Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Spor



Fatih Terim'le çok özel söyleşi
Meliha konuştuğunda yengem konuştu sanıyorum, ölüyorum...
Fatih Terim'le çok özel söyleşi       Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim, memleketi Adana için "Sözün bitmediği yerdir; orada sadece maço tipli adamlar yok, sadece acılı kebap yok, bu şehre haksızlık etmeyin," diyor..

      Uzun zamandır peşindeydim Terim'in. Siz deyin üç ay, ben diyeyim beş ay! En son, Bosna Hersek maçından önce takımla birlikte Swissotel'den çıkarken rastlaştık. Uzak gözlüklerimi takıp onun el sallayışını fark edene kadar çoktan diline düşmüştüm bile! "Hocam maçtayım ben de," dedim, ayaküstü lafladık, röportaja ikna etmeye çalıştım yine. Maçtan sonra da "Hocam tebrikler ama ben uğurlu geldim," deyip arsızlık ettim, sözü aldım ama yine havada kaldı her şey. Düşünün aradan kaç ay geçmiş... Sonunda Adanalılık fenomen oldu da oradan bağladık işi. Beylerbeyi'ndeki federasyon binasında beni görür görmez, "Gözlükler yok mu?" diye dalgasını geçti yine. Futbol ve spor dünyasıyla ilgili söyleyeceğini söylüyor zaten Terim... Ben onun çocukluk ve gençlik yıllarının geçtiği Adana'yı, onu bugünlere getiren hırsını, ilişkilerini, kişiliğini oluşturan doneleri, biraz da o meşhur 'öfke'sini konuşmak istedim. İlk kez bu kadar uzun sohbet ettik ve aslında itiraf etmeliyim; kendime çok benzettim: İnsanı üzecek, yoracak kadar fazla mükemmeliyetçi, fazla dobra, içinden geçeni söyleyen, yanlış olanı düzeltmek isteyen, politik olmayı beceremeyen, hatta "Beni sevmeyeni ben de sevmem," diyecek kadar müdanaasız! İşte aynı ben! Fatih Terim uzun zamandır röportaj vermiyordu; keyifle okuyun isterim...

      - Şu ara Adanalılık gündemde Hocam; oradan başlayalım istiyorum. Adana'daki çocukluğunuzdan, gençliğinizden hatırladığınız en unutulmaz, en özel anı nedir?
      - Sözün bitmediği kenttir Adana...

      - Ne demek o?
      - Sohbeti bir sanat gibidir. Espriler bitmez, anlatmayı, hatta zaman zaman abartılı anlatmayı seven bir yerdir kendine özgü üslubuyla. Bugün edebiyata baktığımız zaman, müziğe baktığımız zaman, tiyatroya baktığımız zaman....

      - Futbola baktığımız zaman...
      - Futbolu ben söylersem yanlış olur. Mesela 1899'da erkek lisesi kurulmuş; bu bence çok enteresan. Hikâyesi ve hikayecisi bol bir şehir. Adana'da yaşlısı genci, okumuşu cahili, kelimeleri cümlelere taşırken güçlük çekmez, nedeni de kelime dağarcıklarının zenginliğidir.

      - Sizin de konuşma tarzınız, mimikleriniz hatta taklit edilmeniz Adana'dan aldığınız özelliklerden mi acaba?
      - Yüzde 100 öyledir. Hayatımın bir 20 yaşına kadar olan bölümü var, bir de 20'den sonra olanı.

      - Adana'da çocukluk nasıldı peki?
      - Çok mutlu bir çocukluk geçirdim. Klasik anlatımlar vardır hani; 'çok fakir doğdum, çok zorluk çektim' diye... Böyle bir mizansen benim hoşuma gitmez; ben çok mutlu bir çocuktum!

      - Ama yoksul da bir çocuktunuz, değil mi?
      - Evet.

      - Neydi sizi o yoksullukta mutlu kılan şey?
      - Babam ve annem tabii ki! O yoklukta bile bize sevgilerini verebildiler. Ve mahallem, arkadaşlarım bu sevgiyi veriyordu. İmkânlar belki kısıtlıydı, ki ben kendimi bildim bileli çalışıyorum ama çocukluğumu da yaşadım.

      - Babanızın bir ayağı aksak olduğu için onunla çok ağır işlerde çalışırmışsınız...
      - Evet, mutlu olmak için önümde böyle önemli bir örnek vardı bir de Şirin Hanım; böyle bir babanın oğlu olmak benim için çok etkileyiciydi. O vaziyette bizi kimseye muhtaç etmemek gibi bir özelliği, dimdik duruşu vardı, özü sözü doğru biri... İnsanların belirli kalıpları olması gerektiğini, doğruluk, dürüstlük şartını öğrendim.

      - Nasıl bir baba-oğul ilişkisiydi sizinki?
      - Arkadaş gibiydik. Evin büyüğü olmama rağmen erkek kardeşim ve kız kardeşim benden daha avantajlıdır hâlâ. Çünkü ben hep 'hazır ol'dayım! Ömür boyu da öyle olacağım. Nazları bana geçer ama özünde bana dokundurmazlar. Dolayısıyla ben mutluydum, topumu da oynardım, bahçelere de dalardım. Mesela o günlerden aklımda kalan en önemli şey, şehirdeki portakal-mandalina kokusuydu. Mis gibi kokudan şehre giremezdiniz! Ben hâlâ bazı şeyleri Adana'dan getirtirim.

      - Neleri getirtiyorsunuz?
      - King mandalinayı getirtirim mesela, her mandalinayı yemem. Hurma getirtirim, taze olduğu için sebze getirtirim. Annem turşu yapar gönderir. Annem evin dengesidir. Hep uyumludur, babam ne derse o olur zaten, itiraz bile yoktur, müthiş sabırlı, müthiş dingindir.

      - Benim asıl merak ettiğim şu, sizin çok bıçkın dayılarınız varmış! Sizi onlar mı şekillendirdi babadan çok?
      - Biri Allah rahmet eylesin, kısa süre önce öldü. Babamın ailesi hep okumuş, öğretmen, müdür gibi tahsilli insanlar. Annemin tarafı da halk tipi. Doğal olarak er dayıya kız halaya! Dayılarım çok iyiydi, beni çok severlerdi. Biri, bir futbolcunun gece on buçukta yatması gerektiğini söylerdi, öteki de 'Karışma ona,' derdi. Böyle iki ayrı yaklaşım vardı ama ortak bir payda vardı ki, o da sevgiydi.

Adana'da sadece Acılı Kebap yok!
      - Dayıların, akrabalarınızın medyaya konuşması yasakmış, öyle mi?
      - Böyle bir yasak kimseye koyamam, hele büyüklerime hiç koyamam, aldığım terbiye odur. Ama kimsenin medyaya konuşmasını istemem, hoşlanmam. Çünkü onlar benim özelimdir. Ben özelini, ailesini uzak tutmaya çalışan bir adamım. Benle ilgili yeteri kadar malzeme var, başkasına gerek yok! Anam, babam, eşim, onlar uzak kalsın istiyorum. Onlar da zaten fazla meraklı değiller.

      - Peki etrafta bıçkın dayılar, mahalle ortamı... Kabadayı gibi mi yetiştirildiniz biraz?
      - Adana'daki kabadayılık mafya tipi bir kabadayılık değildi, bunu iyi anlatmak lazım. Yani para çalan, yol kesen filan değil. İyi giyinen, racon kesen insanlardı kabadayılar. Dayılarım da öyleydi. Tabii ben erken koptum biraz onlardan; 16-17 yaşından itibaren Adana Demirspor'la birlikte, Adana'nın dışına çıkmaya başladım. Ama hiç kopmadım ailemden, top oynadığım arkadaşlarımdan... Adanalılar Derneği ile de şehre yardımımı sürdürüyorum. Yarın akşam da (dün akşam) Adanalılar gecesine katılacağız, birlikte olmanın dışında güzel bir amacı var çünkü o gecenin. Okuyamayan, muhtaç olan Adanalılara yardım etmek için yapılıyor gece. Şu da hoşuma gidiyor; mesela 25 senedir burada olup da bir gram konuşmasını bozmamış insanlar da var biliyor musunuz?

      - Siz de değişiyor musunuz onlarla?
      - Masada oturup konuşunca 30 saniye sonra öyle oluyorum otomatikman! Özellikle sinirlendiğim zaman! (gülüyor) Aslında Adana şivesi diye bir şey yok; belki aksan, kendilerine özgü bir konuşma sanatları var. Kelime dağarcıkları zengin, esprileri gerçek, doğal, fıkraları gerçekten yaşıyorlar. Son gittiğimde, top oynadığım eski arkadaşlarla toplandık, boğazlarım acıyordu gülmekten.

      - Adana'nın en çok nesini seversiniz?
      - Adana yeterince anlaşılamamış bir şehir bence. Orada sadece acılı kebap yok! Sadece maço tipli adamlar yok! Adana, Yaşar Kemal'inden Orhan Kemal'ine, Karacaoğlan'ından Kasım Gülek'ine, Suna Kan'dan Bedri Baykam'ına çok bereketli bir toprak. Hiç hatırlamıyorum ben mesela 'Adanalıyık, Allah'ın adamıyık' diye bir laf. Adanalı bunlardan bıktı, Adanalı'nın başka meziyetleri de var. Edebiyatıyla, müziğiyle, sanatkarıyla donanımlı bir şehir. Öyle bakmak lazım, haksızlık etmemek lazım bu şehre.

Bizde en güzel taklidi Fulya yapar, çok güldürür beni
Fatih Terim'le çok özel söyleşi       Terim, Canım Ailem'deki Meliha'nın hayranı.
      - Sanat camiasına yakınlığınız en son bir dizide oynamaya kadar varacak galiba! Adanalı dizisinde oynayacak mısınız sahiden?
      - 'Bakarız,' dedim sadece... Kendimi oynarsam olabilir, öbür türlüsü doğru durmaz diye düşünüyorum.

      - Dizinin yazarı ve yönetmeni Tayfun Güneyer, Adanalı karakterini sizden esinlenerek yarattığını söyledi. Bu gurur veriyor mu size?
      - Gurur verir tabii, insanın bir tarafını okşar. İlk kez TV programında tanıdım Tayfun'u, bir zekâ pırıltısı var kendisinde.

      - Avrupa Yakası'ndaki Dilber Hala, Canım Ailem'deki Meliha ve damat adayı, herkes Adanalı. İzliyor musunuz bunları?
      - Hiçbirini kaçırmıyorum. 20 senedir söylüyorum ben, Türk insanı bence çok kabiliyetli.

      - Bu Adanalı tiplemeleri başarılı buluyor musunuz peki?
      - Buluyorum. Adanalı atasından kendine miras kalan sözcüklerle konuşmayı bir eğlence haline getirmiş. Mesela siz 'kepenk' dersiniz, ben 'daraba' derim. Mesela 'çeyrek' sözcüğü 'urup'tur. Abartılı konuşan kimseye 'mavra atma' deriz.

      - Hoşşik diye bir kelime var mı gerçekten?
      - Var, çok kullanılır.

      - Canım Ailem'deki Meliha konuştuğu zaman, yengeniz konuşuyor sanıyormuşsunuz doğru mu?
      - Yengem, teyzem! Acayip benziyor. Ölüyorum izlerken... Mesela en güzel Adanalı taklidini Fulya yapar bizde, çok gülerim...

Yürekle kabadayılığı karıştırmayalım lütfen!
      - Yoksulluk, küçük yaşta çalışmak öfke biriktirmenize neden olur muydu? Yani fevri, öfkeli hareketleriniz bir kişilik özelliği mi, temelinde başka şeyler var mıdır?
      - Bir insan çok fazla değişmez diye düşünüyorum, gelişebilir ama değişeceğine inanmıyorum. Çocukluğumda da böyleydim, ölünceye kadar da böyle olacağım. Temelinde bir şey var mıdır, yok mudur bilemem ama mutlu olan insanın herhangi bir kompleksle yetişmeyeceği bir gerçek. Muhakkak benim de hatalarım var, hata yapmaya da devam edeceğim insan olduğum sürece. Çok da kolay değil böyle yaşamak...

      - Öfkenize üzülüyor musunuz hiç?
      - Yooo.

      - Niye 'Kolay değil,' dediniz o zaman?
      - Her şeyi doğru yapmanız bekleniyor. Bizim de insan olduğumuzu unutmamak lazım. Öfke de bir insan tavrı. Siz öfkelenmez misiniz hiç?

      - Hem de çok!
      - Ben de öfkeleniyorum işte, yalnız ben içimde tutmuyorum, yanlışlık orada! (gülüyor)

      - Ama siz öfkeyle özdeşleştiniz adeta! Galatasaray'a geçtiğiniz ilk yıllarda hakeme tükürmüşlüğünüz bile var. Belçika maçında karşı takım antrenörüne saldırdınız mesela. Çekinmeden öfkelenmek fazla değil mi?
      - Yürek çok kolay bir şey değildir Şirin Hanım, sonradan da konulmaz...

      - Yani?
      - Yani yürekle kabadayılığı karıştırmayalım. Ben kabadayı bir adam değilim. Bu laftan da hoşlanmıyorum, yıllarca bununla savaştık da zaten. Ben öfkeyle falan özdeşleşmiş değilim. Hırsım olabilir, ona bir şey demiyorum ama bir şeyleri kabullenmemek, itiraz etmek normal. İtiraz ederken tavrım sizin gibi olmayabilir, mesela siz bana 'Lütfen şu hareketlerinizi değiştirin, beğenmiyorum,' diyebilirsiniz, ben böyle davranmam, diyemem bunu. Bence fark budur. Orada şu önemli; hangisi daha samimi?

      - 'Benim öfkem de samimi,' diyorsunuz?
      - Ben buyum! Hatalı davranıyor olabilirim, bunu da ifade ediyorum, yani insansam hata yapmaya açığım, ben normal bir insanım.

      - Üzerinize çok gelebilecekleri bir yerdesiniz ama...
      - Geliniyor da zaten. Ben bazılarının cesaret edip söylemedikleri şeyleri söylüyorum, diklenmedikleri şeylere dikleniyorum, yanlışları kabul etmiyorum, tarzım değişik olabilir, bu da karşı tarafın bir husumet beslemesine neden olabilir.

      - Bu sizi yaşlandırmıyor mu peki?
      - Tabii kolay bir şey değil bunlarla uğraşmak ama sorun değil, ben bu mesleği bile bile seçtim. Adanalılıktan gelme o mizah duygusu var ya, o bütün öfkelerin çok çabuk geçmesini sağlıyor. Öfkelenirim ama beş dakika bile sürmez! Yani o mizah duygusu, o eğlence öfkeyi bastırıyor.

      - Etrafınızda 'Eyvah Fatih Hoca geliyor,' diye kaçanlar var mıdır?
      - Çok var ama o şöyle; çok mükemmelliyetçi biriyim, çok detaycıyım, her şey batar gözüme. Evimde de öyle. Yani değişik bir şey yapmıyorum. 'Ya bu da olmayıversin' demem, hayır o da olacak. Bunun için de gerekirse 24 saat uyumam. Bundan dolayı da kızıyoruz tabii...

Terapimi ben yaparım!
      - Takımda ya da evde bir korku unsuru olmak hoşunuza gidiyor mu?
      - Hiç gitmiyor.

      - Ama korkuyorlar değil mi sizden?
      - Bir tuhaflık var, evet! Şaka bir yana; sevginin olduğu yerde korku olmaz, saygıdır o ancak. Merve, ben, Fulya, Buse bir araya geldiğimizde ölürüz gülmekten mesela. Biz oyuncularla bir araya geldiğimizde de öyledir. İşimize başladık mı kimse o ciddiyetten ayrılamaz, iş bitince de müthiş eğleniriz. Ama bir insan her dakika gülebilir mi Şirin Hanım?

      - Cem Uzan'a öfke terapisi cezası verilmişti. Siz de öfke konusunda terapiyi kabul eder miydiniz?
      - (gülüyor önce) Ben terapilerimi kendim yaparım!

      - 'Ben ders almam ders veririm' lafınız gibi oldu bu!
      - Onu da bir-iki akıl verene söylemiştim, herkes kendi üstüne alındı. Demin bir hakemle olan olayımı anlattınız. Ne kadar top oynamışım? Aşağı yukarı 20 sene. 20 senede dört tane böyle olay bulamazsınız. Ama bir taneye takılıp kalmışsınız. O kadar iyi şey varken en ufak olayı büyütüyorsunuz.

'Beni sevmeyen de sağolsun' demem
      - Taraftarı, basını, herkesi terbiye etmeye çalışmıyor musunuz siz? Bunu inkar edebilir misiniz?
      - Belki öyle gözükmüş olabilir ama doğrum neyse, onu söylüyorum. Yanlış yapmışsam da söylüyorum ama!

      - Neden bu kadar yanlış anlaşılıyorsunuz öyleyse?
      - Ben esasında çok doğru anlaşılıyorum ama yanlış anlatmak bazılarının işine geliyor. Şu var; ben kendimi özellikle anlatmak zorunda değilim. Kameraman da taşıyamam yanımda, 'Aman beni bu güzel anlarımda çek de böyle göster' diye. Böyle bir mecburiyetim yok. 'Beni seven de sağ olsun, sevmeyen de' demem. Neden iyiyle kötüyü aynı kefeye koyayım ki! Hiç ses vermeyebilirim ama hayır, ifade ediyorum özellikle. Ben kimseyi terbiye etmem, ben ailemden ve kendi işimden mesulüm, herkes de bu ülkede terbiyesiz olma özgürlüğüne sahiptir. Ancak benimle ilgili durum varsa müdahale ederim.

      - Yani herkese sevimli gelecek hareketler yapmak zorunda hissetmiyorsunuz kendinizi?
      - Ben de isterim sevimli gelsin ama gelmeyebilir ve sizin bundan bir biyografi çıkarmamanız gerekir.

      - Bu meslek hep eleştiri, hep haksızlık yapılması demek, öyle değil mi?
      - Yalnız dikkat edin, kazandıktan sonra o kadar eleştiriye rağmen hiçbir laf söylememişimdir. Benim konuştuğum zamanlar kazandığım zamanlar değildir. Kazandığınız zaman konuşmak kolaydır, ama ben kaybettiğimiz zaman daha rahat konuşurum. Esasında benim medyayla bir savaşım yok, şahsi şeyler dışında.

Taklidimi en iyi yapan Ata'dır!
Fatih Terim'le çok özel söyleşi       - Taklidinizin yapılmasına sinir oluyor musunuz?
      - Yoo... Sadece abartıyorsa, işi ucuzlatıyorsa, ona müsaade etmem!

      - Ata Demirer, Arda ve Yavuz Seçkin. Hangisi en başarılı taklidinizi yaparken?
      - Ata tabii ki! Çok da iyi bir kardeşimdir Ata. Neredeyse şöhretini de bana borçlu, ilk çıkışını hatırlarsak (kahkahalar atıyor). Dünyada birçok insanın taklidi yapılıyor, taklit merakımız da fazladır bizim millet olarak ama taklitlerden sakınacaksınız tabii. Gerçekleri doğrudur çünkü!

      - Avrupa Şampiyonası sırasında ilk maçta Arda'yı oynatmamanızın sebebi olarak Hıncal Uluç, Arda'nın bu taklitlerini ileri sürmüştü. Yorumunuz nedir buna?
      - Bir kere Arda'ya ben 'yap' diyorum, yapmıyor! Biz kendinle eğlenen adamız, demek ki tanımamışlar bizi. Biri bir fıkra anlattı, ucu bana dokundu, bunu oynatmayalım! Böyle şey olabilir mi? Biz bir aileyiz, ben çocukların ne taklitlerini yapıyorum, haberleri var mı? Yani bir teknik adam bu kadar ucuz şeylerin peşinde olabilir mi? Yaratıcı olmayan insan iyi futbolcu olamaz, zekaya hakaret var burada her şeyden önce..

      - Peki aklınız İtalya'da kaldı mı gerçekten?
      - Aklım kalmadı, yaşadım çünkü her şeyi ve futbolun dışında da orayla ilişkim devam ediyor. Önem derecesine göre ikinci sayılan bir nişan vermiş bana İtalya, zaten kabul etmiş beni. İçimde kalmış bir ukde yok.

Hırsıza anahtarı teslim ediyorum!
Fatih Terim'le çok özel söyleşi       - Hızlı bir hayatınız var mıydı Adana'da, pavyonlar kulüpler falan?
      - Vardı tabii. 20 yaşında kariyer yapıyorsunuz, birtakım şeyleri daha rahat yaşama imkânınız oluyor, hayat görüşünüz değişiyor, para kazanıyorsunuz, şöhretiniz daha çok artıyor. Doğal olarak gençliğin verdiği o deli kan sayesinde boy göstermek istiyorsunuz gecelerde. O günkü Adana'da diskotek yoktu, pavyonlar meşhurdu, çok da nezih yerlerdi...

      - Nasıl zaptediyorsunuz şimdi oyuncularınızı?
      - Ben hırsıza anahtarı teslim ediyorum, çalmasınlar diye. (kahkahalar)

      - Dozajını biliyorlar mı?
      - Bilirler.

      - Sizden çekindikleri, korktukları için mi?
      - Yoo, benimle her doğruyu paylaşabilirler, paylaştılar da. Hiçbir zaman saat vermedim. 'Git ama iki saat sonra gel,' demedim. Hiçbir oyuncumu bu konuda şikâyet etmemişimdir, her zaman da 'Ben izin verdim,' demişimdir, evliliklerinin daha iyi olması için çalışmışımdır ama bunların hepsi bendedir.

      - Bir futbolcuyu ayakta tutan, dağılmamasını, dağıtmamasını sağlayan şey düzenli aile hayatı mıdır?
      - Ben aynı fikirde değilim. Yani bunu sadece evliliğe bağlamak yanlış olur. Evliyseniz, eşinizle birlikte de dağıtabilirsiniz; daha iyi bir maske olmaz mı? Ama hayır, profesyonel hayatını iyi özümsemeli, iyi entegre olmalı, kırmızı çizgilerini bilmeli. Ne istediğini bilecek kadar profesyonel olduğunda, bilinçli olduğunda evli veya bekâr olması önemli değildir.

Âşık olmuşum ki ondan vazgeçmedim!
      - Siz ne kadar dışarıya meraklıydınız, çapkındınız?
      - Açıkçası, dışarı konusunda şimdiki çocuklar bizden daha iyi. Zaman zaman çok dağıttığım olmuştur benim.

      - Sizin meşhurmuş gece gezmeleriniz...
      - Bir-iki kavga etmiştim, ondan dolayı herhalde...

      - Bu kadar dağıtan, çapkın bir futbolcu Fulya Hanım'ı nasıl ikna etti?
      - Geçelim bunları.

      - Ama hayatınızda çok önemli bir figür olduğunu herkes biliyor. Fatih Terim'i Fatih Terim yapan biraz da Fulya Hanım değil mi?
      - Açıkçası kolay olmadı, bir tek onu söyleyeyim.

      - Çok mu sevdiniz, vazgeçmediniz peki?
      - Elbette. Demek ki sevmişim, âşık olmuşum, hayatımı birleştireceğim insan olarak görmüşüm ki vazgeçmemişim.

      - Çok çektirdiniz mi peki?
      - Bunu acaba bana mı sormak lazım? (gülüyor)

      - Hiç dertleşir misiniz bu konuda, 'Senden ne çok çektim Fatih' der mi arada?
      - Dertleşiriz ve şaka haline de getiririz bunu. Fulya benim için önemli bir şanstı. Gün geçtikçe insan bunu daha rahat anlıyor.

      - Fulya Hanım İstanbullu; iki farklı kültürün çatıştığı oldu mu hiç evde?
      - İlk zamanlarda evet, ama beraberliğe niyetiniz varsa adımlar sıklaşıyor birbirinize karşı. Siz bir atarken ben üç atıyorum, ben bir atarken siz dört, bir yerde buluşuyorsunuz. O devreler hiç kolay değildi. Ama sevgi olunca onarımı da çabuk oluyor.

Kaynak: Sabah




Google