sadece 3 leptin eksikliği daha kaydediyor. Araştırmacılar bunun üzerine leptinin açlık duygusunu yok eden tek hormon olmadığı, iştahı kontrol eden mekanizmanın tetikçisi olduğu, ama bu mekanizmada birçok kimyasal maddenin yer aldığı savını ortaya koyuyor.

    Şişmanlıkta genlerin rolü büyük
          Kilo ve vücut şeklimizde yine genlerimizin büyük rolü var. Şişman anne ve babaların genelde şişman çocukları oluyor. Anne babanızın 20’li yaşlardaki fotoğraflarıyla 40-50’li yaşlardaki fotoğraflarını yan yana koyun. Aradaki fark sizin için bir gösterge olabilir. Bundan çıkarılacak sonuç şu ki, anne ve babanız kiloluysa daha dikkatli olmanız gerekiyor.

          Şişmanlık ilacı var mı?
          Bilim adamları uzun bir yolun başında olduklarını, yarın bir ilaç bulunsa bile insanlar üzerindeki tüm etkilerinin saptanabilmesi için 10-20 yıllık bir süreye ihtiyaçları olduğunu belirtiyorlar. Şimdilik ilaç olmadığına göre tek çıkar yol doğru beslenmek ve egzersiz yapmak!

    İşte size 5 çayı için sağlıklı bir atıştırmalık.
    Yulaf bisküvileri
    MALZEMELER
  • 2 su bardağı yulaf ezmesi
  • Yarım su bardağı buğday kepeği
  • Yarım ya da bir bardak su

    HAZIRLANIŞI
    1- Suyu kaynatın. Yulaf ezmesini robotta çekerek un haline getirin.
    2- Yulaf unu, buğday kepeği ve suyu karıştırın, hamur haline getirin. Birkaç dakika yoğurun. Eğer sulu olursa yulaf unu ilave edin.
    3- Küçük bir merdane yardımıyla düz bir yüzeyde hamurunuzu inceltin. Bir bardakla yuvarlak yuvarlak kesin.
    4- Pişirme kağıdı serdiğiniz tepsiye dizin.
    5- 200 derece ısılı fırında 40 dakika kadar pişirin.
    İsterseniz içine kuru üzüm ve tarçın da koyup tatlı hale getirebilirsiniz.

    Sepetteki sağlık
    ENGİNAR
  • Enerji verici ve uyarıcıdır, vücutta tonik etkisi yaratır.
  • Karaciğerin düzgün çalışmasına yardımcı olur, yağ sindirimine yardımcı olan safra suyu yapımını artırır.
  • Salgı bezlerinin çalışmasına yardımcıdır. Hormonlarımızı düzenler.
  • Kanı temizleyici özelliği de var.
  • 100 gramında 47 kalori var.

    LAHANA
  • Binlerce yıldır ekilen bir sebze.
  • Çinliler Büyük Duvar’ın inşaası sırasında çalışanlara turşusunu dağıtırlarmış.
  • Kırmızı lahana ve Brüksel lahanası da aynı aileden.
  • Astım, öksürük, soğuk algınlığı ve nezle gibi solunum yolları hastalıklarına birebir.
  • Kilo verme programlarının baş tacı. Bol lif içeriyor; bu da tokluk hissini artırıyor.
  • 100 gramında 26 kalori var.

    Alüminyum içermeyen deodorantlar
          Meme kanseri hızla yayılıyor. Her kadın gibi ben de korkuyorum. Tıbbi bilgilerime dayanarak da tüm korunma yollarına başvuruyorum. Bunlardan biri de alüminyum içermeyen deodorant kullanmak. Kullandığım deodorant terlemeyi önlemeden kötü kokuya neden olan bakterilere karşı etki sağlıyor. Kokusuz olan deodorant yapışkan yağ, yağlı jeller, silikon ve parfüm içermiyor. En önemlisi alüminyum içermiyor!

          Meme kanseriyle deodorant arasında ilişki var mı?
          Birçok bilim adamı ikisi arasında ilişki olduğundan bahsediyor. Üzerinde özellikle durdukları, suçlu olarak gördükleri ise alüminyum. Piyasada satılan deodorantların üzerindeki içeriği dikkatli okuyunca hepsinin içeriğinde alüminyum chlorohydrate olduğunu göreceksiniz.

          Şikayetçiyim! Paket yazılarını büyüteçsiz okuyamıyorum
          Okumamamız için küçük yazılmış gibiler! Ben de çareyi yanımda bir büyüteç taşımakta buldum. Kartvizit şeklinde bir büyüteç bu... Market alışverişi sırasında paket üzerindekileri okumadan almıyorum. Bir okumaya başlayın, göreceksiniz; sepetinize attığınız yiyeceklerin içinde neler var neler!

    Kaynak: Vatan




    Google