Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Spor



Roberto Carlos ile futbol ve yaşamı üzerine...
Roberto Carlos “Komşumla hiç tanışmadım. Ya Galatasaray taraftarı ya da benden korkuyor”
      Fenerbahçe’nin dünyaca ünlü futbolcusu Roberto Carlos: “İstanbul beni çok şaşırttı. Bu kadar güzel ve büyük bir şehir beklemiyordum. Ama futbol camiası dışında Türk arkadaşım yok. Komşumu bile tanımıyorum. Biraz çekingen. Galatasaray ya da Beşiktaş taraftarı olmalı ya da benden korkuyor”

      Fenerbahçe tesislerinin girişindeki bahçe-otopark-avlu benzeri alanda Roberto Carlos’u bekliyoruz. Antrenman saati yaklaştığı için bazı futbolcuların da gelişine şahit oluyoruz; Volkan Demirel, Selçuk, Önder, Semih... Hepsi şık arabalarından inip binaya doğru yöneliyor. Colin Kazım’ın geldiği araba o kadar pahalı değil ama o daha genç zaten. İleride inşallah onun da olur.

      Kendi arabaları ne kadar göz kamaştırıcı olursa olsun tüm futbolcular binaya girmeden önce, bizimle beraber Roberto Carlos’u bekleyen Lamborghini‘ye bakıyor mutlaka. Herkesin seslendiği biçimiyle “Carlos” da Lamborghini kullanıyor. Onunki Gallardo model ve siyah. Bu söyleşi için ise onunla değil, markanın Türkiye’deki yeni modeli Lamborghini Gallardo Superleggera ile çekiyoruz fotoğrafları. Rengi “Midas sarısı”.

      Futbolcular hızlı otomobillere asla bitmeyecek bir aşk besler elbet, bunu bilmemek mümkün değil. O aşkın daha da büyüyüp antrenman saatini kaçırmalarına sebep olmaması için, bu arabanın 100 kilometreye 3,8 saniyede çıkabildiğinden kimse bahsetmiyor.

      Bir süre sonra güvenlik görevlisinin telsizinden “Roberto Carlos giriş” anonsunu duyuyoruz. Aynı anda, meraklılarının “Abi ne ses be!” diye iç çekecekleri türden bir motor gürültüsü.

      Arabadan inen adam, dünyanın en ünlü sporcularından biri. Dünya Kupası, Şampiyonlar Ligi, İspanya Ligi, Kıtalararası Kupa, Copa America, Brezilya Ligi... Hepsini kazanmış. Alameti farikası olan frikiklerinden birinde Fransa’ya attığı gol, futbol tarihinin en güzellerinden biri kabul ediliyor. Sadece önemli bir oyuncu değil, bir “celebrity” aynı zamanda.

      Türkiye’ye transferi ile ilgili ilk haber kim bilir ne zaman çıkmıştı? En az üç yıllık bir geçmişi olmalı. Biraz da Türk basınının ısrarı getirdi onu buraya sanki. Gelişi (yaşı, çapkınlığı ve aldığı paranın yüksekliği konularındaki birkaç yazıyı saymazsak) büyük coşkuyla karşılandı, haklı olarak. Türkiye’de ilk kez onun imza töreni için sahada bir platform kuruldu, tribünlere seyirci geldi. Burada geçirdiği aylar boyunca da olumlu imajı yıpranmadı, aksine haftalar ilerledikçe daha çok sevildi. Genel kanı bu sezon Fenerbahçe’nin Avrupa’daki başarısında çok büyük pay sahibi olduğu yönünde.

      Her şey bu kadar iyi gidiyorsa, neden arabadan indiğinde yüzü biraz ekşi? Oysa biz söyleşiyi yaptığımızda o unutulmaz Galatasaray maçı da oynanmamış, Fenerbahçe’de sinirler gerilmemişti. Sevilla maçında sakatlanan sol bacağı sıkıntı veriyor olmalı. Topallamasından belli. Ama kendisi için gelen Lamborghini’yi görünce neşeleniyor. Bir mini şov yapıyor, kamera ve fotoğraf makineleri onu çekerken sahici bir gülümseme var yüzünde.

      Tercüman Fatih Sönmez aracılığıyla yaptığımız söyleşi sırasında da eli zaman zaman, sakatlanan ayağına doğru gidiyor. Buna rağmen beklediğimden daha konuşkan, sohbet ilerledikçe de rahatlıyor. Zamanımız kısıtlı, konuları fazla deşemeden her alandan bir şeyler sormaya çalışıyorum.

      Konuşurken bir ara Fenerbahçe’nin fizyoterapisti Michael Schulten giriyor odaya. “Haydi, tedaviye gelmen lazım artık” diyecek muhtemelen. Ama Carlos ona bir el sallıyor, 15 dakika daha kazanıyoruz. Onun İstanbul’a gelişinde pay sahibi olan Türk medyasına bu kadar kıyak yapsın artık!

      Sahada sizi gördüğümüz son anla başlamak istiyorum. Sevilla maçında, Fenerbahçe’nin ikinci golü yediği pozisyonda ayağınıza bir darbe geldi. Kötü görünüyordu, nitekim o pozisyonun ardından çıktınız. Bir futbolcu böyle sakatlandığında, durumun da kötü olduğunun farkındaysa, yerde yatarken ne düşünür, ne hisseder?İçimden ilk geçen, çektiğim acı değildi aslında. Yaraya baktığım zaman kemiği görebiliyordum.

Roberto Carlos'la söyleşi       Ne düşündünüz o anda?
      “Eyvah, kemik kırıldı” diye geçti aklımdan. Tabii ki içimi bir korku kapladı.

      Sık sakatlanan bir sporcu olmadığınızı biliyoruz. Normal antrenman ve beslenme dışında fiziksel sağlığınız için özel bir bakım uyguluyor musunuz?
            Aslında her şeyden biraz yapıyorum. Her türlü gıda ürününü tüketiyorum. Bol bol meyve suyu içiyorum. Bunun haricinde ara sıra kırmızı şarap da içerim. Biliyorsunuz, kalp için çok iyi. Bunun haricinde çok özel bir şey yapmam.

      Şunun için sordum. Sizi izleyince işini çok seven bir adam görülüyor. Oynarkenki yüz ifadeleriniz, gollerden sonraki büyük sevinciniz... Hırs ve konsantrasyonun yanı sıra büyük bir futbol sevgisi de var içinizde sanki.
      Ben küçük yaştan beri futbolu çok sevdim. Ve hayalim de öncelikle büyük bir futbolcu olmak, ardından da tüm dünyada saygı duyulan bir isim olmaktı. Bu noktaya da aşama aşama ulaştığımı düşünüyorum. Sadece Fenerbahçe taraftarları değil, başka takımları tutanların gözünde de...

      Gerçekten burada size çok özel bir saygı duyuluyor. Bir “futbol bilgesi” gibi de bakılıyor size, farkında mısınız?
      Evet, farkındayım. Ve bunu hissetmekle kalmayıp buna aynı şekilde karşılık vermek istiyorum. Hem saha içindeki performansım hem de saha dışındaki davranışlarım ve sözlerimle. Elbette, doğuştan ve kalpten bir Brezilyalıyım. 12 yıl İspanya’da futbol oynadım ve İspanya pasaportum var. Ama elimden gelse Türk pasaportu da alırım. Burada gördüğüm inanılmaz sevgi ve saygı her gün beni daha da fazla şaşırtıyor. Hayatımda ilk kez bu kadar büyük sevgi ve saygı görüyorum.

      İlk kez mi?
      Evet, Brezilya haricinde ilk kez.

      Peki Brezilya, İspanya ve Türkiye’de insanlar sokakta sizi gördüğünde verdikleri tepkiler benzer mi?
      Aynı tepkiler. Tek fark şu: Burada insanlar sizi gördüklerine inanamıyor ve daha duygusal bir ruh haline bürünüyorlar. Orada belki de daha yakından görme imkanları daha çok olduğu için fazla şaşırmıyorlar. Burada bana dokundukları zaman kendilerini kaybediyorlar diyebilirim. Bunu yaşamak da çok güzel bir tecrübe.

“Yedi çocuğum var, dört de anne var. Artık en fazla bir tane daha yaparım”
      İnsanlar sizin en çok hangi özelliğinizi seviyor?
      Saha içindeki ve dışındaki doğal halimi. En önemlisi de çocukların beni hep iyi bir örnek olarak görmeleri.

      Evet, özellikle çocuk hayranlar konusunda çok hassas olduğunuzu görüyoruz. Kimi zaman korumalara rağmen yanlarına gidip onlarla konuşuyorsunuz, imza veriyorsunuz. Roberto Carlos imajı zedelenmesin diye mi?
      Hayır, imajımla ilgili hiçbir endişem yok benim, bunu da kesinlikle insanlara kendimi böyle göstermek için yapmıyorum, doğal halim. Ben zorluklarla büyüdüm ve küçük bir çocukken bunları yaşadım. Ünlü bir futbolcudan ya da bir şarkıcıdan imza almak istediğimde korumalar beni de engellemişti ve bunun çok yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir çocuk yanıma gelip benden imza istediğinde ben artık futbolcu Roberto Carlos değilim, sıradan biriyim. Ona ilgi gösterilmeli ve insan gibi davranılmalı.

      Sizin de yedi çocuğunuz var. Onlarla aranız nasıl, ne sıklıkta görüşüyorsunuz?
      İstediğim zaman tabii ki onlarla görüşüyorum. Yedi çocuk var, dört de anne var. Çocuklarımın üçü ilk eşimden; bizim isteğimizle, bilinçli olarak doğdular. Sonraki üçe kaza diyebiliriz. Birini de evlat edindim.

      Bundan sonra kazalar olacak mı?
      Artık en fazla bir çocuk daha yapabilirim. O da olursa kız arkadaşım Marianna ile olur ve üç yıl içinde olur.

“Politika dahil her şeyi izlerim, tüm ligleri takip ederim. Sadece kaybettiğimiz maçları seyretmem”
      Antrenman ya da maç bittikten sonra eve gittiğinde futbol izleyen, okuyan, futbol üzerine düşünen biri misiniz?
      Her şeyi takip ediyorum. Bir tek şeyi izlemiyorum: Kaybettiğimiz maçı. Onun dışında İtalya, İspanya, İngiltere, Portekiz liglerini ve onlarla ilgili haberleri yakından takip ediyorum. Biraz da politikayı takip ediyorum.

      Türkiye’deki politik gelişmeler de dahil mi bu ilginize?
      Evet.

      Peki gündemdeki meselelerle ilgili ne düşünüyorsunuz? Örneğin Türkiye’nin Kuzey Irak operasyonu hakkında?
      Terörizm beni çok rahatsız ediyor. İnsanların hayatlarının bu şekilde son bulması beni gerçekten çok üzüyor. Türkiye’de Kürtlerle ilgili bir problem var. Belli ki kendi aralarında olan bir şey. İspanya’da da ETA diye bir örgüt var mesela. Onlar da sebepsiz yere masum insanları öldürüyor. Ve bu içimi çok acıtıyor. Çünkü kimse savaş olmasını istemez. Ben herkesin barış içinde yaşayabileceğine inanıyorum.

      Türban?
      Herkesin dinine saygı duyuyorum. Bununla ilgili fazla yorum yapmak istemiyorum.

      Brezilya’da gördüğünüz en büyük sorun nedir?
      Orada da benzer sorunlar var. Çok fazla işsiz ve fakir insan yaşıyor. Hiçbir şeyi olmayan, hiçbir şeyden de korkusu olmayan, çok ufak bir şey için sizi öldürebilecek insanlar dolaşıyor. Bu da devletin çözmesi gereken büyük bir problem, aynı Türkiye’de olduğu gibi.

“İnsanlar güzel, şehir güzel, kadınlar güzel”
      Türkiye’ye gelmeden önce ne bekliyordunuz? Hem futbol kalitesi hem de ülkedeki hayat açısından...
      Saha içinde aşağı yukarı beklediğim gibi buldum. Saha dışında ise İstanbul beni çok şaşırttı. Bu kadar büyük bir şehir olduğunu tahmin etmiyordum. Gerçekten çok güzel ve görebileceğiniz birçok yer var. İnsanlar güzel, şehir güzel, kadınlar güzel...

      Özel hayatınızda kimlerle vakit geçiriyorsunuz? Brezilyalılar ve futbol camiası dışında hiç arkadaş edinebildiniz mi?
      Türk arkadaşlarım bizim takımdan Can Arat, Volkan Demirel, Selçuk, Volkan Babacan, Gökhan. Ve tabii tercümanlar...

Roberto Carlos ropörtjaı       Takım haricinde?
      Hayır, komşumu bile tanımıyorum. Komşum biraz çekingen. Galatasaray ya da Beşiktaş taraftarı olmalı ya da benden korkuyor.

“22 yıl para biriktirdim, bir Lamborghini aldım!”
      Futbol dışında nelerle uğraşıyorsunuz? Hobileriniz var mı?
      Normal hayat. Evdeyim, bazen de restorana gidiyorum. Diskotek...
      (Söyleşiye başlayalı neredeyse 10 dakika olmuştu ve Roberto Carlos ilk kez bu “diskotek” esprisinden sonra gülümsedi. İspanya’da oynarken zaman zaman gece hayatı ve çapkınlıklarıyla da gündeme gelen futbolcunun, İstanbul’da gece vakti Reina dışında gittiği bir yer neredeyse görülmedi.)

      Ağustos 2007’deki Formula 1 İstanbul izleyicileri arasında siz de vardınız. F1 pilotları Fernando Alonso ve Felipe Massa ile arkadaş olduğunuzu öğrendik. Sizin de hıza düşkünlüğünüz var mı?
      Hızı seviyorum. Hatta Brezilya’da da hızlı araç kullanabileceğim iki tane pist var ve bunlara gidiyorum. Onun haricinde, Alonso ile arkadaşım ama asıl Felipe Massa için kardeşim gibi diyebilirim. Onunla çok sıcak bir ilişkimiz var. Onun haricinde Moto GP’yi de takip ediyorum. Oradan da Valentino Rossi, Dani Pedrosa gibi pilotları tanıyorum.
      Formula 1 İstanbul’un yüzü olacak

      Brezilya sadece Massa’yı değil, Ayrton Senna, Rubens Barrichello gibi ünlü pilotlar yetiştirdi. Ülkede böyle bir gelenekten bahsedebilir miyiz?
      Evet, Brezilya insanı gerçekten futbolun dışında hızı da seviyor galiba. Ayrton Senna’nın ölümünden sonra Formula 1’e ilgi biraz azalmıştı. Felipe’nin başarısından sonra yeniden arttı. İspanya’da da benzer bir durum var. Alonso’dan sonra ilgi orada da çok arttı, bir “Alonsomania” oluştu. Brezilya’da da “Massamania” var. Aynı şekilde eski F1 pilotları Nelson Piquet ve Emerson Fittipaldi de çok seviliyor.

      Burada hız tutkunuzu tatmin edebiliyor musunuz?
      Evet, aslında var. Türkiye’den de bir yetkili benimle gö-rüştü ve Formula 1 İstanbul’un yüzü olmamı istedi. Ve bu pisti de istediğim zaman kullanabileceğimi söyledi.

      Şu anda bir Lamborghini kullanıyorsunuz. Neden bu arabayı tercih ettiniz?
      Farklı bir araba almak istiyordum. Real Madrid’de oynarken iki farklı Ferrari kullanmıştım. Lamborghini ise daha az sayıda kişide vardı: Sadece Predrag Mijatoviç, Clarence Seedorf ve Davor Suker’de. Burada da sadece bende ve Volkan Demirel’de var. Düşünsenize, 22 yıl çalıştım ve sonunda bir Lamborghini aldım!

“Türkiye’deki taraftarlar daha motive, daha çok şarkı söylüyor”
      Yıllar önce yaptığınız bir söyleşide “2004 yılında Avrupa’dan ayrılırım, bir yıl daha Brezilya’da oynarım, sonra da futbolu bırakırım” demişsiniz. Fikrinizi değiştiren ne oldu?
      Hep benim gibi bir sol bek çıkmasını bekledim ama olmadı. Tabii ki iyi oyuncular geldi ama benim özelliklerimde bir oyuncu çıkmadı. 2004 yılına geldiğimizde de ben artık Dünya Kupası, İspanya lig şampiyonluğu, Kıtalararası Kupa, Avrupa Süper Kupası kazanmış bir oyuncuydum. Bunun üzerine bir yıl daha oynama kararı aldım. Sonra yine başarılar geldikçe birer yıl birer yıl uzattım. Bu şekilde ilerliyor, hâlâ da oynamak istiyorum.

      Yani Fenerbahçe ile başarılı olursanız beklenenden daha uzun süre buralarda olacak mısınız?
      Aynen.

      “Benim tarzımda bir sol bek gelmedi” dediniz. Türkiye’de var mı sizin bölgenizde oynayan ve dikkatinizi çeken futbolcular?
      Genelde hepsi birbirine benziyor. Galatasaray’da Hakan Balta biraz farklı, iyi bir oyuncu ama boyu biraz uzun. Ayrıca Wederson bence Türkiye’de 10 yıl boyunca sol bek açığını kapatır. Tabii İbrahim Üzülmez’den de bahsetmem gerek.
      (Bu cümlenin çevirisi bitince Roberto Carlos bir kez daha gülmeye başlıyor. Neden güldüğünü anlamak için Beşiktaş kaptanı İbrahim Üzülmez’in daha önce söylediği “Carlos’un kafasına top çarptı gol oldu, adamı kahraman yaptılar” ve “Benden daha iyi futbolcu olduğunu kabul etmek gerek. Ama lige baktığımız zaman, ben Roberto Carlos’tan daha iyi performans beklerdim” sözlerini hatırlatmakta fayda var.)

      Buraya geldiğinizden beri iki defa Galatasaray maçına çıktınız. İspanya’da da Real Madrid-Barcelona mücadelesi tıpkı bu derbi gibi çok önemlidir. İkisini kıyaslayabilir misiniz?
      Pek çok Real Madrid-Barcelona maçına çıktım. Gerçekten duygusal maçlardır. Ama Fenerbahçe-Galatasaray çok daha farklı çünkü taraftar oyuna çok etki ediyor ve onlar da bir şekilde sizinle o duyguyu paylaşıyorlar. Daha motiveler ve daha çok şarkı söylüyorlar. İspanya’daki taraftar biraz daha suskun diyebilirim.

“Fenerbahçe’de teknik direktörlük yapmak isterim”
      1973 doğumlusunuz, 35 yaşınızı doldurmanıza az kaldı. 10 yıl önce atabildiğiniz deparları şimdi atamamak ya da 10 yıl önce durdurabildiğiniz rakipleri durduramamak futbolunuzu nasıl etkiliyor? Örneğin daha kontrollü mü oynuyorsunuz?
      Hayır. Zaten ben bugün kendime iyi baktığım sürece, 22-23 yaşımdaki gibi oynayabilirim. Bu arada oluşabilecek eksiklikleri ise tecrübemle kapatıyorum, mesafeleri kısaltıyorum. O gün yaptıklarımı bugün hâlâ yapabilirim, o fizik kapasiteye sahibim.
      (Tercüman Fatih bu cevabı bitirir bitirmez Roberto Carlos yüzüme baktı ve ifadesini hiç değiştirmeden, sanki ek bir cümle söyleyecekmiş gibi bana şöyle dedi: “Every day sexo.” Yani “Her gün sexo!” Ardından yine kahkahalar.)

      Sizin en önemli özelliklerinizden biri de artık efsaneleşmiş frikikleriniz. Ama bu sezon alıştığımız Roberto Carlos vuruşlarını göremiyoruz. Nasıl bir şeydir frikik anı? 15-20 yıl boyunca iyi frikikler atan bir oyuncu bir sezonda o seviyenin altına nasıl düşer?
      Bu biraz konsantrasyon meselesi, biraz da o anda topun ayağınıza ne kadar iyi oturduğuyla ilgili. Bazen direkt, bazen iç falsolu, bazen dış falsolu vurmaya çalışıyorum. Çoğu zaman top kalecinin üstüne gitti ve kaleci de müdahale etti elbette. Ama denemeye devam edeceğim ve eminim ki o top en yakın zamanda içeriye girecek.

      Pek çok futbolcunun ırkçılıktan dertli olduğunu biliyoruz. Siz hiç ırkçı bir tepkiyle karşılaştınız mı?
      Türkiye’de hiç böyle bir şey yaşamadım, yaşayacağımı da sanmıyorum. İnsanların bu konuda büyük saygısı var. İspanya’da ise Real Zaragoza-Barcelona maçında Eto’o’nun yaşadıklarını biliyoruz. İnsanları derilerinin rengine göre değerlendirmek çok yanlış. Ben de böyle yapanları beyinleri küçük olarak değerlendiriyorum. Başka da söylenecek bir şey yok. Burada biraz da FIFA’ya iş düşüyor. Daha sert yaptırımlar getirebilir bu konuyla ilgili.

      Uluslararası alanda da çok saygın bir oyuncusunuz. Jübile yaptıktan sonra, örneğin bugünkü UEFA Başkanı Platini gibi, futbolun yönetiminde yer almayı düşünüyor musunuz?
      Hayır, ilk önce teknik direktör olmak istiyorum. Eğer mümkünse Türkiye’de, Fenerbahçe’de.

“Takımdakiler bana ‘Baba’ diyor”
      Geldiğiniz günden beri Fenerbahçe’ye en büyük katkınız ne oldu?
      Öncelikle şakalarım, esprilerim. Mutluluk, güler yüz... Ayrıca tecrübe, motivasyon ve takım içinde herkesin birbiriyle uyumu.

      Pek çok yorumcu saha içi liderlik, bir “abi”lik görevini yürüttüğünüzü de düşünüyor.
      Belki de... Hepsinden biraz... Zaten takımdaki herkes beni “baba” diye çağırıyor.

      Fenerbahçe’nin de imajına katkıda bulundunuz, kulübü insanların gözünde daha sempatik kıldınız.
      Rakiplerin gözünde değil ama! Fenerbahçe benimle ya da bensiz her zaman büyük bir takım. Bu değişmez bir gerçek. Ama ben Brezilya milli takımında ve Real Madrid’de yıllarca oynadıktan sonra buraya gelince hem basının hem de futbol izleyicilerinin dikkati Fenerbahçe’ye yöneldi, bu da normal. Ama Fenerbahçe ben futbolu bıraktıktan sonra da büyük olmaya devam edecek.

Kaynak: Milliyet




Google