Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Spor



Şansal Büyüka ve eşiyle sohbet
Şansal Büyüka ile sohbet       Şansal Büyüka, Türkiye’nin en ses getiren spor programının sunucusu... Meslekte 35 yılını dolduran Büyüka’yı hep Erman Toroğlu’nun karşısında, tansiyonu düşüren adam olarak izledik.

      Büyüka ailesinde tahminlerin aksine spor en az konuşulan konulardan biri. Şansal Büyüka’nın eşi Nihal Hanım, NTV Spor’da spor programı sunan kızları Sine ve oğulları Hazar, koyu birer Galatasaraylı. Evin tek Fenerli bireyi olan Şansal Büyüka, “Ailede bir tek ben Fenerbahçeliyim. Ama hiç bu konuda kavga etmeyiz. Çünkü ben fanatizme karşıyım” diyor.

Şansal, pek sık rastladığımız bir isim değil. Size şans getirdi mi?
      Şansal Büyüka: Benim ismim aslında nüfus kaydında “Şansav” olarak geçer. Sonu “v” harfi ile biter. Ama medyada “Şansal” olarak geldi, öyle de gidiyor. Soyadım Kafkasya’dan gelmedir. Kafkas kökenliyiz, Çerkezlik var bizde. Soyadı kanunu çıkınca babam böyle bir soyad almış. Ama hayatıma bakınca, şanslı biri olduğumu kabul ediyorum.

Çocukluğunuzda da şanslı mıydınız?
      Ş.B: Açıkçası evet. Babam ormanlık fidan müdürüydü. Doğayla iç içe büyüdük. Uzun yıllar Sivas’ta kaldık. Kışın atların çektiği, kapalı kızaklarla okula giderdik. Yeşillikler içerisinde, kendi meyvelerimizin yetiştiği, kendi besi hayvanlarımızdan etimizi, sütümüzü sağladığımız, rüya gibi bir çocukluğum oldu. 1960’ların sonunda lise bitince Adapazarı’na geldik. Daha lise yıllarında öykü yarışmalarına katılıp iyi dereceler alırdım. Sonra içimdeki o yazma dürtüsüyle Gazetecilik Yüksekokulu’na başladım. Mezun olduktan sonra, gazeteciliğe ilk adımımı Milliyet’te attım. Sene 1973’tü. Bugün meslekte 35’inci yılımı doldurdum. Yaşam için bile yolun yarısı...

Sporla tanışmanız tesadüf mü?
      Ş.B: Lise yıllarında voleybol oynadım ve atletizm yaptım. Çok küçük yaşlardan beri ciddi bir futbol tutkum vardı. İstanbul’a gelince, Kadıköy Kızıltoprak’ta uzun süre yaşadım. Fenerbahçe’nin merkezi gibidir Kızıltoprak... Amcamın işi nedeniyle o dönemin medya yöneticileri ile hep iç içe oldum. Zaten içimde hem yazmaya hem de futbola karşı hep bir istek vardı. Bu istek de beni buralara taşıdı.

Ekrana transferiniz nasıl gerçekleşti?
      Ş.B: O dönem Milliyet Gazetesi’nin spor müdürüydüm. İşe ilk kez başladığım, titrek adımlarla binasından içeri girdiğim yerde yöneticiydim. “Herhalde mesleği bu noktada bitiririm” derken Türkiye’de özel televizyonculuk başladı. Bana da teklif geldi. Baktım ki ekonomisi de iyi, “Neden olmasın” dedim. Teklif çok cazip ama özel televizyonculuğun durumu ne olacak? Kararı vermeden önce 3 ay düşündüm. Ekran önüne geçmemde eşimin ciddi katkısı oldu. Bana “Bu geleceğin mesleği, kabul et” dedi. Eşimin sezgilerine güvenirim...
      Nihal Büyüka: Eşim çok iyi bir yerdeydi. Ama TV ile dünya hızla bir değişime girdi. Bir de işin ucunda iyi para var. İki çocuğumuz olunca, ister istemez onların geleceğini de düşünmek zorundaydık. Üç ay Şansav’ın televizyona geçmesi için başının etini yedim.

Çocuklarınız neler yapıyor?
      N.B:
Kızım Sine, 24 yaşında. NTV Spor kanalında program sunuyor. O da babasının izinden gitti. Oğlum Hazar da 23 yaşında. O da yurt dışında üniversite bitirdikten sonra Türkiye’ye döndü. Şimdi ticarete atılmayı düşünüyor.

Kızınızın spor spikeri olmasını desteklediniz mi?
      Ş.B:
Açıkçası hiç desteklemedim. Kızımın spor programı sunucusu olmasını istemiyordum. Çünkü bayanların spor konusunda yeterli bilgi ve donanıma sahip olduğunu düşünmüyorum. Genelleme yapmak istemem ama spor servisi çalışanlarından biliyorum. Ayrıca, kızım NTV’de kültür-sanat bölümündeydi. O konuda da çok birikimli ve doludur. Ama NTV yöneticileri çok ısrar ettiler. Bir süre direndim. Baktım ki kızım oraya yönelmek istiyor, inadımı kırdım. Ama şimdi görüyorum ki, ciddi biçimde sporla ilgili. Hemen hemen her maçı benimle izler. Gelir görüşlerimi de alır. Daha yolun çok başında ama ciddi bir mesafe aldı.
      N.B: Kızımın spora geçmesi beni de şaşırttı. NTV Spor kanalı kurulurken yöneticilerin “Yeni kanalımızın ekran yüzü olsun” ısrarına direnemedi...

Ekrandan tanıdığımız Şansal Büyüka gündelik yaşamda nasıldır?
      N.B:
Şansav’ın en büyük özelliği çok iyi bir baba oluşu. Aynı zamanda, çok da iyi bir eş. Birçok zevkimiz de ortak. Türk Sanat Müziği dinlemeyi severiz. İlk yıllarımızda meşhur gazinolara çok gitmişliğimiz vardır. Şimdi bile fırsat bulunca Günay’da Çoşkun Sabah’ı dinleriz. İkimiz de kitap okumayı severiz. Tabii Şansav’ın bende sevmediği bir özellik var: Mesleğim dolayısıyla çok geziyorum. Eskiden THY’de uçucu hostestim. Evlenince de yere geçip satış bölümünden emekli oldum.
      Ş.B: Bir seyahati bitirmeden, ikincinin programlarını yapıyor. Ve gidişleri de öyle 1-2 gün olmuyor. Bir gidişi aslında 2 hafta firar demek (Gülüyor).

Tanışmanız da seyahatte mi oldu?
      Ş.B:
Milliyet’in Ankara Spor Servisi şefi askere gitmişti. Ben de geçici olarak Ankara’ya gitmiştim. Bir yıl Ankara’da çalıştım.
      N.B: Ben de aslen Ankaralıyım. Şansav, Ankara’da akrabası olan, folklordan bir arkadaşımla beraber kalıyordu. O arkadaşım “İlla ki bana yemeğe gelin” diye çok ısrar etti. Ben de uçuştan üzerimde üniformalarla geldim. Abim, eşi ve ben arkadaşın evinde yemek yiyoruz. O sırada kapı açıldı ve Şansav girdi. O gün de karlı bir gün, meğerse midesi de rahatsızmış. “Eve gidip yatayım” demiş. Evde bir sürü “gereksiz” insan olunca bozulmuş. Ama sonradan bayağı gerekli bir durum oldu bu tabii. (Gülüyor).

Hayatınızın kadını olduğunu o anda hissettiniz mi?
      Ş.B:
Gençtim, Ankara’da deli dolu dönemimdi. Söylemesi ayıp ama yakışıklıyım da... Nihal’dan etkilendim. Ankara’da 1 sene kalıp İstanbul’a döndüm. Nihal de zaten sürekli uçuyordu. İstanbul’a döndükten sonra Ankara’da evini paylaştığım akrabama “Nihal’le beni buluştursana” dedim. İstanbul’dan sefere gideceği bir gün ayak üstü Gelik’te buluştuk. Tabii o zamanlar Milliyet’te parasız pulsuz bir muhabirim... Arkadaşlardan Amerikan yardımı aldım giderken...

Evlilik teklifini nerede yaptınız?
      Ş.B:
Teklifi hemen o gece yaptık ama araya askerliğim girdi. Ev işi hallolmadı. Birkaç sene nişanlı kaldıktan sonra evlenebildik.
      N.B: Ben nişanlandığımız günü hiç unutmam. Bana “Bir saate kadar gelirim” dedi ama gidiş o gidiş...
      Ş.B: Bir yılbaşı akşamı Milliyet’teydim. Daha gazetenin toylarındanım. O zaman da “Şöhretler yeni yıla nasıl girdi” diye bir haber yapılacak. Aynı gece de bizim nişanımız olacak. Ama gazetede fotoğraf çekecek adam bulamıyorlar. Ben nişan yüzüklerimi taktım ve Nihal’e “Bir saate kadar döneceğim” deyip işe gittim...

Ne zaman döndünüz?
      Ş.B:
3-4 saat sonra... Ben kızım doğduğu gün bile eşimin yanında olamadım. 10 sene hiç yıllık izin yapmadım. Nişanımda yanında olamadım, doğumunda yanında olamadım. Ama eşim bir gün bile bana serzenişte bulunmadı. Bir yerlere kolay gelinmiyor. Ben “Neredesin, nerede kaldın” gibi bir yaşam tarzını zaten benimseyemem. Başarıya giden yolda da ciddi engeldir. Bu meslek öyle bir meslek ki, önce işin sonra eşin. Yoksa zirveye çıkamazsın. Bunu kabullenecek bir eş bulmalısın.

Para hayatınızda ne kadar önemliydi?
      Ş.B:
Açıkçası evliliğimizin ilk yıllarında evimize eşim baktı. Ben de maaş alıyordum. Ama eşim benden fazla kazanıyordu. Sonuçta ben bir memur çocuğuyum. Bununla da iftihar ederim. Evliliğimizin ilk yıllarında ciddi para sıkıntıları çektik. Biz bu meslekte dişimizle, tırnağımızla bir yerlere geldik. Bir de biz TV seyircisinin Türkiye’de alışkın olmadığı magazinsel programlar yaptık. Onlar tutup da müessese de kazanınca, bize de yansıdı.

Eşinizi TV’de nasıl buluyorsunuz?
      N.B:
İlk zamanlar çok heyecanlanıyordum. Şimdi kızımda aynı heyecanı yaşıyorum. Bir süre sonra alışıyorsunuz. Şu anda daha “eleştirel” gözle bakıyorum Şansav’a. Oturmasına, kalkmasına, konuşmasına kadar eleştiriyorum. Şansav’a hep “Elini çok fazla oynatma” derim.

Şansal Büyüka ve Erman Toroğlu TV programında Erman Hoca konuşunca “Aman hocam” diye terliyorsunuz. Erman Hoca’yı frenlemek zor iş mi?
      Ş.B:
Vallahi Erman’a çok alıştım, 11 yıl oldu. Bu Türkiye’deki bir futbol programı için rekordur. Şimdi Erman’dan bir endişe duymuyorum. Ama Erman konuşunca aklıma hep RTÜK , herhangi bir yerden gelecek tepki geliyor. Ben programın yapımcısı olduğumdan, bunları düşünmek zorundayım. Ama Erman fazla freni olan bir arkadaşımız değil. Doğaçlama konuşuyor. Asla eyyam yapmaz. “O kırılacak, bu alınacak” diye düşünmez. Bir de belden aşağıya fıkralar anlatmayı çok sever. Zaman zaman da yayına onlar karışıyor gibi oluyor, o zaman ben de “alarm”a geçiyorum. Ciddi görüş ayrılıklarımız da olmuştur. Ama Erman Hoca’yla bugüne kadar bir kere bile kavga etmedik. Erman, ekrandaki o ateşli haliyle çok kavgacı gözüküyor. Halbuki, günlük yaşamında dünyanın en yumuşak insanı. Erman Hoca’yla hiç tartışmadık. Sadece 3-5 sene önce bir kanaldan olağanüstü bir teklif geldi. O “Gidelim” dedi, ben de “Kalalım” dedim. Erman Hoca’dan ayrılmayı bugüne kadar düşünmedim ama Erman Hoca için işten ayrıldım. Bir dönem Digiturk, TMSF’nin kontrolündeydi. O zaman TMSF’nin televizyondaki görevlileri Erman Hoca’yla çalışmak istemediler. Bir de “şık olmayan” bir üslupla Erman Hoca’yla yolları ayırdılar. Beni de çağırdılar, “Senle bir sıkıntımız yok, kimi istiyorsan onunla yoluna devam et” dediler. Ama ben de ayrıldım.

Fenerbahçeli olduğunuzun bilinmesi ekranda sorun yaratıyor mu?
      Ş.B:
Fenerbahçeliyim ama çoğu zaman “Galatasaraylıyım” diye eleştiri aldım. Spikerimiz Melih Şendil’e “Fenerbahçe’nin uğurlu spikeri” dediler. Çarşamba günü kupada Galatasaray - Fenerbahçe maçını anlattı. Bu defa da Fenerbahçeliler “Bu Galatasaraylı spikeri nereden buldunuz?” dedi. Bu iş artık öyle bir noktaya geldi ki sarı-lacivert veya sarı-kırmızı ağırlıkta bir kravatı bile programda takamıyorsunuz. Yoksa binlerce telefon gelir. Hele de bir Fenerbahçe- Galatasaray maçı oynandıktan sonra Maraton’da sarı-lacivert çıktıysanız yandınız...

Bir kere taktınız değil mi sarı-lacivert kravatı?
      Ş.B:
Erman’ın inadına taktım. “Ya neden korkuyoruz, taksana kardeşim” dedi. Bir hafta taktım ve boyumun ölçüsünü aldım. Dünyanın hangi vitrinine gitseniz, sarı-lacivert kravatı insanlar yoğun biçimde takarlar. Ama bizde takınca kıyamet kopuyor. Fakat siyah-beyazda bugüne kadar bir tepki olmadı. Belki de siyah ve beyaz ana renkler diye olmuyor. Ben işimi tarafsız yapmasam 11 sene götüremezdim.

“Hıncal Uluç bazen çok insafsız ve vicdansız oluyor”
Şansal Büyüka ve Maraton       Erman Toroğlu: Erman Hoca’nın iyi bir televizyon yıldızı olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de futbolda çok öne çıkmış insanlar var ama her önemli insan TV için bir yıldız olamaz. Çok çok önemli isimler var ama televizyonculuk başka bir şey.
      Hıncal Uluç: Hıncal Uluç bazen çok insafsız ve vicdansız oluyor. Ancak böyle olmasına rağmen onu da beğeniyorum.
      Ahmet Çakar: Belli bir kesimin tepkisine rağmen Ahmet Çakar’ı başarılı buluyorum açıkçası. Onun da bir TV yıldızı olma yolunda hızla ilerlediğini düşünüyorum.
      Şampiyon takım: Fikstüre bakınca Galatasaray ve Beşiktaş’ın Fenerbahçe’ye oranla daha şanslı olduğunu düşünüyorum.

Kaynak: Vatan




Google