Google
Cur-Cuna - Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalınız! Bilgi, Eğlence ve Yaşam Portalı
Ana Sayfa - Ajanda - Astroloji / Burçlar - Cep - Dosya - Eğitim - Ev / Dekorasyon - Faydalı Bilgiler - Giyim / Moda - Hobi - Kariyer - Kültür / Sanat - Magazin - Mekan - Otomobil 
Özel Günler - Sağlıklı Yaşam - Seyahat / Tatil - Spor - Teknoloji - Televizyon - Eğlence - Yaşam - Çocuk - Dostlarımız - Erkek - Genç - Kadın - Seri İlan - Ziyaretçi Defteri 
Yaşam
- Askerlik
- Evlilik
- İlişkiler



70'ler ve 80'lere elveda dedik
70'ler ve 80'lere elveda dedik

      70'lerin ikonu Farah Fawcett ve 80'lerin ikonu Michael Jackson, 24 saat içinde peş peşe öldü. Belli dönemlerin değil ikonların zamanının da geçtiğini ilan edercesine...

      Bir zamanlar filmlerde 'dünyayı ele geçirmek' gibi büyük fakat muğlak amaçları olan kötü adamlar vardı. Bu 'tek başına sonsuz iktidara sahip çok kötü adam' fantezisi vardı; çünkü dünyayı hakiki anlamda ele geçirebilen yıldızlar da vardı. Kitle kültürü tek başına bireylere ihtiyaç duymayı bırakıp iktidarı bizzat ele aldığından beri, 'dünyayı ele geçirmek' mümkün değil. Herkes bir parçasıyla yetinmek durumunda. Artık hiçbir güzel sarışının posteri, Farah Fawcett'ın kırmızı mayolu pozu kadar ikonik hale gelmeyecek veya hiçbir müzisyen, Michael Jackson gibi 'pop'un kralı' olmayacak. Nicedir, en azından 90'ların sonlarından beri, net biçimde bunun farkındayız. 2010'a girmek üzereyiz ama Nirvana vs. çalınan, grunge akımına adanmış tek tük anma gecesi dışında, 90'lar nostaljisi gerçek anlamda başlamış değil. Halbuki 70'lerin özlemi hiç bitmedi; 80'lerin nostaljisi ise, daha 90'da başlamıştı. Benim kuşağım, 10'lu yaşlara yeni adım atmışken, tek rakamlı yaşlarından kalma müzikler ve filmler üzerine sevgi / ti'ye alma karışımı bir nostalji muhabbetine tutulmuştu. Tuhaf biçimde, biz çocukken gençliğini yaşayanlarla, aynı nostalji nesnelerini paylaşıyorduk. '68 kuşağı isyankar bir devrime kalkıştıysa, '80 kuşağı hakiki anlamda 'küresel pop'u yaratmıştı. Beatles plaklarına buralarda kaç şanslı kişi ulaşabildi bilmiyorum, ama Michael Jackson'ın (tabii Madonna'nın da) adını 'dedeniz' bile illa ki biliyordu ve kasetleri her yerdeydi. Abilerablalar diskoda Michael Jackson'ın 'ay yürüyüşü'nü taklit ettiyse, biz de en azından ilk İngilizce'den Türkçe'ye uydurmalarımıza onun şarkılarıyla başlamıştık ("Annie are you ok?" / "Eni bacı b.. ye"). Yahut Charlie'nin Melekleri'ni televizyonda izlediğimi doğru düzgün hatırlamasam bile, kendimi bildim bileli 'çarlinin melekleri' kavramına ve ondan türetilen esprilere aşinayım. Tabii Farah Fawcett'ın 'en seksi kadın' ve benzeri ünvanlarına da.

SUTYEN VE REYTİNG
      Fawcett kariyerine, lisede ve üniversitede 'okulun en güzel kızı' seçilerek başlamış sayılır. Oyunculuğa geçişi de, bu tip bir seçkinin bir dergide yayımlanması ve böylece Hollywoodlu bir halkla ilişkilerci tarafından keşfedilmesiyle başlıyor. Önce reklamlar, ardından diziler. Fawcett Charlie'nin Melekleri'nin yarattığı hayranlıktan şöyle bahsediyor: "Reyting sıralamasında üçüncü olduğumuzda, bunun oyunculuğumuzla ilgili olduğunu sanmıştım. Ama birinci sıraya yerleşince, meselenin hiçbirimizin sutyen takmamasıyla ilgili olduğuna karar verdim." Sutyensizlik, şüphesiz çok mühim bir sebep, ama Extremities isimli tiyatro oyununda Susan Sarandon'un yerine geçen Fawcett bu kez eleştirel anlamda övgü toplayınca, oyuncu olarak da ümit vaat etmeye başlamış. Üç Emmy, altı Altın Küre adaylığı var. Yine de dönemin tüm erkeklerine fanteziler kurduran, kadınlarını da kıskançlığa mahkum eden (örn: bir oyun sırasında şişman bir kadının saldırısına uğramışlığı var) cazibesiyle hatırlanmaya, muhtemelen kendisi dahi itiraz etmezdi. 70'ler ve 80'ler boyunca filmlerde çıplak rol almamaya özen gösteren Fawcett, çıplaklık diyetini 50'sine merdiven dayamışken, 95'te Playboy'a uzun bir dönemin en büyük tirajını yaptırarak bozdu. Robert Altman'ın Dr. T and the Women'ı (2000), akıllarda yer eden son sinema rolü oldu. 2006'da kolon kanserine yakalandığından beri ise, hastalıkla mücadelesi ve Farrah'ın Hikayesi adlı belgeseliyle gündeme geldi. Ölümünden birkaç hafta önce, 1980'den beri birlikte olduğu, oğlunun babası Ryan O'Neal, aktris yeterince güç toplar toplamaz evleneceklerini açıklamıştı; kısmet olmadı. Fawcett kanserle savaşırken en büyük endişelerden birini, kemoterapi yüzünden saçlarını kaybetmek konusunda yaşamıştı. Saçlarını tedaviye kaptırmaktan kurtulamadı, ama bir zamanlar nice kadının kuaförüne "Farrah modeli" diye tabir ederek taklidini rica ettiği saçları, efsanesinden bir şey yitirmedi. Fawcett her zaman kahküllü, kabarık, dalgalı saçları ve kusursuz vücuduyla hatırlanacak. Ve tabii, Çarli'nin Melekleri'nden bile daha çok para kazanmasını sağlayan, mayolu posteriyle. Zaten bir daha da kimse bir poster pozuyla, kolay kolay zengin olamayacak. 70'lerin ikonlarından Farrah Fawcett (63) ile 80'ler kralı Michael Jackson'ın (51) aynı günde ölmesi, başlı başına bu devirleri kapatan hadiseler değil belki. Ama 25 Haziran 2009'un, bu dönemlere ait kültürel ortamın bittiğini 'zorla kabul ettiren' gün olarak hatırlanacağı kesin. Michael Jackson'ın ölümüyle ilgili en çok bahsi geçen cümlelerden biri, "Garip hissediyorum". Hayatı onunki kadar 'garip' geçen biri için, anlaşılır bir durum. Tüm albümlerini hatmedip çocuk tacizi davaları sırasında bile ona inancını yitirmeyen fanatik hayranları bir tarafa, Jackson'ın ister istemez herkesin hayatında bir yeri vardı. Daha geçen hafta, hayatında ilk kez Michael Jackson videosu izleyen 13 yaşındaki bir komşu çocuğunu, "Taklidini çok gördüm ama 'ay yürüyüşü'nün orijinalini ilk defa görüyorum, mükemmelmiş," cümlesini sarf ederken duydum. 80'lerin nostaljisi sık sık gündeme geliyor olsa bile, dönemin yıldızlarının çoğunun işleriyle şimdilerde dalga geçildiği de bir gerçek. Jackson'ın performansları hâlâ hayranlık ve şaşkınlık vesilesi. Kendisinin de defalarca dile getirdiği üzere, onu 'daimi çocuk / daimi yalnız' yaşamına sürükleyen de, neredeyse gözünü açtığından beri topladığı bu ilgi ve hayranlık. Yehova Şahidi bir anne ve müzisyenliği denemiş işçi bir babanın dokuz çocuğundan yedincisiydi. Babasının, Michael'ın ağabeyleriyle kurduğu gruba beş yaşında katıldı; ilk single'larını çıkardıklarında onbir yaşındaydı. Çocukken parlayıp sonradan yok olan, bir dönem uyuşturucuya sarıp sonradan sıradan hayatını kabul etmek durumunda kalan nice çocuk yıldızın aksine, MJ giderek daha da 'büyüdü'. Öyle ki, nihayetinde asla büyümeyeceğine karar vererek, Peter Pan memleketi Neverland'i gerçeğe dönüştürdü ve Liz Taylor, Macaulay Culkin gibi çocuk yıldızlar dışında, sadece çocuklarla 'görüşmeye' başladı.

TANRILAŞMAYA EN ÇOK YAKLAŞAN POP YILDIZI
      Quincy Jones'un prodüktörlüğünde Thriller (1982) albümünü yayınlandığında, pop tarihi sonsuza dek değişmişti. 'Kontrollü hıçkırık'a kapılmış gibi 'sapkın' iniş çıkışlar yapan, ince telden vokali; şarkı sözlerinin arasına sıkıştırdığı tuhaf "şıkı çuku!" sesler (ki bugün benzerine Kenan Doğulu'da bile rastlayabilirsiniz); koreografisini bizzat üstlendiği 'insan üstü' danslar ve uzun metrajlı film tadında video klipleriyle, Michael Jackson 'tanrılaşmaya' en çok yaklaşan pop yıldızıydı. Tam olarak ne erkeksi, ne de kadınsı görünüyordu, üstelik Michael Jackson'a âşık olan bir adet genç kıza da rastlamadım, ama sahne kişiliği cinsellikten asla uzak değildi. Bilakis, bir çeşit 'isyankar uzaylı erotizmi' sunuyordu. 1987 tarihli Bad albümünden sonra, müzikal anlamda asla eskisi kadar takdir edilmedi. Zaten pop müzik de eski gücünü yitirmeye başlamıştı. Gelgelelim, 'ne fark eder'di?.. Asla Michael Jackson fanatiği olmamış 'ben gibiler' dahi, sahneye çıkıp üç dakika hareketsiz kaldıktan sonra kafasını sağa veya sola çevirip mumya gibi durmaya devam ettiğinde, ön sırada çığlıklar atıyordu (1993 - İnönü Stadı). Ünlü şovmen Larry King, CNN'e yaptığı açıklamada onunla karşılaşmalarından şöyle bahsediyor: "Ona sarılmak istemezdiniz. Ama sarılmamak da istemezdiniz." Jackson pek kimseyi (en azından yetişkin olanları) 'sarılacak kadar' yakınına yaklaştırmamaya özen gösterdi. Ona ancak efsanesi üzerinden yaklaşmak mümkün oldu. Galiba bu yüzden, insanlar arkasından ağıt yakmak yerine bir 'Michael Jackson şenliği' düzenliyor. Dün New York sokaklarında bir grup insan omuzlarında teyple sokakta şarkılarını söylüyordu. Matbaada makineler boş döndüğü için bu yazıyı derhal teslim etmeye çalıştığım şu dakikalarda da, Londra'da binlerce kişi MJ usulü beyaz eldivenlerini takmış, topluca 'ay yürüyüşü' yapmaya hazırlanıyor. Çünkü hepimiz 'garip hissediyoruz'. Britney Spears'ın, Justin Timberlake'in veya herhangi birinin yerini alamayacağını, bir daha kimsenin 'kral' olmayacağını çok iyi biliyoruz.

Kaynak: Sabah




Google