Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Spor



Türk futbolunun efsane kadroları - Galatasaray 96-00
Türk futbolunun efsane kadroları - Galatasaray 96-00

      Türk futbol tarihinin en başarılı kadrosunu en sona bıraktık. Bu serinin 9 maddesi 8 farklı takımı içeriyordu. Şaşılacak şekilde Trabzon'dan 2 kadroya yer vermemize rağmen şehrin bugüne kadar 4 büyükler içinde en az şampiyon olan takım olmasına dikkat çekmek lazım. Bunun bizce nedenlerini belirtmeye gerek yok yeniden, serinin ilgili yazılarında göreceksiniz. Bu da Galatasaray'ın tarihinden tarihinden seçtiğimiz ikinci kadro. Hakan Şükür'ün bu sene takımdan ayrılması ile artık hiçbir üyesini barındırmıyor sarı kırmızılı takım. Bazı şeylerin değerini anlamak için üzerinden belli bir sürenin geçmesi ya da elimizden kayıp gitmesi gerekiyor. Galatasaray'ın 2 sene önce çıkardığı 4 cdlik Unutulmaz Maçlar paketini bugün alıp izlediğinizde gözlerimizin önünden nasıl bir takım geçtiğinin farkına varıyorsunuz.

      8 yıl geçti tarihi finalden bu yana. Kopenhag'da Türk futbol tarihinin kulüpler bazında (bana sorarsanız da tüm alanlarda) en büyük başarısına imza atan takım hakkında o günden beri bir çok şey söylendi. Fatih Terim'in yarattığı ekip Aime Jacquet'nin Fransa'sına ve 90'ların Almanyasına çok benziyordu. Türk futbol tarihinin en iyi iskeleti, hücum yönü de olan savunma oyuncuları, baskın bir kaleci, orta sahada rakibi boğan bir performans, biri yardımcı aktör diğeri esas oğlan olan bir forvet hattı ve bunların üstüne oturmuş bir maestro. Bu iskelet öyle bir iskeletti ki Fatih Terim'in tekrar göreve geldiği 2002 yılına kadar ayakta kaldı. Bireysel özellikleri ağır basan, görev bilinci daha geri planda olan ve takım olma yolunda büyük sıkıntı çeken Türk ekiplerinin aksine Galatasaray iskelet üzerinden hareket etti. Tabi bunda sahanın ortasında tek bir hat olarak çizebileceğimiz Taffarel-Popescu-Hagi-Hakan Şükür çizgisinin büyük bir rolü vardı. Terim bu iskeleti mecbur kalmadıkça bozmadı. İskelet sağlam olunca da diğer 7 oyuncuyu nerede oynatsanız verim almaya başladı. Ümit Davala gibi 5-6 farklı mevkide oynayan bir futbolcu bu iskeletin bir eseridir. Ümit kariyeri boyunca bu sistemin getirdiği avantajla hem forvet (Arif ve Hakan'ın sakat olduğu bir Türkiye Kupası finalinde forvet oynayıp Beşiktaş'a 2 gol birden atmışlığı vardır), hem orta sahanın ortası, hem sağ bek hem sağ açık olarak oynayabilmiştir. Bu kadronun en önemli avantajlarından birisi de orta sahada oluşturduğu korkunç güçtü. Zira Galatasaray'ın üzerine gelen bir ekip ilk önce Okan-Emre-Suat'tan oluşan bir imha ekibinden geçemiyor geçse de büyük yara alarak geçiyor ve Bülent-Popescu ikilisine perişan halde ulaşıyordu. Bütün maç boyunca bu üçlüyle uğraşmaktan yorgun düşüyor ve topu Galatasaray'a verdiklerinde tam bir tilki kurnazlığında olan Hagi'yle başedemiyor, çoğu zaman güçsüz kalıyordu. Hagi'nin Galatasaray'a bu sistemle serbest oynayarak yorgun düşmüş rakib karşı kazandırdığı frikiklerin en önemli sebeplerinden birisi budur. Terim'in Adrian Ilie, Filipescu, Capone ve hatta Galatasaray'ın Kadıköy'de aldığı son galibiyet olan 1999-2000 sezonundaki 2-1'lik maçın mimarı Marcio gibi ucuz ama etkili oyuncuları takım kazandırması ve bunlardan bir oyun karakteri yaratması çok önemlidir. "Arka direk Capone" gibi bir kavram kazanmıştır türk futbolu ki Brezilyalı özellkl Avrupa Kupalarında Galatasaray için çok kritik goller atmıştır.

      Bu kadronun yarattığı en önemli anlayış Galatasaray'ın dünya üzerindeki her takımla başabaş mücadele edebileceği ve taraftarların her maça kafalarında şüphe duymadan iştirak etmeleri idi. Bu duygu o kadar baskındı ki Galatasaray Lazio, Milan, Liverpool, Real Madrid gibi dünyanın en iyi takımlarıyla oynarken bile hiçbir zaman çekince duyulmamış ve takım bu kazanma duygusu ve yarattığı repütasyon ile tüm maçları başa baş oynamış çoğunu da kazanmıştır. Lazio, Milan gibi takımları bugün Türk takımlarının kötü oynayarak mağlup etmesi en ufak bir ihtimal dahi görünmüyor. Ancak bu kadro ve uzantısı olan Lucescu'nun 2000-02 kadrosu bunu başarabilmiş, kötü oynadığı Lazio, Monaco, Deportivo, PSG gibi maçları kazanmıştır. Tabi bu duygunun Derwall döneminden beri gelen 18 yıllık bir süreçte yaratıldığını da belirtmek lazım. Terim bunu tescillendiren bir kadroya imza atmıştır.

      Bir futbol efsanesi olan Hagi başta olmak üzere tüm futbolcuların kariyerindeki en büyük kulüp başarısı, teknik direktörün kariyerindeki en büyük başarı, Türk futbol tarihinin en büyük başarı hikayesi. Bu kadroyu efsane yapan öğeler bunlardır. Yazıyı bitirirken şu "tesadüf" meselesi hakkında bir iki kelam etmek lazım. Tesadüf kelimesinin iki alamı vardır Türk Dili Kurumu'nda. Birincisi "Olayların nedensiz, gelişigüzel şans eseri bir şekilde meydana gelmesi" demektir ki bu 4 yılı bu şekilde değerlendirmek temelsiz, desteksiz bir yaklaşımdır. O periyodun nedenleri, dayandığı politikalar ve planları bellidir. Kelimenin ikinci anlamı ise "Yalnız ihtimallere bağlıolduğu düşünülen olayların kesin olmayan, değişebilen sebebi" şeklindedir. Galatasaray'ın yarattığı bu futbol efsanesinin tesadüf anlamı ancak burada kullanılabilir. Kesin olmayan değişebilen bir ihtimaldir UEFA Şampiyonluğu. Zaten bu yüzdendir ki 8 yıldır futbolumuzda aynı ihtimalleri yaratamadığımızdan halen o şampiyonluğa gıpta ediyoruz ya. O yüzden rastlantı gibi görüyoruz ya. Ancak birinci anlamına değil de ikinci anlamına odaklandığımızda bu hoş "tesadüf"ü tekrarlayabileceğimiz görülecektir. Yani tesadüfü söke söke alabileceğimiz.




Google