Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Yaşam
- Askerlik
- Evlilik
- İlişkiler



Rüyalarla gelen buluşlar
Niels Bohr ve Modern Atom Teorisinin Keşfedilmesi
Rüyalarla gelen buluşlar       Niels Bohr adlı bir yüksek okul öğrencisi genç, şöyle bir rüya görür:
      “Kendisi, güneşin kızgın gazlarla dolu merkezinde duruyor ve gezegenler, ince ipliklerle bağlı oldukları güneşin etrafında dönüyorlardı. Her gezegen Bohr’un yakınından geçerken bir de düdük çalıyordu. Sonra yanan gazlar soğuyup katılaştı, güneş ve gezegenler uzaklaşıp gitti ve Bohr uyandı. Bu rüya, güneş sistemi ile atom yapısı arasında bir benzerlik olduğunu gösteriyordu. Böylece, atomun ilk modern tablosu ortaya çıktı. Ortada bir çekirdek (nucleus) ile bunun etrafında dönen elektronlar... Yani modern atom teorisi, bir rüya ile başlamış oluyordu.”

      Bu çalışmasından dolayı 1922 yılı Nobel Fizik Ödülü'nü alıyor. Atom bombası da bu çalışmaların sonucunda meydana getirilmiştir.

Friedrich August Kekule'in Rüyası
      19. Asrın ortalarında ilim adamlarını hayrete düşüren bir olayın hikayesi bilim tarihinin sayfalarında yerini aldı. Kimya ilminde büyük bir adımın atılmasına yol açan olay, Alman kimyacısı Friedrich August Kekule’nin rüyasıydı.

      1850 yıllarında İngiltere’nin sisi eksik olmayan şehri Londra’da çalışmalarını sürdüren Kekule, yorgun argın laboratuarından oteline dönerken otobüste uyuyakaldı ve biraz sonra da rüya görmeye başladı. Rüyasında atomlar zıplayıp oynayarak karşısında dans ediyorlar, bazıları da elele verip zincir şeklinde bir halka meydana getiriyorlardı.

      Arabanın fren yapmasıyla Kekule uyandı. Fakat rüyası ona çok şeyler öğretmişti. Gördüklerini formül haline getirip defterine kaydetti. Rüyadan yaralanarak ortaya attığı teori ile meşhur oldu ve kimya ilminde de büyük bir hamlenin öncülüğünü yaptı.

      Aradan 15 sene geçti. Bir kış günü Kekule, çalışma odasının şöminesinde yanan odunların çıtırtısını dinlerken uyuyakaldı ve yine rüya görmeye başladı. Yine rüyasında atomların hoplayıp zıplayarak dans etmekte olduğunu ve onları birbirine kenetleyen zincirlerin de birer yılana benzediğini gördü. Sonra yılanlardan biri aniden dönerek kendi kuyruğunu ısırdı. Bu esnada da Kekule uyanıverdi.

      Böylece karbon atomlarının zincirler şeklinde halkalar meydana getirebileceğini rüya sayesinde fark edebilmişti. Bunun sonucu olarak iç yapısı çözümlenemeyen benzinin yapısı anlaşıldı.

Dante ve İlahi Komedya
      Dante’nin oğlu J. Alighieri, babasının meşhur “İlahi Komedya” adlı eserinin parçalarını toplarken 13 şarkısını bulamıyor. Bütün aramalar boşa çıkıyor. Bir gece rüyasında babasını beyazlar giymiş bir vaziyette görüyor. Dante’nin başında bir ışık, oğlunu hayatında iken oturduğu kendi odasına götürüyor. Eski zaman evlerinin karmakarışık dolapları ile arada kaybolmuş duran, hiç de dolap hissi vermeyen gizli bir yerde bu şarkıların durduğunu gösteriyor. Ertesi gün, rüyasında gördüğü yeri arayıp bulan Alighieri, kayıp olan 13 şarkıyı orada bulur.

Richard Wagner'in Opera Bestelemesi
      Richard Wagner “Tristan ve İsolde” adlı operasının çok beğenilmesi, olağanüstü bulunması ve kendisine yapılan iltifatlar karşısında samimi bir arkadaşına şu itirafta bulunur :

      “- Kıymetli dostum. Bu opera benim dehamın eseri değildir. Rüyamda gördüğüm ve işittiğim sesleri uyanır uyanmaz nota ile tespit ettim. Beğendiğiniz bu müzik, rüyalarımın sesidir. Benim zavallı kafam, böyle bir harikayı asla isteyerek ve düşünerek bulamazdı.”

      Yine Wagner, meşhur “Rhinegold” operasını tamamlamış fakat bir bölümünü zihninde tasarladığı gibi besteleyemediğinden rahatsız oluyordu. Nihayet bir gece uykuya dalmak üzere iken gördüğü rüyadan faydalanarak eserini istediği şekilde tamamlamayı sonunda başardı.

G. Tartini ve Şeytan Sonatı
      Modern keman yayının mucidi G. Tartini, rüyasında Şeytan’a esir olduğunu görmüştü. Gene bu rüyada Tartini şeytan ile alay etmek üzere, ona bir keman vermişti. Fakat ne görse beğenirsiniz, şeytan en derin hayallerin bile meydana getiremeyeceği kadar güzel bir sonat çalıyordu. Tartini uyanınca bu müzikten hatırladığı kadarını yazarak, “Şeytan Sonatı’ nı meydana getirdi. Tartini bu rüya hikayesini 1766’da astronom Joseph Lalande’a anlatmıştı.

      Beethoven, Mozart, Schumann ve Saint-Saens gibi ünlü kompozitörler, bestelerinin bir kısmını rüyalarında görerek notaya almışlardır.

      İcat edici rüya görenler, rüyada gördükleri şeyleri ya doğrudan doğruya kullanmakta veya onlara sembolik bir anlam vermektedirler.

Şair Coleridge ve Kubilay Şiiri Rüyası
      Şair Coleridge, Kubilay Han’la ilgili bir kitabı okumakta iken uykuya dalmıştı. Üç saat kadar iskemlesinde öylece uyudu ve bu sırada rüyasında 200-300 satırlık bir şiir yazdığını gördü. Bu rüyada, şiirle ilgili hayaller maddeleşmiş olarak belirmişti. Coloridge uyanır uyanmaz rüyadan hatırladığı satırları yazmaya başladı. Bu sırada bir ziyaretçi geldi, bu nedenle çalışmalarına bir saat ara vermek zorunda kaldı. Sonra rüyanın kalan kısmını yazmak istedi, fakat o satırları unutup gitmişti. İşte Kubilay şiiri böyle meydana geldi.

Mühendis Elias Howe ve Dikiş Makinası
      Mühendis Elias Howe, uzun çalışmalar sonunda dikiş makinesi yapmayı başardı.

      İlk yaptığı iğnelerde delik, iğnenin ortasında idi. Fakat, iğne üzerindeki deliğin uygun yere açılmayışı istenilen sonucu vermiyor ve bunun sonucu olarak dikiş dikmek de mümkün olmuyordu. Howe, gece gündüz beynini buna yoruyor ama bir çıkış yolu bulamıyordu.

      Bir gece rüyasında vahşi bir kabilenin eline esir düştüğünü gördü. Kabile reisinin önünde iğnesiz bir dikiş makinesi duruyordu.

      - Elias Howe! diye kükredi kabile reisi. Sana bu makineyi derhal tamamlamanı emrediyorum, aksi halde öleceksin!..

      Zavallı Elias’ın dizlerinin bağı çözüldü, elleri titremeye başladı ve yüzünden soğuk bir ter boşandı. Düşünüyor, taşınıyor, makinenin bu parçasındaki eksikliği bir türlü gideremiyordu. Öyle gerçek gibi görünen bir rüyaydı ki, uykusunda avazı çıktığı kadar bağırdı. Esmer tenli cengaverler, onu ölüm meydanına doğru götürmeye başladılar.

      İnsan boyunu aşan, yere çakılı kalın gövdeli bir kazığa sıkıca bağlanan Howe her şeyin bittiğini anladı. Kendisinin bile anlayamadığı bir takım dualar mırıldanmaya başladı.

      Sonra reisin gök gürültüsünü andıran bir sesle “öldürün” dediğini duydu.

      Yerli muhafızın mızrakları gövdesine saplanmak üzere havaya kalktığında,birden bir şey fark etti. Mızrakların ucunda bulunan göz şeklindeki delikler, düşünüp de bir türlü keşfine eremediği dikiş iğnesinin ta kendisiydi. Mızraklar tam göğsüne saplanırken uyandı.

      Hemen laboratuarına koşan Howe, böylece rüyası sayesinde dikiş iğnesini de bulmuş ve makinesini çalıştırmıştı.

Dr. Frederik Grant ve İnsülin'in Keşfi
      Bundan 68 yıl kadar önce, Kanadalı Doktor Frederik Grant Bantin, şeker hastalığı üzerinde çalışıyor, insanlığı yaygın şekilde muzdarip eden bu hastalığa kalıcı bir çözüm bulmanın hummalı bir gayretini gösteriyordu.Anlatıldığına göre, takip eden gecelerin birinde bir rüya görmüştü. Berrak görülen bir zemin üzerinde bir formül görünüyordu! Dikkat etmiş ve formülü bütün detayıyla bellemişti. Uyandığı zaman, günlerce çektiği sıkıntının ardından çok mutlu ve heyecanlı idi. Hemen hafızasında geceden kalan formülü bir tarafa kaydetti. Artık şeker hastalığı için "İnsülin" keşfedilmişti.

      Dr. Frederik, bu başarısından dolayı 1923 yılı Nobel Tıp Ödülünü aldı.

Atta Luvi ve Formülü
      Asrımızın başlarında yaşamış tanınmış Alman kimyacılarından atto Luvi, 1936 yılında çok detaylı araştırmalara girişmişti. Muhtelif kimyevi maddelerin sinir üzerindeki etkilerini inceliyordu. Çalışmalar onu oldukça yormuş ve bitkin bir hale getirmişdi. Bir gece kendini yatağına zor atabildi. Biraz sonra da bir rüyadaydı. Günlerdir uykusunu kaçıran ve kafasını allak bullak ettiği halde bulamadığı formül, bütün açıklığıyla rüyada kendisine gösteriliyor, "İşte, aradığın formül!" deniyordu.Uyandığı zaman buna bir türlü inanamamıştı. Hemen formülü kaydetmeyi ihmal etmedi. Fakat bir yere gelip takıldı! Üzüntüsünden ne yapacağını bilemiyordu. Ne garipdir ki ertesi gece aynı rüya yine kendisine gösterildi. Uyandığı zaman daha yüzünü yıkayıp giyinmeden hemen laboratuvara koştu ve formülü tamamen not etti. Böylece "sinir faaliyetinin kimyevi tesirleri" adlı keşfini yapmış oldu ve Nobel Tıp Ödülü'nü kazandı.

Asur Kitabecisi Hilbrecht'in Rüyası
      Milattan önce Mezopotamya'da hüküm süren Asurluların kitabeleri üzerinde çalışan uzman Prof. Hilbrecht, bulduğu kitabelerin birçoğunu çözmekle beraber iki tanesini bir türlü okuyamamıştı. Bir müddet aradan geçtikten sonra bir rüya gördüğü bildirilmektedir.Acayip kıyafetler içinde bir kişi rüyasına gelerek, kendisinin bu kitabeleri okuma işinde ona yardımcı olacağını söylemiş, Prof. Hilbrecht'i bir talebe gibi karşısına alarak takıldığı yerleri birer birer ona göstermiş ve okumuştu. Prof. Hilbrecht uyandığı zaman, okuyamadığı iki kitabede geçen, çözemediği kısımlar yazılı gibiydi. Böylece o kitabeler de okunmuş ve ilim dünyasına kazandırılarak Asur tarihi daha da aydınlanmış oldu.





Google