Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Spor



Fatih Terim'le futbol ve yaşamı üzerine söyleşi
Fatih Terim       Milli Takımlar Teknik Sorumlusu Fatih Terim: “Eşim Fulya hayatımdaki en önemli varlık. Aslında yaşamları ters iki kişiyiz. Düşünün; ben Adana’dan gelmişim, o İsviçre’de okumuş. Aşçılarla, şoförlerle büyümüş; ben tam tersi. Ama futbol gibi, aşk da alakasız kişileri bir araya getirmeyi beceriyor”

      Avrupa Şampiyonası’na günler kaldı, memleket Milli Takım’a kilitlendi. Daha önce 1996’da yüklendiğimiz kapıları bugün daha büyük beklentiyle zorlayacağız. Çünkü 12 yıl önce Türk futbolunun esamisi okunmuyordu dünyada. Ne Galatasaray UEFA kupasını almıştı ne de Dünya Şampiyonası’nda yarı final oynamıştık. Şimdi “Mühim olan katılmak”tan “Finali kimle oynarız?”a terfi ettik. Milli Takımlar Teknik Sorumlusu Fatih Terim‘in omzundaki yük de aynı oranda artmış oldu. Bugün daha heyecanlı olduğunu itiraf etse de burnundan kıl aldırmıyor Fatih Hoca. Her zamanki hali elbette.

      Euro 2008’e hangi kadroyla gideceğimiz, kimin hangi sistemde nerede oynayacağı gibi konular zaten günlerdir spor sayfalarından inmiyor. Ben bu teknik konuların arkasındaki Fatih Terim’i merak ettim. Ne yer, ne içer, maçtan önce nasıl olur, kaybederse nerede teselli arar? Gerçekten o kadar sert mi? Evde fırtınalar mı estiriyor? Bunları sordum. Kaybetmek, korku, endişe gibi sözcükler üzerinden kayıyor, bu kadar başarıya odaklı az insan tanıdım açıkçası... Belki de sırrı buradadır.

      12 yıl aradan sonra yine sizin çalıştırdığınız bir takımla Avrupa Şampiyonası’na gidiyoruz. Şimdi daha mı heyecanlısınız?
      Valla daha heyecanlıyım. O zaman gitmek kafiydi; bugün hem katılmak önemli hem de netice almak. Çok evvel Avrupa Şampiyonası platformu görmüş bir adam olarak evvelki sene Dünya Kupası’na misafir olarak gitmek hoş değildi. Skor muhakkak çok önemli ama sonuçta bir oyun bu.

      Korkuyor musunuz?
      Hayır. Ben korkarsam benden yansıyacak ışık da oyuncularımı korkutur. Ama bu korkulacak bir oyun değil, zevk alınacak bir oyun. Tüm sonuçlara kendimi hazırlamışımdır, ayakta durmayı bilmişimdir. Sonuçta benim canımı alacak Allah’tan başka kimse yok. Korkarsanız bu işi yapamazsınız.

      Nasıl hazırlar insan kendini yenilgiye?
      Ben hazırlamam. Futboldaki sonuçlar herkes için geçerli. Dünyada devamlı kaybeden ya da kazanan bir Allah’ın kulu yok. En dik konuşmalarımı durum iyi değilken yapmışımdır. İyiyken herkes yapar çünkü. Futbolda yenilginin de var olduğunu bilerek hareket ediyorum sadece.

      Gücünüzü nereden alıyorsunuz?
      Bilgimden... Ben 46 senedir çalışıyorum. Bunun 40 senesinde futbol var. Bu konuda konuşma hakkını kendimde görüyorum, iddialı olduğumu ilk günden söyledim.

      Başarı felsefeniz nedir?
      İnsanlar denemelidir. Hata yapmadan doğruyu nasıl öğreneceksiniz? Ben hâlâ hata yapıyorum. Diyelim ki size sorumluluğu verdim, yetkiyi vermedim. Davul sizde, tokmak bende. Böyle bir çalışma düzeni olmaz. Güvendiğinizi ifade eden bir ortam sağlarsanız, hoşgörüyle davranırsanız, insanlar çok daha rahat olur. Baskı altında kimse iyi performans veremez.

      Ama işin özünde baskı, stres var. Nasıl baş ediyorsunuz?
      Ben maçtan çıkar, doğru eve giderim. Kazansam da, kaybetsem de. Eğer sonuç kötüyse ne eşim ne çocuklarım benimle konuşur. Kendi halime bırakırlar. Saatler geçtikten sonra ben konuyu açarsam konuşuruz. Şimdi bu huzuru başka yerde, tedaviyle falan bulamazsınız.

      Ya galibiyette ne olur?
      Gene eve giderim. Mesela Galatasaray’ın UEFA şampiyonluğunda Taksim’e geliyorduk, otobüsten indim. Bir polis otosuna rica ettim, beni eve atar mısınız diye. Eve gittim. Gece de bizim için bir yemek vardı. Fulya (Terim) hazırlanmış, ben de giyiniyorum... UEFA şampiyonluğu yemeği bu ya. Göz göze geldik, ikimiz de anladık, eşofmanları giyip geçtik televizyonun karşısına... Gitmedik o yemeğe.

“Beğenilmek için oynamam, mavi boncukçu değilim”
      Futbol dünyanın en gözde sporu. Sırrı nerede sizce?
      Herhalde üzerinde en kolay konuşulacak oyun olmasında. Şuraya iki taş koysak bir kale olur. Üçüncü taşla da gol atarsın. Erkek çocukların iki oyuncağı vardır; biri top, diğeri kamyon.

      Diyelim ki iki tane eşit güçte takım çıktı sahaya. Hangisi kazanır? a) Şanslı olan b) Akıllı olan c) Futbolu daha çok seven?
      Ben şansı çok fazla önemsemiyorum. Şans çalışanların, oynayanların yanındadır. Skoru hepimiz istiyoruz ama bu skoru iyi bir oyunla alabilmek en büyük keyif. Onun için de oyuncularıma hep şunu söylüyorum: Zevk alın.

      Şans hiç mi yok?
      Diyorlar ki, “Kardeşim 93’te attın golü”. E kovalıyorsun ki atıyorsun. “O direğe çarpmasaydı gol olmazdı.” E, vurdum ki çarptı. Yıllarca her şeye bir bahane, kendimizi teselli edecek bir sebep bulduk. Ama gerçek öyle değildi. Ben oynama isteğini çok önemsiyorum. Nerede olursa olsun. Çimler değişmiyor, her yerde aynı çim.

      Futbol konusunda herkes atıp tutuyor. Kızıyor musunuz, yoksa artık alıştınız mı?
      Alışmadık, böyle bir huyumuz da yok. Ama eleştirileri ayırt etmeyi öğrendim. Mesela basın toplantısında, dört sarı kartından dolayı ceza almış bir oyuncuyu neden oynatmadığımı sorarsa onu ciddiye alamam. Kardeşim UEFA oynatmıyor, ben değil. Bunu kaale almak bizim gibi akıllı insanlara vakit kaybettirmek demektir.

      Eleştiriye tahammüllü müsünüz?
      Benim kadar eleştirilen, benim kadar eleştiriye tahammül eden var mı? Saçma eleştirilere tahammülüm doğal olarak yok. Ben “O da sağ olsun, bu da sağ olsun” demem. Tarzım değil.

      Buraya gelirken taksi şoförüne “Fatih Hoca ile konuşmaya gidiyorum, ne sormak istersin?” dedim. İlk sorusu “Niye agresif davranıyor?” oldu.
      Beni tanıyan hiç öyle demiyor ama. Şeker gibi adamsın diyor. İnsanoğlunun tabiatında inişler çıkışlar olmalı. Tekdüze bir adam olamam.

      Hep farklı mı olmalısınız?
      Ben futbolcuyken de şöhrettim. Milli Takım’ın, Galatasaray’ın kaptanıydım. İnsanlara kendimi beğendirmek için oynamıyorum, natürelim. Beğenen olacaktır, beğenmeyen olacaktır. Mavi boncukçu değilim.

“Maçtan önce odamda oturur, kafamda o maçı oynarım”
      Yıl 1969, Adana Demirspor’un kapısından girdiniz. O günden bugüne bakınca ne görüyorsunuz?
      Çok evreler, çok tecrübeler geçirmiş, hayatı yaşayarak öğrenmiş, öğrenmeye de devam eden bir Fatih Terim görüyorum. Şimdi bırakın şehirler arasını, kıtalar arası bile kısaldı. O gün için Adana-İstanbul öyle uzaktı ki... Ben Galatasaray’a geldiğimde 21 yaşındaydım. Gazeteler “Fatih Terim’i kaçırdılar” diye yazdığında annemle babam telefon açmıştı “Ne yaptılar sana?” diye...

      Taksi şoförünün ikinci sorusu da Euro 2008 kadrosuna Hakan Şükür’ü neden almadığınızdı.
      İstersem kadro 35 kişi de olabilirdi. Niye değil? Çünkü doğrusu bu.

      Hangi rakiplerimizi beğeniyorsunuz?
      Fransa’yı, İtalya’yı, bir de Almanya’yı... Hatta zaman zaman Hollanda’yı, Portekiz’i...

      Yarı finali kimle oynarız?
      Falcı değilim. Skor, netice tahmin etmem.

      Gönlünüzden de geçirmez misiniz?
      Geçirmez miyim, yaşarım hatta. Şu anda hayallerimde neler var bir bilseniz. Biz yarı finale çıktığımız zaman karşımızda kim olduğu hiç fark etmez. Ne bekleyeceğiz? Yarı finalde zayıf rakip gelsin. Oraya gelen takım zayıf mı olur?

      Maç başlarken ne olur size?
      Maçtan önce odamda oturuyorumdur ve olması muhtemel maçı oynuyorumdur kafamda. 1’inci dakikada ne olur, 50’nci dakikada ne olur? Yaşıyorum ben o maçı. Ama şunu iddia ediyorum, işini yaşamayan bir insan başarılı olamaz. İşi yaşamak, sevmek lazım. Sevmek çok hafif kalıyor sanki. Futbol benim için bir tutku.

“Kızlara Fulya’nın izin vermediklerine ben veriyorum”
      Evde hayat nasıldır? Kızlarınıza karşı yumuşak mısınız, sert mi?
      Onlara hiç bağırmadım. Bir kere bile... Hatta 10 sene evvel bir pedagoğumuz vardı, bir gün beni çağırdı ve “Hocam sizin çocuklar yüksek sesle nasıl bağırılır onu bile bilmiyorlar. Bu kadar sevgi de çok fazla” dedi. Bir de şunu söyledi: “Anneyi tost olmaktan kurtaralım.”

      Ne demek bu?
      Sinemaya mı gidilecek, anneye söyleniyor, o da gelip bana soruyor. Ondan geçiyor yani her şey. O günden sonra değiştim. Hatta biraz abarttım galiba. Şimdi Fulya’nın izin vermediklerine ben veriyorum.

      Sizinle ilgili eleştirilerden nasıl etkileniyorlar?
      Muhakkak ki negatif etkileniyorlar. Hangi evlat ister annesine babasına dokunulsun? Ama benim duruşum onları rahat ettiriyor. İşin doğasında bunun olduğunu biliyorlar.

      Ya Fulya hanım?
      Fulya benim hayatımdaki en önemli varlık. Yaşamları çok ters iki kişiyiz aslında. Düşün ben Adana’dan gelmişim, o İsviçre’de okumuş.

      Nasıl bir araya geldiniz?
      Aşk getiriyor. O aşçılarla, şoförlerle büyümüş; ben tam tersi. Ama nasıl futbol alakasız kişileri bir araya getirmeyi beceriyorsa, aşk da getiriyor. Flörtle beraber 30 yıl oldu birlikteliğimiz. Aşçıdan, yardımcılardan gelip bir kurallar zincirine girmek çok kolay değil. Mesela bizde baba gelmeden sofraya oturulmaz ama baba da illa o saatte gelir. Fulya evlendiğimizde belki hiçbir yemeği bilmezken şimdi onun yemeklerini hiçbir şeye değişmiyorum.

      Ne yemek seversiniz?
      Yemek ayırt etmem genelde. Sadece pişmiş soğan yemem.

      Giyim kuşam alışverişinizi Fulya hanım mı yapıyor?
      Kendim yapıyorum. Evden çıkarken Fulya şöyle bir bakar. Ben bekarlığımda da güzel giyinmeyi seven biriydim zaten.

“İtalya’dan sonra daha çok makarna yer oldum”
      Nereden alışveriş yapıyorsunuz?
      Floransa’da bir butiğim var, hâlâ oradan alıyorum bazı şeyleri. Telefon ediyor bana, “Kilo aldınız mı, almadınız mı?” diyor, tak bir hafta sonra gönderiyor. Ama buradan da giyiniyorum.

      İtalya’dan ne alışkanlıklar kaldı?
      Daha çok kahve içer, daha çok makarna yer oldum. Arar oldum hatta.

      Adanalılar mutfağa meraklıdır. Var mı öyle marifetleriniz?
      Hiç. Ben o konuda sıfırım. Zaten Fulya sokmaz. Her şeyi kırıp dökeceğime göre, böyle bir zaiyat vermemi Fulya önlüyor.

“Kulağımda iPod varken arada sesimin tonunu kaçırıyorum”
      Ne tür kitaplar okuyorsunuz?
      Birkaç kitabı bir arada okurum. Türk yazarları da okurum, yabancı romanları da... Yaşar Kemal de Adanalı biliyorsun, eski tanışıklığımız var. Bütün kitaplarını okudum.

      Müzik?
      Müzik benim en önemi hobilerimden biri. Bir defa Türk sanat müziğine bayılırım. Muazzez Abacı’dan tutun da Gönül Akkor’a kadar. Ama her türlü müziği de dinlerim; Sezen Aksu, Sıla... “Popstar Alaturka”yı hiç kaçırmam, bir de TRT’deki sanat müziği konserlerini. Zaten kampta da beni iPod’umu takmış göreceksiniz çoğu zaman. Yalnız kulağımda iPod varken arada sesimin tonunu kaçırıyorum, millet dikkat kesilince uyanıyorum.

      Güzel şarkı söyler misiniz?
      İyi dinleyiciyim esas. Ama her şarkıya eşlik edecek kadar sözlerini de bilirim.

      Kulağınız iyi mi?
      Gözüm ve kulağım zaten hep açık.

      Sinemaya gidiyor musunuz?
      Arada bir çünkü rahat edemiyorum. İnsanların ilgisi hoş ama ben de filme konsantre olmak istiyorum.

      Futbol dışında nelerle vakit geçiriyorsunuz?
      Televizyon kumandası ile aram çok iyi. Yerli dizilerin hemen hemen hepsini izliyorum. Kaçırdığım bölümleri kaydediyorum.

      Nasıl vakit buluyorsunuz?
      E, nerede geçiriyorum gecelerimi? Çok geç yatar, az uyurum. Yarışma programlarını, açık oturumları, hepsini izliyorum.

      En çok hangi dizileri seviyorsunuz?
      “Avrupa Yakası”nı çok seviyorum. Bu kadar uzun zaman ayakta kalabilmek kolay bir şey değil. “Kurtlar Vadisi”, “Elveda Rumeli”, “Asi”, “Binbir Gece”... Şimdi aklıma gelmeyenlere ayıp olmasın.

Kaynak: Milliyet




Google