Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Yaşam
- Askerlik
- Evlilik
- İlişkiler



Sonsuz aşkın sırları
Sonsuz aşkın sırları       Sadece kuramsal değil, deneyimlerimden ve danışanlarımın gerçek hayat hikâyelerinden biliyorum. Gerçek aşk, şiddeti ve hazzı sürekli büyüyen bir duygudur. Öyle zannedildiği gibi zaman içinde azalan, biten ya da yerini sevgi ve saygıya bırakan bir saman alevinden ibaret değildir. Kadınlar arasında bu konuda sohbetler çokça yapılır. Kimi aşkın varlığına bile inanmaz çünkü hayatında böylesine güzel bir doyumu tatmamıştır... Kimisi hayatında sadece tek bir kez bu duyguyu yakalayabileceğini sanır. Oysa gerçek aşkın ne zamanı, ne de yaşı vardır. Bir araştırma yapılmış. Kadınlar arasında erkekler ve aşk hakkında yapılan sohbetlerin, kadınlar için orgazmdan sonraki ikinci en büyük haz kaynağı olduğu tespit edilmiş. MÖ 8.000 yıllarında, bilinen kayıtlı tarihin ilk başlangıcından beri, kadınlar ayın belirli günlerinde bir araya gelerek, ilişkiler, erkekler ve annelik üzerine görüş alışverişinde bulunurlarmış. 10 bin yıllık süre içerisinde değişen tek şey, aşkın tanımı ve içeriği olmuş. Zamanımıza gelindikçe gerçek aşka inancın yok olduğunu, bulduğumuzu sandığımız duyguları ise çok çabuk kaybettiğimizi fark ediyoruz. Peki öyleyse 10 bin yıllık sürede ne değişti?

KORKMADAN SEVEBİLMEK...
      Bir zamanlar çok güzel, zarif bir kadın vardı. Dışarıdan bakıldığında, kendisine hiç uymayan, hoyrat bir adama âşık olmuştu. Birliktelikleri ilk birkaç ay çok güzel gitmiş, daha sonra her klasik çift gibi yara almaya başlamışlardı. Günün birinde genç kadın ağlayarak bana geldi. Sonunda sevdiği adam ona dayak atmış, ayrılmak zorunda kalmışlardı. "Bu adama nasıl âşık oldun?" diye sorduğumda hüzünle şöyle söyledi: "Benim babam, annemi ben çok küçükken terk etmiş. Hayatım boyunca sırtımı yaslayacak kimsem olmadı. Bu adam bana ilk tanıştığımızda, 'Seni asla terk etmeyeceğim,' demişti. İşte ben o dakika ona âşık oldum. Ona güvenebileceğimi sanmıştım." Hep söylüyorum. Kime âşık olacağımıza bilinçaltımız karar veriyor. İçten içe neye ihtiyaç duyuyorsak, onu bize veren kişiye bağlanıyoruz. Neyin yokluğuna inandıysak, onu arıyoruz. Bulduğumuzda, karşımızdaki kişiye eksiğimizi giderme görevi veriyoruz. Bir süre işler iyi gidiyor. Sonunda bir gün her iki taraf da birbirini tatmin etmeye çalışmaktan yoruluyor. Hayal kırıklıkları ve suçlamalar başlıyor. İşte bu yüzden bir sabah uyandığımızda, aşkımızın yok olduğunu fark ediyoruz. Her şeyi olduğu gibi, güzel duygularımızı da çok çabuk tüketiyoruz. Ya korkularımız olmasaydı? Bizi sadece içimizdeki sevgi yönlendirseydi neler olurdu? Yalnız kalmaktan, kaybetmekten, beğenilmemekten korkmasaydık?

YARIŞMAMALI, TAKIM OLMALI
      İşte böyle kurulmuş ilişkilerde kadınla erkek doğru kişiyi seçmeyi biliyor çünkü hiç yalnız kalma korkuları yok. Değersizlik duyguları olmadığı için, birbirlerini eleştirmiyorlar. Farklı olduklarını biliyorlar. Birbirlerinin zayıf yanlarını bulup ezmek yerine, eksikliklerini tamamlıyorlar. Birbirleriyle yarışmak yerine, takım oyunu oynuyorlar. Böyle çiftlerin sevişmeleri bile başka türlü oluyor. Birbirlerinde sevmedikleri değil, beğendikleri yanları görüyorlar, hatta gözlerinin içine bakarak bunu söylüyorlar. Apaçık, hiç saklısı gizlisi olmayan bakışlarını birbirlerinde kilitliyorlar. Vücutlarını, ruhlarını, duygularını güvenle birbirlerine açıyorlar. Ne sarkmış bir göbek, ne de birkaç kilo fazlalık onları utandırıyor. Çünkü gerçek aşk, sığ ve çabuk tüketilen bir cinsellikle sınırlı değil. O çiftler çok daha farklı ve yüksek hazlara ulaşabiliyor. Bedenler bir süre sonra önemini yitiriyor. Bazen de sadece göz göze bakışarak doyuma ulaşabiliyorlar. Saatlerce sohbet edip, zamanın nasıl geçtiğini unutabiliyorlar. Size de tanıdık geldi mi? Çoğu zaman sadece ilişkimizin ilk üç ayında bunları yaşayabiliyoruz. Sonra bilinçaltımıza attığımız korkular hortlamaya başlıyor. Birbirimizi incitiyoruz. Kapanıyoruz. Kaçıyoruz. Ya hiç korkumuz yoksa? İşte o zaman, her geçen gün birbirimizi daha fazla sevmeye devam ediyoruz. Aşkın hazzı giderek artıyor. Her gece "Hiç bu kadar âşık olmamıştım," diye uykuya dalıp, sabah uyandığımızda "Bugün daha da mutluyum. Hayat ne kadar güzel," diyerek güne başlıyoruz. Ne dersiniz? Gerçek aşkı hiç tatmayanlar için sıkıcı zannedilen bu ilişki, yaşayanlar için hiç bitmeyen bir şölen olmaya devam ediyor. Korkularınızı silip, gerçek aşkı tatmanız dileğiyle.

Kaynak: Hürriyet




Google