Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Seyahat



Yunanistan'a vizesiz bir gezinti
Yunanistan'a bir gezinti       Geçen yıl Yunan adalarına vizesiz cruise seferleri başlatan Pronto Tur bu sene ilk seferini 300 yolcuyla 15 Mayıs'ta yaptı. Anlata anlata bitiremeyeceğimiz keyifli bir yolcuktu. Biz de ‘Yiyip içtiğimizi kendimize sakladık, gezip gördüğümüz yerleri’ anlattık.

      “Valizini bir kez boşaltıp bir kez topluyorsun; ama her sabah başka bir limanda uyanıyorsun.” Gemiyle beş günlük bir Yunan Adaları turuna katılacağımı söylediğimde mavi yolculuk tecrübesi bulunan arkadaşımın ilk tepkisi bu olmuştu. En uzun deniz yolculuğu İstanbul-Büyükada arası olan birisi için bu yolculuk soru işaretleriyle doluydu.

      Tur programında Atina, Santorini, Mikanos ve Midilli var. Geçen yıl Yunan adalarına vizesiz cruise seferleri başlatan Pronto Tour bu yılki ilk seferine çıkıyor. Gemimiz Karaköy’den hareket edecek. Gümrük’teki pasaport işlemlerinin bitmesinin ardından Ankara Gemisi’ne biniyoruz. Gemiye girişte bütün yolculara üzerinde isimlerinin yazılı olduğu kredi kartına benzer bir kart veriliyor. Ülke giriş çıkışları bu kartla yapılıyor. Oda anahtarımı alıp odama çekiliyorum. Ortam lüks bir otel odasından farksız. Valizimi boşalttıktan sonra soluğu geminin üst katındaki kafe terasta alıyorum. Foto muhabiri arkadaşım Turgut Engin çoktan çalışmaya başlamış. Parmağı sürekli deklanşörde. Çayımı alıp bir köşeye çekiliyorum.

      Ve yolculuk başlıyor. Kaptan yaklaşık 12 saatlik bir yolculuğun ardından Pire Limanı’nda olacağımızı duyuruyor. Gemi, suları yara yara ilerlemeye başlıyor. Tatlı bir serinlik hissediyorum yüzümde. İstanbul, o koca şehir, camileri, Boğaz’ı, gökdelenleri ile yavaş yavaş gözden kayboluyor. Dört bir yanım deniz, mavi... Bir şiiri mırıldanmaya başlıyorum. “Su kendine dönüyor, mavilikler kendine/ Kendine dönüyorsun, işte; kendi yüzündür,/ Hiç kimse görmemeli, saklan suyun sesinden/üşümesin yıldızlar, yalnızlığını söndür” (Can Bahadır Yüce, Yaslı Mızıka)

      Ankara gemisi, Pronto Tour’un Denizlina’dan kiraladığı iki cruise gemisinden biri. Restoranı, kafesi, diskosu, küçük bir havuzu, fitness centerı, saunası ve çocuk odası var. Gemideki sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemekleri tur fiyatına dahil. Gemi personelinin tamamı Türk. Grupları gezdirecek 3 rehber görevli. Gemide 300’den fazla yolcu bulunuyor. Yolcuların çoğu orta yaş ve üzeri. Gemide Pronto Tour Yönetim Kurulu Başkanı Ali Onaran da seyahat ediyor. Onaran, yolcularla tek tek ilgileniyor. Ali Bey’le kısa bir sohbet imkanı buluyorum. “Vize uygulamasına gerek duyulmadığı için yurtiçi seyahat düşünenlerin tatil programını zenginleştiriyoruz.” diye söze başlıyor. Geçen yıl 3 bin kişiyi Yunan adalarına götürdüklerini, bu yılki hedeflerinin 8 bin turist olduğunu söylüyor. “Ortalama 500-600 Euro’luk bir rakamla bir haftalık seyahati yapabilirsiniz” diyor.

      Çanakkale taraflarındayız. Rüzgâr türbinlerinin ardından batan güneş harika bir manzara sunuyor. Bütün yolcular terasta bu görsel şöleni izliyor. Sırada akşam yemeği var. Yemek ve çay faslından sonra kafede koyu bir sohbete dalan, tavla oynayan da var. Diskoda canlı müzik eşliğinde eğlenmeye giden de... Ben dinlenmek üzere odama çekiliyorum. Büyük bir dalgaya yakalanmadan sarsılmadan sürüyor yolculuk. İlk saatlerde rahatsızlık veren gemi gürültüsü gece vakti ninni gibi geliyor...

      Güne kaptanın sesiyle uyanıyorum. Pire Limanı’na yanaşmak üzere olduğumuzu söylüyor. Pire, Atina’nın liman kenti. Atina’ya uzaklığı yarım saatlik bir mesafede.

Atina’da yabancı dile gerek yok!
      Gemide kahvaltı bittikten sonra şehir turu var. Yaklaşık 11 saat geçireceğiz Atina’da. Yolcuların bir kısmı Atina’yı rehbersiz keşfetmeye çıkıyor. Rehberle gezmenin bedeli 65 Euro. Panoramik şehir turu için otobüse biniliyor. İlk şaşkınlığı Yunanlı şoförümüzün çok iyi derecede Türkçe konuşmasıyla yaşıyoruz. Trafik burada da sorun. Sağa sola gelişigüzel park etmiş araçlar dikkat çekiyor. Atina’nın nüfusu 4 milyon. 2004 Olimpiyatları’ndan önce şehir baştan başa büyük bir restorasyon geçirmiş. Olimpik tesislerin yanı sıra, metro, tramvay gibi toplu taşıma araçlarına, Yunanistan’ın diğer kentlerine de bağlantı sağlayacak çok şeritli otobanlara kavuşmuş. Yeni ve eski olimpiyat statlarını, Parlamento binası, Syntgma Meydanı’nı görüyoruz. Atina fotoğraflarında karşımıza çıkan Akropolis’e hareket ediyoruz. Harabelerin bulunduğu bölgeye tırmanarak çıkıyoruz. Akropolis, Atina’nın ilk kurulduğu yer olarak mitolojide yerini alıyor. MÖ 5’inci yüzyılın ortalarında Perikles’in Atinalıları ikna etmesi üzerine üç farklı tapınak olarak inşa edilmiş. Bu yapıların önemli bir bölümü hâlâ ayakta ve her yıl milyonlarca ziyaretçiyi kendine çekiyor... Atina da bu tepeden gri bir şehir görünümünde. Hiçbir yeşilliği ve çekiciliği yok.

      Atina tarihinin kalbi kabul edilen Plaka bölgesine gidiyoruz. Geleneksel semt havasını koruyan cumbalı evleri ile Osmanlı havasını taşıyor. Tavernaları, ikon mağazaları ve antikacılarıyla ünlü bu bölge turistlerin gözdesi. İzmir Kemeraltı’nı andıran sokaklar kalabalık. Her sokak başında Türkçe bilen biri ile karşılaşmak mümkün. Bu sokakların birinde de 70 yaşlarında bir dilenci ile karşılaşıyoruz. Türkçe konuştuğumuzu duyunca ‘İstanbul’dan mı?’ diye sesleniyor. Şaşırıyoruz. Meğer İstanbul’da 6 yıl kalmış. Belçika Havayolları’nda çalışmış.

      Plaka semtinde Osmanlı döneminden ayakta kalan iki cami mevcut. Roma Agorası içinde bulunan Fethiye Camii kapalı. Metruk bir halde. Restorasyon bahanesi ile kurşun kubbesi kaldırılmış. Ödenek çıkmadığı için de çalışmalara başlanmamış. Çarşı Camii olarak bilinen Ağa Camii ise seramik müzesi olarak kullanılıyor. Saat dörtten sonra kapalı olduğu için caminin müze halini de gezme imkanı olmuyor, camiyi dışarıdan seyredip mahzun bir halde ayrılıyoruz.

Yunanistan gezisi

Mikanos; eğlence adası
      Üçüncü durağımız Mikanos. Daha çok eğlence adası olarak biliniyor. Plajlarıyla da ünlü bu adada evler neredeyse tek tip. Hepsinin renkli balkonları denize uzanıyor. Sokaklar tertemiz. Ara sokaklarda kaybola çıka adayı keşfediyorum. Evlerin çoğu sanat galerisi ve hediyelik eşya mağazası olarak kullanılıyor. Satılan ürünler arasında nazar boncuğunun hatırı sayılır bir yeri var. Adanın simgesi yel değirmenleri de ziyaret edilen yerlerden. Mikanos’ta fiyatlar el yakıyor.

Yunanistan'a seyahat

Santorini’den ayrılmak zor geldi
      Gemimiz saat 22.00 civarında hareket ediyor. Sabahın ilk ışıklarıyla Santorini adasına varıyoruz. Adayı gezmek için 6 saatimiz var. Balayı adası olarak da bilinen Santorini, “Yunan adaları içinde en çok fotoğrafı çekilen ada”, “dünyada günbatımının en iyi izlendiği yer” gibi tanımlamalarla anılıyor. Çok iyi reklamı yapılmış bu adaya dünyanın birçok yerinden insanlar evlenmek için geliyor. Ada, aslında bir yanardağ ağzının su üstünde kalan kısmı. Volkanik uçurumları dimdik denize iniyor. Zirvelere kurulan evler uzaktan kartal yuvasını andırıyor. Santorini’yi hayranlıkla geziyorum. Kubbeli evlerin hepsi beyaz kireçle boyalı, kapı ve pencerelerinde mavinin tonları kullanılmış. Evlerin büyük bölümü otel ya da pansiyon olarak kullanılıyor. En büyük yerleşim yeri olan Fira, denizden 260 metre yükseklikte kurulmuş. Otellerin küçük havuzları var. Turistler Fira’da hem güneşlenip hem de manzaranın tadını çıkarıyor. Küçük adada beyaz boyalı mavi kubbeli kiliselerin çokluğu dikkat çekiyor. Rehberimiz bu küçük kiliselerin bir kısmının aile mezarlığı olduğunu söylüyor. Yılda 1 milyondan fazla turist ağırlayan Santorini pahalı bir ada. Fotoğraf çekmekten bitap düşen Turgut Engin’le iki bardak poşet çaya 8 Euro ödüyoruz. Akşam olmadan adadan ayrılmak, dillere destan o günbatımını fotoğraflayamadığı için en çok Turgut’u üzüyor, tabii beni de...

Yunanistan'da gezinti

Midilli bize çok yakın
      İstanbul’a dönüş yolculuğundan önceki son adamız Midilli. Girit ve Eğriboz’dan sonra, Yunanistan’ın üçüncü büyük adası olan Midilli diğer gezdiğimiz iki adanın aksine geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlıyor. Zeytin ve zeytinyağı üretiminde dünyanın önde gelen markalarına ev sahipliği yapıyor. Yunanlıların Lesbos dedikleri Midilli, İÖ 7 yüzyılın büyük şairi Sappho’nun adası. Dünyaca ünlü Türk denizcisi Barboras Hayreddin bu adada dünyaya gelmiş. Ayvalık’ı andıran bu ada, 1462’den 1912’ye kadar Osmanlı hakimiyetinde kalmış. 1922’de yapılan mübadele ile, Midilli’deki Türk nüfus, karşı kıyı Rumları ile yer değiştirmiş. Mimaride Osmanlı’nın izleri hâlâ hakimiyetini koruyor. Adadan Ayvalık ve Dikili’ye feribot seferleri düzenleniyor. Midilli halkı, perşembe günleri Ayvalık pazarına gitmeyi âdet edinmiş... Şehrin girişinde Cenevizliler döneminden kalma kale dikkat çekiyor. Osmanlı döneminde yeniden inşa edilen kale kendi kaderine terk edilmiş. Kalenin içinde bir de cami var. Kale bölgesinde yer alan hamam ise harap bir halde.

Kaynak: Zaman




Google